ALFRED NORTH WHITEHEAD’İN “SEMBOLİZM: ANLAMI VE ETKİLERİ” KİTABI ÜZERİNE
Burak Soyer
Alfred North Whitehead’in “Sembolizm: Anlamı ve Etkileri” kitabı, onun hayli zorlu felsefi sürecine iyi bir başlangıç kitabıdır. Duyularımızın deneyimlediği unsurların sadece anlık görüntüleri içermediğini, geçmişle geleceğin arasındaki bağın oynadığı rolle ne kadar alakalı olduğunu açıklamaya girişen Whitehead’in kitabı, aynı zamanda epistemoloji, dil felsefesi ve siyaset felsefesini bir arada sunduğu için, bugünkü dijital çağda maruz kaldığımız sembol yağmurunu kavrayabilmek adına da okunmayı hak eder.

İnsan bir nesneyi gördüğünde nasıl tanır? Herhangi bir görüntü, işaret, kelime zihinde nasıl belirir, nasıl bir anlama bürünür? Bütün bu süreç nasıl işler? Modern insanın yaşamı anlamlandırmasından ideolojiye, bilimden sanata kadar pek çok kavramı ilgilendiren sembolizmin yapı taşlarından olan, Alfred North Whitehead’in yazdığı, Ketebe Yayınları’ndan Kadir Yılmaz çevirisiyle yayımlanan “Sembolizm: Anlam ve Etkileri” adlı kitap, bu sorular ışığında Whitehead’in süreç felsefesinin algı kapılarını aralarken, sembolizmin insanın tecrübeleriyle evrenin işleyişi arasındaki bağlantı kurmayı amaçlıyor.
İlk kez 1927 yılında okurla buluşan “Sembolizm”de, Whitehead, sembolizmi, zihnin direkt olarak anladığı sembolü, yaratılışı gereği onunla anlam üzerinden kurduğu ilişki olarak niteliyor. Modern felsefede, başta Hume ve Kant’ta olduğu gibialgı düşüncesinin eksikliklerini gidermek için yeni bir izlek çizen Whitehead, insan deneyiminin salt bir algı bağlamında ele alınamayacağını, tam tersine iki temel algı unsuruyla bir şeyi anlamlandıracağını savunur. Kitabın temelini de oluşturan bu unsurları “saf algının iki modu” olarak değerlendiren Whitehead, ilk modda bir ânı, beş duyu organımızla canlı, net ve mekânı da içeren algılama şeklinde nitelediği “sunumsaldoğruluk”u tanımlıyor. Örneğin önümüzde duran mavi bir kitap kapağı “sunumsaldoğruluk”la ilgilidir ancak geçerliliği “şimdi” ve “burada” olduğu için sürekliliği yoktur. Zira zaman ve mekâna göre bu algı değişkenlik gösterebilir. İkinci mod olan “nedensel etkililik” ise Whitehead’in felsefe dünyasına miras bıraktığı en özgün kavramlardan biri sayılır. “Nedensel etkililik”te kişinin, herhangi bir unsuru kavrarken geçmişin şimdinin üzerini örten içgüdüsel ve duygusal baskısını devreye sokması gerçekleşir. Bu “sunumsal doğruluk”a göre daha belirsizdir ancak netlik konusunda çok daha güçlüdür.

İnsanlığın devamı, çevreyle olan ilişkisi ve zamankavramı “nedensellik etkililik” sayesinde farkına varılan unsurlardır. Yazı yazmaya başlamadan önce ihtiyaç duyulan kalem, daha önceden tecrübe edildiği için otomatik olarak devreye girer. Bu da geçmiş deneyimlerden kaynaklanan aşinalıkla ilgilidir. Fakat Alfred North Whitehead’in asıl meselesi, anlamlandırma sürecindeki “sembolik referans”ta kendini gösterir. Burada kast edilen insan zihninin, nedensellikten doğan daha derin daha muğlak hisleri, “sunumsal doğrudanlık”la birleşen net görsel ve işitsel unsurlarla sentezlenmesidir. İki algı modunun bileşimi olarak ortaya çıktığı için hâliyleinsanı yanılgıya düşüren yegâne noktadır. Toparlarsak; algı modlarında hata bulunmaz, hatayı yapan, bu unsurlar arasında bağ kuran, yani onları sembolleştiren insan zihnidir. Daha önce denize girdiğimiz yerde akıntının oluşturduğu girdap, sunumsal doğurganlığı meydana çıkarır. Oraya çok benzer başka bir yerden denize girdiğimizde yine aynı akıntı zihnimizde belirerek “nedensel etkililik”i akla getirir ve bütün bunlar birleşince de “sunumsal doğurganlık” algısını belirginleştirir.
Alfred North Whitehead’in “Sembolizm: Anlamı ve Etkileri” kitabı, onun hayli zorlu felsefi sürecine iyi bir başlangıç kitabıdır. Duyularımızın deneyimlediği unsurların sadece anlık görüntüleri içermediğini, geçmişle geleceğin arasındaki bağın oynadığı rolle ne kadar alakalı olduğunu açıklamaya girişen Whitehead’in kitabı, aynı zamanda epistemoloji, dil felsefesi ve siyaset felsefesini bir arada sunduğu için, bugünkü dijital çağda maruz kaldığımız sembol yağmurunu kavrayabilmek adına da okunmayı hak eder.

Burak Soyer
Gazeteciliğe 2005 yılında Radikal Gazetesi Kültür Sanat Servisi ve Kitap Eki’nde başladı. Şimdiye kadar Milliyet, Hürriyet, Hürriyet Kitap Sanat, BirGün, BirGün Pazar, BirGünKitap, Taraf, Cumhuriyet Pazar, T24, Gazete Duvar, sendika.org, solhaber.org’a, siyaset, edebiyat, müzik, sinema, tiyatro yazıları yazdı. Halen Gazete Pencere, Bianet, Gazete İkinci Yüzyıl ve OT dergisine kültür sanat, K24, Edebiyathaber.net, Oggito, Ne Okuyorum?, Ajandakolik, Mahal Dergi, Romanoku internet sitelerine de edebiyat yazıları yazıyor. 2017 yılında ilk kitabı Zıvana Doğan Kitap etiketiyle yayımlandı. Zıvana’nın devamı olanBuji de 2019 yılında aynı yayınevinden çıktı. Son romanı Ring ise, geçtiğimiz Eylül ayında Karakarga Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluştu. 2015 yılında Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun olan Burak Soyer, halen Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Sanat Tarihi bölümündeki eğitimine devam etmektedir.


