Close Menu
    Son Eklenenler

    Filmekimi 2026 programı açıklandı: Cannes ve Venedik’in Ödüllü filmleri beyazperdede

    Eylül 26, 2026

    Küçük Bir Kâğıtta Koca Bir Hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

    Eylül 25, 2026

    İklim Tamkan, Ferdi Zeyrek anısına İzmir’de sahne alacak

    Eylül 25, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazar, Eylül 27
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

      Eylül 9, 2026

      ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bildiği 10 mitolojik miras

      Eylül 8, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      “Suyun Tatlılığı” Türkçede: Nathan Harris’ten Amerikan Güneyi’ne kırılgan bir bakış

      Eylül 22, 2026

      Ahmet Birsen’le Şehrin Köpeklerine Müjdeler romanı üzerine

      Eylül 18, 2026

      “Şamanizm 101” Say Yayınları’ndan çıktı

      Eylül 18, 2026

      İzlanda Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk çocuk kitabı “Mavi Gezegenin Öyküsü” Domingo Yayınları’ndan çıktı

      Eylül 17, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      İki Dünyanın Prometheus’ları: Ateşin, Bilginin ve Isdırabın Sinematik Silsilesi

      Eylül 18, 2026

      37. Ankara Film Festivali’nin Onur Ödülleri açıklandı

      Eylül 16, 2026

      Muson Hayalleri: Güneydoğu Asya Sinemasının Yeni Hikâyeleri İstanbul Modern’de

      Eylül 16, 2026

      60 yıllık göç ve müzik hikâyesi “Aşk, Mark ve Ölüm” Arter’de

      Eylül 14, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Filmekimi 2026 programı açıklandı: Cannes ve Venedik’in Ödüllü filmleri beyazperdede

      Eylül 26, 2026

      Küçük Bir Kâğıtta Koca Bir Hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      İklim Tamkan, Ferdi Zeyrek anısına İzmir’de sahne alacak

      Eylül 25, 2026

      Aynılaşan dünyaya karşı başka sesler “Bu Festival Bizim”de yankılanacak

      Eylül 23, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük Bir Kâğıtta Koca Bir Hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Küçük Bir Kâğıtta Koca Bir Hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      İki Dünyanın Prometheus’ları: Ateşin, Bilginin ve Isdırabın Sinematik Silsilesi

      Eylül 18, 2026

      Ahmet Birsen’le Şehrin Köpeklerine Müjdeler romanı üzerine

      Eylül 18, 2026

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » Küçük Bir Kâğıtta Koca Bir Hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası
    KÜLTÜR - SANAT

    Küçük Bir Kâğıtta Koca Bir Hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

    Eylül 25, 2026Yorum yapılmamış13 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Özlem Güller Ünal

    Bazı sanatçılar bir alanda üretmekle yetinmez; ilgilerini, meraklarını ve biriktirdiklerini zaman içinde bir kültür alanına dönüştürür. Hasip Pektaş’ın ekslibrisle kurduğu ilişki de böyle uzun soluklu bir yolculuğun hikâyesi. Yıllardır ekslibris üzerine çalışan, üreten, araştıran ve bu sanatın Türkiye’de tanınması için emek veren Pektaş, küçük boyutlu bu eserlerin taşıdığı büyük anlatıların peşinden gidiyor.

    Bu birikimin en somut karşılıklarından biri ise İstanbul’daki Ekslibris Müzesi. Farklı ülkelerden sanatçıların eserlerini bir araya getiren müze, ekslibris sanatının tarihine ve gelişimine ışık tutarken aynı zamanda geniş bir koleksiyonu sanatseverlerle buluşturuyor. Yalnızca birer koleksiyon parçası olarak değil, sanatın, belleğin ve sahiplik duygusunun kesiştiği görsel anlatılar olarak karşımıza çıkıyor. Hasip Pektaş ile müzenin oluşum süreci ve yıllar içinde biriken koleksiyon üzerinden küçük bir sanat formunun nasıl değerli bir kültürel alana dönüşebildiğini konuştuk.

    • Hasip Pektaş, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

    1953 yılında Ermenek’te doğdum. Hayatımın yaklaşık elli yılı eğitim, sanat ve tasarımla iç içe geçti. Üniversitede ders vermek, öğrencilerle birlikte üretmek, onların gelişimine tanıklık etmek benim için hâlâ büyük bir mutluluk. Öğretmenlik benim için hiçbir zaman yalnızca bir meslek olmadı. Öğrencilerimden çok şey öğrendim; onların merakı, heyecanı ve dünyaya farklı bakışları beni de sürekli yeniledi. Görsel iletişim tasarımı, grafik tasarım, baskı resim ve sanat eğitimi başlıca çalışma alanlarım. Fakat 1985’te hayatıma giren ekslibris, zamanla bu alanların arasında özel bir yer edindi.

    Ekslibrise ilk ilgi duyduğumda, onun küçük bir baskı resim türü olduğunu biliyordum. Fakat araştırdıkça bunun yalnızca bir teknik ya da küçük bir grafik uygulama olmadığını gördüm. İçinde kitap vardı, insan vardı, kimlik vardı, sanat vardı; dünyanın farklı yerlerinden insanları birbirine bağlayan güçlü bir iletişim vardı. Sonra merak, tutkuya dönüştü. Sanatçılarla tanıştım, eser alışverişleri yaptım, sergiler ve yarışmalar düzenledim, kitap ve makaleler yazdım, öğrencilerime anlattım. Türkiye’de ekslibrisin tanınmasını ve yaygınlaşmasını sağlamak için sonraki yıllarda İstanbul Ekslibris Derneğine dönüşen Ankara Ekslibris Derneğini 9 arkadaşımla kurdum.

    Bugün geriye baktığımda, aslında bütün bu yolculuğun birbirinden kopuk olmadığını görüyorum. Öğretmenlik, sanat, araştırma, ekslibris ve müzecilik… Hepsi aynı düşüncede birleşiyor: Üretmek, paylaşmak ve benden sonra gelecek kuşaklara bir şeyler bırakmak. Belki de beni en çok anlatan cümle budur.

    • Bir müze kurma fikri nasıl doğdu? Ekslibrisle başlayan yolculuğunuz sizi kendi müzenizi kurmaya nasıl getirdi?

    Müze fikri bir gün ansızın ortaya çıkmadı. Aslında yıllar içinde, eserler çoğaldıkça ve ekslibrisin dünyasını daha yakından tanıdıkça kendiliğinden oluştu. Müze, ekslibrise yönelik çabalarımın en önemlisiydi. Son hedefti.

    1990’lı yıllarda ekslibrise ilgi duyduğumda Türkiye’de bu konuda çok fazla kaynak ve koleksiyon yoktu. Dünyadaki sanatçılara ulaşmaya başladım. Onlarla yazışıyor, ekslibris değiş tokuşları yapıyordum. Bir sanatçıdan gelen küçük bir zarfı açmak bile benim için büyük bir heyecandı. İçinden bazen birkaç ekslibris, bazen bir mektup, bazen sanatçının kendi hayatından küçük bir hikâye çıkardı. Zaman içinde eserler birikmeye başladı. Organize ettiğimiz 6 uluslararası yarışmaya gelen ekslibrislerle bu sayı 19 bine çıktı.

      33. Fisae Uluslararası Ekslibris Kongresi’nden, 2010, İstanbul

    Sonra şunu fark ettim: Bunlar artık yalnızca benim ilgimi çeken küçük baskılar değildi. Dünyanın farklı yerlerinden sanatçıların bize emanet ettiği bir kültür mirası oluşuyordu. İşte müze düşüncesi burada güçlendi.

    İstanbul’da 2008 yılında Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan’ın desteğiyle İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi (İMOGA) bünyesinde bir Ekslibris Müzesi oluşturuldu. Sonraki yıllarda koleksiyon farklı kurumsal süreçlerden geçti. 2014’te Işık Üniversitesinde yeniden sergilendi. Nihayet 2019’da, sanatsever iş insanı M. Sonay Gürgen’in himayesinde ve Selçuk Ecza Holding bünyesinde kalıcı bir müze olarak yeniden hayat buldu.

    İstanbul Ekslibris Müzesinden Bir Görüntü

    Ben bu süreci hiçbir zaman “kendi müzemi kurdum” şeklinde görmedim. Tam tersine, bu müze çok sayıda insanın emeğinin ve iyi niyetinin sonucu. Sanatçıların eserleri, koleksiyoncuların bağışları, dernek üyelerinin çalışmaları, kurumların desteği ve yıllar boyunca verilen emekler bir araya geldi. Kendimi bu hikâyenin sahibi değil, sorumlusu ve taşıyıcısı olarak görüyorum. Çünkü bir kültür mirasını biriktirmek kadar, onu korumak ve paylaşmak da bir sorumluluktur.

    • Ekslibris, küçücük bir kâğıt parçası olmasına rağmen içinde bir kişinin, bir kitabın ve bir dönemin hikâyesini taşıyor. Sizce ekslibrisi bu kadar özel ve değerli kılan nedir?

    Ekslibrisin büyüklüğü küçüktür ama anlamı büyüktür. En basit tanımıyla bir kitabın kime ait olduğunu gösteren küçük bir baskıdır. Fakat iyi bir ekslibris bunun çok ötesine geçer. Kitabın sahibinin sadece adı yoktur; kişiliği, mesleği, tutkuları, hayalleri ve yaşamından izler vardır. Bir de sanatçı vardır. Sanatçı, o insanı tanır ve kendi sanat diliyle yorumlar.

    Böylece bir ekslibris üzerinde üç dünya buluşur: İnsan, kitap ve sanatçı.

    Bazen bir ekslibrise bakarsınız ve sahibini hiç tanımadığınız hâlde onun nasıl biri olduğu hakkında fikir edinirsiniz. Bir doktorun ekslibrisinde tıbbı, bir müzisyenin ekslibrisinde müziği, bir denizcinin ekslibrisinde denizi görebilirsiniz. Ama bazen çok daha kişisel sembollerle karşılaşırsınız.

    İşte o zaman ekslibris bir mülkiyet işaretinden çıkar, bir kimlik portresine dönüşür. Ben ekslibrisi bu nedenle seviyorum.

    Bir insanın “Ben kimim?” sorusuna küçük bir kâğıt üzerinde verdiği görsel cevap gibi geliyor bana.

    Kitapta ekslibris. Lukasz Cywicki, Polonya, X3 (100 × 90 mm), 2013
    • Türkiye’nin ilk ve tek Ekslibris Müzesi olarak bu müzenin kuruluş sürecinde sizi en çok heyecanlandıran, en çok zorlayan şey neydi?

    En çok heyecanlandığım şey, yıllardır dünyanın farklı köşelerinden gelen eserlerin sonunda kalıcı bir çatı altında buluşmasıydı. Düşünün: bir sanatçı size dünyanın öbür ucundan küçük bir baskı gönderiyor. Belki o sanatçıyla hiç yüz yüze gelmediniz. Aradan yıllar geçiyor. O sanatçı artık hayatta olmayabilir. Ama yaptığı ekslibris hâlâ burada. İşte müzeciliğin büyüsü biraz da burada. İnsan geçiyor, eser kalıyor.

    Beni en çok zorlayan ise bu mirasın sorumluluğunu taşımaktı. Binlerce eseri toplamak bir şey; onları korumak, sınıflandırmak, belgelemek, araştırmaya açmak ve gelecek kuşaklara aktarmak başka bir şey. Müze kurmak, yalnızca güzel eserleri duvara asmak değildir. Arkasında ciddi bir emek, sabır ve süreklilik vardır.

    Yaklaşık 19 bin esere ulaşan bir koleksiyonun sorumluluğunu taşırken insan zaman zaman yoruluyor. Ama sonra bir öğrencinin müzeye gelip gözlerinin parladığını gördüğünüzde bütün yorgunluk geçiyor. Bir çocuğun ilk kez bir ekslibris yapması, genç bir tasarımcının “Ben de ekslibris yapmak istiyorum” demesi benim için en büyük ödül.

    • Ekslibris ligi olsa, sizce bu alanın şampiyonları hangi ülkeler ya da hangi sanatçılar? Başarılarının sırrı ve ortak noktaları için neler söylersiniz?

    Güzel bir benzetme. Ekslibris ligi olsa, kadro kurmak gerçekten zor olurdu. Çünkü çok güçlü sanatçılar ve çok köklü gelenekler var. Danimarka, Polonya, Ukrayna, Bulgaristan, Belçika, Almanya, Çekya, Slovakya, İtalya ve Japonya gibi ülkelerde ekslibris çok güçlü bir geçmişe sahip. Danimarka’daki Frederikshavn Ekslibris Müzesinin olağanüstü büyüklükteki koleksiyonu bunun güzel örneklerinden biri. Frederikshavn, bir milyon ekslibrise sahip ve bunun 500 bini araştırmacılara açarak internette paylaşıyor.

    Başarıyı yalnızca ülkelere göre değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. İyi ekslibris sanatçısı, küçücük bir yüzeyde kendine ait bir dünya kurabilen sanatçıdır. Bunun için yalnızca iyi çizmek yetmez. Düşünmek, araştırmak, sembolleri doğru kullanmak ve özgün bir görsel dil geliştirmek gerekir.

    Yıllardır dünyanın farklı ülkelerinden sanatçıları tanıdıkça şunu gördüm: Gerçekten başarılı olan sanatçılar başkasının izinden gitmiyor. Kendi seslerini arıyorlar. Türkiye’de de artık bu sesi çok güçlü olan sanatçılarımız var. Özellikle gençlerin ekslibrise ilgisini görmek beni ayrıca umutlandırıyor.

    • Müzedeki eserleri düşününce; koleksiyon oluştururken sizin için “Bu eser mutlaka burada olmalı” dedirten kriterler neler?

    Bir esere bakarken ilk sorum “Güzel mi?” değildir. “Bana ne söylüyor?” diye bakarım. Sanatçının kendine özgü bir dili var mı? Eser ekslibris olma özelliğini gerçekten taşıyor mu? Teknik açıdan nasıl? Sahibinin kişiliğiyle bir ilişki kurabiliyor mu? Bir dönemi, bir kültürü ya da bir sanat anlayışını yansıtıyor mu? Bunlar benim için önemli. Tabii çeşitlilik de çok önemli. Farklı ülkeler, farklı dönemler, farklı teknikler, farklı estetik anlayışlar… Hepsinin bir arada olması gerekir. Çünkü müze yalnızca “en güzel eserlerin” sergilendiği bir yer değildir. Müze, bir sanat dalının hafızasıdır.

    Bazen ilk bakışta çok sade görünen bir eser, yıllar sonra bir araştırmacı için çok önemli olabilir. Bu yüzden koleksiyon oluştururken yalnızca bugünün gözleriyle değil, biraz da geleceğin gözleriyle bakmaya çalışıyorum.

    • Dünyanın farklı ülkelerinden gelen ekslibrislerin aynı çatı altında buluşması, aslında küçük bir kâğıt üzerinden kültürlerarası bir yolculuk da yaratıyor. Bu koleksiyon size dünya hakkında neler söylüyor?

    Bana dünyanın düşündüğümüzden daha küçük olduğunu söylüyor. Birbirinden binlerce kilometre uzakta yaşayan insanlar aynı küçük kâğıt parçası üzerinden birbirleriyle iletişim kurabiliyor.

    Ekslibris sayesinde çok sayıda sanatçıyla tanıştım. Bazılarıyla hiç karşılaşmadım; mektuplar aracılığıyla dost olduk. Bir sanatçı eser gönderdi, biz Türkiye’den başka eserler gönderdik. Sonra bu alışveriş yıllarca sürdü. Bazen bir zarfın içinden çıkan küçücük bir ekslibris, dünyanın başka bir köşesindeki bir insanı hayatınıza dahil etti.

    Kültürler farklı. Semboller farklı. Renkler, biçimler, anlatım biçimleri farklı. Ama insanın kendisini anlatma isteği aynı. Bu nedenle ekslibris bana göre uluslararası bir dostluk dili. Sınırları olmayan, sessiz ama çok güçlü bir dil. Ekslibris aynı zamanda bir kültürel alışveriş ögesidir. Yıllar önce Belçikalı koleksiyoncu ve tiyatro yazarı Luc Van den Brielle adına yaptığım Karagöz ve Hacivat figürleri içeren ekslibris, onun gölge oyunu kültürümüzü tanımasına vesile olmuştu.

      Hasip Pektaş, Türkiye, C3 (100×78 mm) 1995
    • Ekslibris müzelerinin dünyada örneklerini hangi ülkelerde görebilmek mümkün?

    Dünyada ekslibrise adanmış müzelerin sayısı çok fazla değil. Sadece 10 tane. Danimarka, Belçika, Almanya, Polonya, Rusya, İtalya, Fransa, Bulgaristan, Ukrayna ve Türkiye. Bu ülkelerde önemli koleksiyonlar ve kurumsal yapılar bulunuyor.

    Özellikle Danimarka’daki Frederikshavn Ekslibris Müzesinin yeri ayrı. Koleksiyonunun büyüklüğü, ekslibrisin bazı ülkelerde ne kadar ciddi bir kültürel alan olarak ele alındığını gösteriyor. İstanbul’un da bu uluslararası ekslibris dünyasında kendi yerini oluşturmuş olması benim için önemli. Türkiye bugün ekslibrisi yalnızca izleyen bir ülke değil. Sanatçılarımız üretiyor, yarışmalara katılıyor, sergiler açılıyor, üniversitelerde çalışmalar yapılıyor, uluslararası sanatçılarla iletişim kuruluyor. Bütün bunların daha da gelişeceğine inanıyorum.

    • Günümüzde kitapların ve okuma alışkanlıklarının değiştiği bir dünyada ekslibrisin anlamı sizce nasıl değişiyor?

    Bana zaman zaman “Kitaplar değişiyor, ekslibris de yok olacak mı?” diye soruyorlar. Ben buna “Hayır” diyorum. Çünkü ekslibris yalnızca fiziksel kitabın üzerinde duran bir işaret değil. Temelinde insanın sahip olduğu şeyle kişisel bir bağ kurması var.

    Kitapların biçimi değişebilir. Dijital yayınlar çoğalabilir. Okuma alışkanlıkları farklılaşabilir. Ama insanın kendisini ifade etme ve sahip olduğu şeyi kişiselleştirme ihtiyacı ortadan kalkmaz. Üstelik bugün yeni teknolojiler sanatçılara daha önce olmayan imkânlar sunuyor. Yapay zekâ da bunlardan biri. Ben yapay zekâyı özellikle eğitim ve tasarım açısından yakından izliyorum. Yeni bir araç olarak çok önemli. Fakat aracın kendisi sanat değildir.

    Öğrencilerime de bunu söylüyorum: “Teknolojiyi kullanabilirsiniz ama ne söyleyeceğinizi yine siz bilmelisiniz.”

    Bence ekslibrisin geleceğinde de belirleyici olan bu olacak. Teknik değişebilir; ama insanın anlatma ihtiyacı değişmez.

    • Müzenizde çocukların ve gençlerin ekslibrisle tanışmasını da önemsiyorsunuz. Sizce bir çocuğa ekslibrisi anlatmanın en güzel yolu nedir?

    Öğretmenlik yaptığım yıllar içinde şunu öğrendim: Çocuğa bir şeyi uzun uzun anlatmak yerine, onu keşfetmesini sağlamak çok daha etkili. Bir çocuğa “Ekslibris nedir?” diye sorduğunuzda belki cevap veremez. Ama “En sevdiğin kitabın senin olduğunu nasıl göstermek isterdin?” diye sorarsanız, hemen düşünmeye başlar. “Adımı yazarım.” “Bir resim çizerim.” “Sevdiğim hayvanı koyarım.” “Futbol topu çizerim.” “Uzay gemisi yaparım.”

    İşte ekslibris orada başlamıştır. Sonra küçük bir kâğıt verirsiniz ve kendi dünyasını çizmesini istersiniz. Çocuğun yaptığı şey yalnızca bir resim değildir. Kendisiyle ilgili bir şey söylemeye başlamıştır. Ben sanat eğitiminin de temelinde bunu görüyorum.

    Çocuğa hazır cevap vermek yerine, kendi cevabını bulmasına yardımcı olmak. Müzeye gelen çocukların gözlerindeki şaşkınlık ve heyecanı görmek bu yüzden benim için çok değerli.

      İstanbul Ekslibris Müzesinde çocuklar
    • Türkiye’de ekslibris sanatının bugün geldiği noktaya baktığınızda, nereden nereye geldik ve hâlâ hangi noktada eksik olduğumuzu düşünüyorsunuz?

    1990’lı yıllarda Türkiye’de ekslibrisi bilen insan sayısı çok azdı. Ekslibrisi anlatmak için gittiğim bazı yerlerde önce kelimenin ne olduğunu açıklamak zorunda kalıyordum. Bugün ise durum çok farklı.

    Uluslararası yarışmalar düzenledik, sergiler açtık, yayınlar yaptık, üniversitelerde ekslibrisi anlattık. Dünyanın farklı ülkelerinden sanatçılar Türkiye’deki etkinliklere katıldı.

    İstanbul Ekslibris Derneğinin çalışmalarıyla Türkiye uluslararası ekslibris çevresinde daha görünür hâle geldi. İstanbul Ekslibris Müzesinin yaklaşık 19 bin esere ulaşan koleksiyonu da bunun somut göstergelerinden biri.

    Daha yapacak çok işimiz var. Ekslibrisin yalnızca sanat çevrelerinde değil, toplumun daha geniş kesimlerinde bilinmesini istiyorum.

    Okullarda, üniversitelerde, kütüphanelerde ve sanat kurumlarında daha fazla yer almasını arzu ediyorum. Çünkü ekslibris yalnızca küçük bir baskı resim alanı değildir. Kitabı, insanı ve sanatı aynı yerde buluşturan çok özel bir kültür alanıdır.

    Türkiye’nin bu alanda daha da ileri gidebileceğine inanıyorum.

    • Bunca yıl içinde elinizden binlerce ekslibris geçmiş olmalı. Sizi kişisel olarak çok etkileyen, hikâyesini hiç unutamadığınız bir ekslibris var mı?
    Krzysztof Marek Bąk, Polonya, CGD (128 × 128 mm), 20013

    Bu soruya tek bir eser seçmek kolay değil. Ancak benim için çok özel bir ekslibris var. Polonyalı sanatçı Krzysztof Marek Bąk, benim için yaptığı çalışmada bir okul ve ağaç imgesi kullandı. Bana eserin anlamını kendisi şöyle açıkladı: “Sen bir okulsun; yapraklar da senin öğrencilerin.”

    Bu söz beni çok etkiledi. Çünkü insanın yaptığı işin kendisinden sonra nasıl devam ettiğini bundan daha güzel anlatan bir cümle düşünemiyorum.

    Ağaç, benim için de çok güçlü bir metafor. Bir ağacın gövdesi yıllar içinde kalınlaşır, kökleri derinleşir; ama asıl güzelliği dallarında ve yapraklarında ortaya çıkar. Öğretmenlik de biraz böyle. Yıllar boyunca bilgi, deneyim ve sevgiyi aktarıyorsunuz. Sonra öğrencileriniz kendi yollarına gidiyorlar. Kimi başka bir ülkede, kimi başka bir üniversitede, kimi bambaşka bir alanda kendi yaprağını açıyor. Siz onların hikâyesinin bir yerinde olduğunuzu biliyorsunuz.

    Ben yaklaşık elli yıldır öğretmenlik yapıyorum. Geriye dönüp baktığımda, belki de en büyük mutluluğum yetiştirdiğim öğrencilerin kendi yollarını bulduğunu görmek. Bir öğretmen için bundan daha büyük bir ödül var mı, bilmiyorum.

    Krzysztof Marek Bąk’ın yaptığı bu ekslibrise her baktığımda bunu hatırlıyorum. Üstelik ekslibrisin kendisi de bir kitapla, eğitimle ve bilgiyle doğrudan ilişki kuruyor. Küçücük bir baskının içine koca bir hayat duygusu sığmış.

    • Bir koleksiyoncu için eser biriktirmek kadar korumak, geleceğe aktarmak ve başkalarıyla paylaşmak da önemli. Müzenin geleceğine dair nasıl bir hayaliniz var?

    Müzeyi bir son nokta olarak görmüyorum. Tam tersine, müzenin kurulmasıyla yeni bir dönem başladı.Hayalim, İstanbul Ekslibris Müzesinin yalnızca eserlerin görüldüğü bir yer değil; ekslibris konusunda uluslararası bir araştırma, eğitim ve iletişim merkezi olması.

    Koleksiyonun daha geniş biçimde dijital ortama aktarılması, eserlerin bilimsel olarak belgelenmesi, araştırmacıların bu kaynaktan yararlanması, çocuklar ve gençler için eğitim programlarının çoğalması benim için çok önemli. Üniversitelerle iş birliklerinin artmasını, yeni araştırmalar yapılmasını ve ekslibrisin gelecekteki dönüşümlerinin de müze çatısı altında tartışılmasını istiyorum. Özellikle yapay zekâ ve dijital sanatla ekslibrisin ilişkisini önemsiyorum. Çünkü yeni teknolojileri görmezden gelmek mümkün değil.

    Bütün bunların ötesinde çok daha sade bir hayalim var: Bugün burada koruduğumuz bir eser, bizden yüz yıl sonra da bir insanın karşısına çıksın.

    Bir çocuk müzeye gelsin. Bir ekslibrisin önünde dursun. Ve o küçük kâğıda bakıp merak etsin: “Bu kim? Bu sanatçı onu neden böyle anlatmış?” Eğer bunu sağlayabilirsek, bence müze görevini yapmış demektir.

    • Son olarak, müzeye ilk kez gelecek bir ziyaretçiye “Şu esere özellikle dikkat et, çünkü ekslibrisin ruhunu orada görebilirsin” deseydiniz, hangi eseri gösterirdiniz ve neden?

    Aslında ziyaretçiye önce belirli bir eseri göstermem. Önce müzeyi dolaşmasını isterim. Çünkü yıllardır ekslibrisle uğraşırken öğrendiğim bir şey var: Bir ekslibrisin değerini yalnızca ilk bakışta gördüğünüz görüntü belirlemiyor. Biraz durmanız, bakmanız ve sormanız gerekiyor:

    Bu insan kimdi? Sanatçı onu neden böyle anlatmıştı? Bu sembolün anlamı neydi? Bu küçük baskı hangi hikâyeyi taşıyor?

    Sonra belki bir eser seçerim ve şöyle derim: “Şimdi buna bir kez daha bakın.” Çünkü ekslibrisin ruhu orada ortaya çıkıyor. Bir insan var. Bir kitap var. Bir sanatçı var. Ve bu üçü küçücük bir kâğıt üzerinde buluşuyor. Benim ekslibrise yıllardır bağlı kalmamın nedeni biraz da bu.

    Başlangıçta küçük bir baskı olarak gördüğüm şey, zaman içinde bana insanı, sanatı, kitabı, dostluğu ve hafızayı öğretti. Yıllar önce ekslibrise merakla yaklaşmıştım. Bugün geriye baktığımda, aslında ekslibrisin beni kendi dünyasına götürdüğünü düşünüyorum. Belki de bu yüzden bir ekslibrise baktığımda yalnızca bir resim görmüyorum. Bir insan görüyorum. Bir hayat görüyorum. Bir dönemin izini görüyorum.

    Ve bazen, yıllar önce bana bir zarfın içinde gönderilmiş küçücük bir kâğıdı elime aldığımda, o sanatçıyı, o günü, o mektubu hatırlıyorum. İşte müze de bunun için var. Unutulmaması gerekenleri unutmamak için.

    Eğitim ve sanat hayatımın sonunda geldiğim yer de biraz burası. Başladığımda amacım bir sanat dalını tanımaktı. Sonra onu sevdim. Sonra başkalarının da sevmesini istedim. Şimdi ise gelecek kuşakların onu tanımasını ve yaşatmasını istiyorum. Belki bir gün ben olmayacağım. Ama bir çocuk müzeye gelecek, küçücük bir ekslibrisin karşısında duracak ve onun taşıdığı hikâyeyi merak edecek. O zaman diyeceğim ki: “Evet, bütün bu çabaya değmiş.” Çünkü ekslibris küçücük bir kâğıt olabilir. Ama bazen insanın dünyadan geriye bırakabileceği en güzel izlerden biridir.

      Mauricio Schvarzman, Arjantin, X3 (130 × 110 mm), 2023
    İstanbul Ekslibris Müzesi’ni randevu alarak gezebilirsiniz.

    İletişim Bilgileri:
    Adres: Altunizade, Mahir İz Cad. No.: 45, Üsküdar/İstanbul
    İstanbul Ekslibris Derneği: http://www.aed.org.tr/
    Hasip Pektaş: http://www.hasippektas.com / hasipp@gmail.com


    Related Posts

    Filmekimi 2026 programı açıklandı: Cannes ve Venedik’in Ödüllü filmleri beyazperdede

    Eylül 26, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    İklim Tamkan, Ferdi Zeyrek anısına İzmir’de sahne alacak

    Eylül 25, 2026 Konser

    Aynılaşan dünyaya karşı başka sesler “Bu Festival Bizim”de yankılanacak

    Eylül 23, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

    Eylül 23, 2026 KÜLTÜR - SANAT
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Filmekimi 2026 programı açıklandı: Cannes ve Venedik’in Ödüllü filmleri beyazperdede

    Eylül 26, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Paribu sponsorluğunda düzenlenen Filmekimi 2026 programı açıklandı. Cannes ve…

    Küçük Bir Kâğıtta Koca Bir Hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

    Eylül 25, 2026

    İklim Tamkan, Ferdi Zeyrek anısına İzmir’de sahne alacak

    Eylül 25, 2026

    Aynılaşan dünyaya karşı başka sesler “Bu Festival Bizim”de yankılanacak

    Eylül 23, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Kafka İlk Kitap Ödülü için başvurular başladı

    Şubat 2, 2024 Kitap

    Pera Klasikleri yeni yıla Borusan Quartet ile merhaba diyor 

    Ocak 9, 2024 Konser

    Hakan Akdoğan ‘Kirpi Mesafesi’ ile İran’dan sonra İtalya da…

    Şubat 9, 2026 Kitap
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Filmekimi 2026 programı açıklandı: Cannes ve Venedik’in Ödüllü filmleri beyazperdede

    Eylül 26, 2026

    Küçük Bir Kâğıtta Koca Bir Hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

    Eylül 25, 2026

    İklim Tamkan, Ferdi Zeyrek anısına İzmir’de sahne alacak

    Eylül 25, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.