FİLMEKİMİ SEÇKİSİ: OAKLEY’NİN AŞK VE YAŞAM FİLMİ ÜZERİNE
Emel Seçen
Jane Austen’ın 1811 yılında yayımlanan ölümsüz eseri Sense and Sensibility (Aşk ve Yaşam), yönetmen Georgia Oakley’nin yeni uyarlamasıyla Filmekimi 2026’da sinemaseverlerle buluştu. George MacKay’in Edward Ferrars karakterini canlandırdığı filmde Daisy Edgar-Jones ve Esme Creed-Miles, aşk ile toplumsal beklentiler arasında sıkışan Dashwood kardeşlere hayat veriyor. Emel Seçen, Austen’ın iki yüzyılı aşan hikâyesinden hareketle aşkı, sadakati, paranın gücünü ve kadınların toplumsal konumunu sorguluyor. Peki, Jane Austen’dan bugüne gerçekten ne değişti?

Evet evet, Jane’den beri ne değişti?
Kimilerinin ilk aklına Tarzan da gelmiş olabilir, elbette. Jane Austen (1775-1817) yıllarında yaşadı. Bugün bir klasik roman olan Aşk ve Yaşam yahut Jane Austen’ın orijinal adıyla Sense and Sensibility (Türkiye’de Aşk ve Yaşam veya Sağduyu ve Duyarlılık adlarıyla yayımlanan) romanı 1795 yılında yazılmaya başlanmış, daha sonra 1797-1798 ve 1809-1810 yıllarında gözden geçirilip revize edilmiş ve ilk kez 30 Ekim 1811 tarihinde yayımlanmıştır.
Aradaki yıl 215!
Filmin ilk versiyonunu, Emma Thompson’ın (Elinor) senaryosu ile Kate Winslet (Marianne), Hugh Grant (Edward) kadrolu, 1995 yılında izlediğimizde, En İyi Uyarlama Senaryo dalında ödüle layık görülmüştü.
SAĞDUYU VE DUYARLILIK
Bay Dashwood öldüğünde, karısı ve üç kızı Elinor, Marianne ve Margaret, yılda sadece 500 sterlinlik bir mirasla kalırlar; Norland Park adlı mülkünün büyük kısmı önceki evliliğinden olan oğlu John’a kalır. John ve açgözlü, züppe karısı Fanny hemen büyük eve yerleşirler; Fanny, erkek kardeşi Edward Ferrars’ı da onlarla kalması için davet eder. Edward ile Elinor arasında filizlenmekte olan arkadaşlıktan endişe duyar, ayırmak için elinden geleni yapacakken kader farklı şekilde gelişir. Paranın ağır bastığı süreçte, Elinor’un kız kardeşi Marianne kendisinden yaşça büyük Albay Brandon ile tanıştırılır. Onda aradığı tutkuyu bulamadığı anda karşısında hilekâr olduğu sonradan ortaya çıkacak, uğruna yataklara düşeceği John Willoughby çıkıverir. Marianne aşkı, ablası Elinor’un nişanlı Edward’a karşılıklı aşkı. Bekâr kızların illa ki evlenip yuva kurmalarının âdet baskısı hâline geldiği, çifte düğün hayalleri kurarken, yine yalnızlıkları ile baş başa kalan ve küçük kız kardeş Margaret’in ifade ettiği gibi:
— Bu nasıl bir Londra? Bütün erkekleri çalıyor!
Dediğini doğrular nitelikte gidenler, gelenler, dönmeye çalışırken maskesi düşenler arasında mutlu sona ulaşılacak mıdır?
Filmde söylenen en özlü sözlerden birisi:
— Keşke erkeklerin dürüst, onurlu olma gibi bir unvanları olsa.
Bu kadar her şeyin yozlaştığı dünyada, elbette mum ışığı, kitap okumak, dinginlik, doğa ile bir olmak çok dinlendirici ama insanoğlunun hırsları bitmiyor. Aynı oranda hırslarına yenik düşmeleri de elbette.
Yüzyıllar önceden itibaren söylenmekte olan olgu, saygı ve sadakat içinde sağduyusu gelişmemiş, yeşermemiş biri dışarıdaki ağacın dalını anlayamayacağı gibi düşen sonbahar yapraklarını da göremeyecek, hissedip üzerine iki kelam edemeyecektir.
Sevmek, saygı duymak bu kadar zor mudur? Para, insanı nereye kadar taşır? İtibar parada mı, mevkide mi, oturduğu mekânda mı yoksa taşıdığı yüreğinde midir?
Filmi izlerken kadın haklarını, buna bağlı medeni kanunu, hemen hemen gelişememiş her ülkede mevcut “kadın ise geri planda tut, fazla konuşturma” ilkesinin nasıl sürece yayıldığını hissettim.
Değerli eserler işte hayatı iyi okuyunca sonsuzluğa bir eser çıkmış oluyor.
Filmi romantik bir yapınız var ise kesinlikle izleyin.
Filmi, tarihî geçmiş zamanları seviyorsanız muhakkak izleyin.
Filmi insan duyguları ile vardır, diyorsanız kaçırmayın!
Filmin kadrosu da oyunculuklarda çok iyi. Yerli yerinde çok bütünlük var. Uyum, ahenk var. Bununla birlikte Edward’ı oynayan aktör sevdiğim oyunculardan ve yeri gelmişken önemli bir seçkisini de belirtmek isterim.
GEORGE MACKAY’İN TARZI
Kendisini uzun bir aradan sonra oldukça kilo almış hâli ile izlediğimiz, Russell Crowe ile filmi (2019) Kelly Çetesinin Gerçek Hikâyesi’nde izlemiştik. 1917 (2019) keza ve bu yıl nisan 2026 tarihinde 45. düzenlenen İstanbul Film Festivali (İKSV) seçkisi içinde en beğendiğim filmdi. Ve FIPRESCI ödülüne layık görüldü.
Yine son derece başarılıydı ama bu filmde diğer işlerinden çekip alan özellik, âşık bir adamı oynaması.
Kaçırmayın!
Kuvvetli bir kitabı satır satır sizi içine aldığını hissedercesine izleyeceğinize eminim.

AŞK VE YAŞAM (SENSE AND SENSIBILITY) – 2026
Filmin Künyesi
Yönetmen: Georgia Oakley
Senaryo: Jane Austen’ın Sense and Sensibility adlı romanından uyarlama
Oyuncular: Daisy Edgar-Jones, Esmé Creed Miles, George MacKay, Caitríona Balfe, Fiona Shaw
Tür: Dönem draması, romantik dram
Yapım Yılı: 2026
Yapım Ülkesi: Birleşik Krallık
Türkiye Gösterimi: Filmekimi 2026
Türkiye Vizyon Tarihi: 16 Ekim 2026
Konu: Jane Austen’ın klasik romanından uyarlanan film, babalarının ölümünün ardından ekonomik güçlüklerle karşılaşan Elinor ve Marianne Dashwood kardeşlerin, 19. yüzyıl İngiltere’sinin katı toplumsal kuralları arasında aşk, evlilik, mantık ve duygularıyla verdikleri mücadeleyi anlatıyor.


