Anasayfa » YAZARLARIMIZ
YAZARLARIMIZ

Göğnüm hep seni aaaarıyoooor, ay did it may weeeey
Hakan Akdoğan Yanıldığın zamanlarda seni sevmek daha kolaydı. Beyaz atlı şövalyende de yanılmıştın. Şimdi seni o beyaz atlı şövalyeden kurtaracak beyaz atlı şövalyeyi bekliyordun. Seni

PORTRENİN ÇIĞLIĞI
– Ölmüş Bir Adama Mektup – H. Nilgün Karataş Aramızdaki tuhaf ilişkiyi anlatmaya henüz hazır değilim; ne zaman seninle vakit geçirecek olsam olmadık işlerin başıma

ÇÜRÜK KOKUSUNU PARFÜM SANAN İNSAN
Tuba Ayşe Özgür Sıradan bir gündü aslında hayatın koşuşturması içinde sakince yürümeye çalıştığım, tek çizgide bir adım arkasından bir adım dikelmeye çalıştığım günlerden biri işte.

DEKADANS
Arzu Kurt Her şey çürüyor. Mezarda beden, toprakta yaprak, zihnimde anlam, toplumda insan, yaşayışta ahlâk, kalbimde dostluk… Yaşam gücüm azalıyor. İç bütünlüğüm geçirgen. Beni ben

MIH
Benan Bilek Seden Hanım’ın şaşaalı ofisinde yapılan yeni koleksiyon sunumunun, masada yeri olmayan kahramanıydı. Dört ay boyunca çizip hayata geçirdiği ‘Gün Batımı’ serisinin her bir

İKİ KÜÇÜREK:TOPRAĞIN SAÇLARI & ALTIN KÜPELİ
Demet Çaltepe TOPRAĞIN SAÇLARI Toprağın saçları uzanıyor gökyüzüne; kahverengiden yeşile, yeşilden sarıya oradan ver elini mavi. Tutar mı toprağın saçlarını mavi, yabancılık çekmeden alır mı

ÜST GEÇİT
Betül Çakıroğlu O kadar yorgundu ki. Binlerce arabanın geçtiği şu yola yığılsa kalsa… Ama yığılırsa yıkılırdı. Bu da onu çok korkutuyordu. Yok olmak. Hiç var

KIRIK PUSULA MEKTEBİ
Belgin Ulutay Burada çocukların geleceği, henüz onlar yokken belirlenirdi. On bir yaşına gelen her çocuk Merkez’in geliştirdiği sınavlardan geçirilirdi. Matematik, dil ya da fen bilgisi

ANKA KUŞU
Duygu Görücü Bugün emeklerinin karşılığını aldığı, sabrının(mızın) meyvesini verdiği gündü. Büyük spor salonunda hiç boş yer kalmamıştı. Herkes heyecanla tüm spor etkinliklerini izlemiş ve ödül

HARABENİN HAKİKATİ
Başak Bıyıklı Rüzgâr, ıslak yaprakları ve ahşap binalardan dökülen sıva tozunu sokaklarda sürüklüyordu. Adam, paltosunun yakasını kaldırıp adımlarını ağırlaştırdı. Kırık Arnavut kaldırımları her adımda yerinden

CEVHERİN İÇİNDEN GEÇEN SESSİZLİK
Eda Büyükçapar Mavi porselen cezvenin gülümsediği bir eylül sabahında, sonbaharın yaprakları gibi kahvenin köpüğü kaynadı; içindeki duygular da fokur fokur yükselip tavana değdi. Sanki fincanın

EVREKA
Hediye Gülden Özgür Bugün biraz daha iyiyim. Ayakta durmak artık çok yoruyor ama kalçamdaki o minik çatlaklar oturmama hiç izin vermiyor. En temizi dayanabildiğim kadar

GÜNEŞ, TAŞ, CEVHER VE KÜL
Zeynep Tezel Bugün kaybolma günü. Zihnimde dizginleyemediğim sorular. Labirentteyim. Konu ilginç olunca, düşünceler birbirini izliyor, kendi içinde yeni bir kapıya açılıyor. Ardından zihnimden akıp

OLSA DÜKKÂN SENİN
Şebnem Özbay Katmer katmer açan kırmızı güllerin her yaprağında sureti asılı gibidir daima. Öyle güler yüzlü, öyle nahif, öyle kötülükten azade, öyle asude… Merak ettim

KADİR İNANIR ÖLMÜŞ
Şehnaz Orhan Cenaze çıkışı çok kalabalıktı. “Genç ölümdü, acı ölümdü, zamansız ölümdü” sözleri caminin avlularına, içerideki ayak kokan halılarına, imamın ağızlarına kadar yayıldı. Bu yayılmış

KÜLLER KÜLLERE
Kenan Doğru İnsan olmanın en trajik yanı şu olsa gerek: Yapraklar sarardığında kışın çoktan yola çıktığını bilmesi. Mevsimleri yüzlere nakşeden kader, bir çizginin uzamında kendini

DENİZİN VE TOPRAĞIN NEZAKETİ
Elçin Çakmak Erarslan Toprağın ve denizin hafızası farklıdır. Kimse bilmez neler sakladıklarını. Dile getirmeden, sessiz bir sır tutarlar. Unutulanlar, unutulmak istenenlerin hepsini saklarlar içlerinde. O

BUZDOLABINA YAPIŞTIRILAN FİŞ…
Fatma Maksude Kılınç Her gün böyleydi. Hele perdeler kapalıyken, dışarıdan hiç ses gelmezken, alaca karanlıkken. Bu mutlak sessizlikte, kendi nefes alışverişinin sesi bile dışarı sızan

ZEHRA’NIN OLMAYAN ALTIN DİŞLERİ
Mahinur Çenetoğlu Zehra sabunlu sularla yerleri silerken en büyük aksesuarı olan önde pırıl pırıl parlayan dişlerini patlatmış, mısır gibi etrafa saçmış ve sağlam suratı elde

PERİNİN YEŞİL GECESİ
Özlem Özyürek … ‘Şile fenerinin Türkiye’nin en büyük feneri olduğunu biliyor musun?’ dedim Ali’ye. ‘Bilmiyordum, öğrendim,’ dedi. Güldü. Fenere geldik. Feneri kucakladık. Bekçi geldi. Kapıyı

KELEBEĞİN KANATLARI
Güzin Arar Annem bana hiç elma şekeri almadı küçükken,şöyle kan kırmızısı, cam gibi parlak.Ne zaman tuttursam derdi ki: “Elma şekeriyapmak için sadece içi çürümüş elmalarıkullanırlar.”
