Close Menu
    Son Eklenenler

    Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

    Ekim 3, 2026

    İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

    Ekim 3, 2026

    Yalnızlar Rıhtımı restore edilmiş kopyasıyla beyazperdede

    Ekim 2, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Cumartesi, Ekim 3
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

      Eylül 9, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

      Ekim 3, 2026

      Kıraathane Kitap Şenliği 8. yaşında

      Ekim 2, 2026

      George Saunders’ın Yeni Romanı “Nöbet” Türkçede: Ölüm döşeğinde bir petrol patronu

      Eylül 30, 2026

      “Suyun Tatlılığı” Türkçede: Nathan Harris’ten Amerikan Güneyi’ne kırılgan bir bakış

      Eylül 22, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Yalnızlar Rıhtımı restore edilmiş kopyasıyla beyazperdede

      Ekim 2, 2026

      İki Dünyanın Prometheus’ları: Ateşin, Bilginin ve Isdırabın Sinematik Silsilesi

      Eylül 18, 2026

      37. Ankara Film Festivali’nin Onur Ödülleri açıklandı

      Eylül 16, 2026

      Muson Hayalleri: Güneydoğu Asya Sinemasının Yeni Hikâyeleri İstanbul Modern’de

      Eylül 16, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

      Ekim 3, 2026

      Yalnızlar Rıhtımı restore edilmiş kopyasıyla beyazperdede

      Ekim 2, 2026

      Kıraathane Kitap Şenliği 8. yaşında

      Ekim 2, 2026

      Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

      Ekim 1, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026

      BİR REPLİKANTLA HAYATIN ANLAMINI ARAMAK

      Ekim 1, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!
    Kitap

    ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

    KİTAP VE YAŞAM HAKKINDA RÖPORTAJ
    Mayıs 17, 2024Yorum yapılmamış10 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Destek Yayınları’ndan çıkan kitabında sağlıklı narsisimden örtük narsizme kadar önemli bilgiler paylaşan Klinik Psikolog Şule Öncü, narsizm konusunda artış yaşandığına dikkat çekiyor. ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabından yola çıkarak her yönüyle narsizmi konuştuğumuz Öncü, özellikle örtük narsizmin sanıldığından yaygın olduğunu belirtiyor.

    NİLGÜN KARATAŞ
    Klinik Psikolog Şule Öncü’nün bu yıl yayımladığı “Hepimiz Narsistiz’ kitabı büyük ilgi gördü.

    Adını Yunan mitolojisindeki Narcissus’tan alan narsistlerin varlığını öteden beri biliriz. Ancak son yıllarda narsizm en popüler yıllarını yaşıyor gibi görünüyor. Peri kızı Echo’nun aşkına karşılık vermediği için tanrılar tarafından cezalandırılan ve sudaki aksine aşık olarak amansız bir derde düşüp ölen Narcissus’un çocukları, filmlerden şiirlere kadar birçok yerde baş rolde oldukları yetmezmiş gibi, iş yerlerimizden sosyal medyaya kadar her yerde karşımıza çıkıyor. Klinik Psikolog Şule Öncü, “Hepimiz Narsistiz” adında bir kitap yazınca ilk işim okumak oldu, sonra da Suare Dergi okurları için dolu dolu bir röportaj yaptık. Öncü’nün sorularımıza verdiği yanıtlarlar şöyle oldu:

    Son yıllarda aldatan eşler, basiretsiz patronlar, hayırsız evlatlar, kısaca mağduru olduğumuz herkesi narsist olarak yaftalıyoruz. Bir klinik psikolog olarak narsistik kişilik bozukluğu vakalarında bir artış gözlemliyor musunuz?

    – Narsisizm çoğunlukla yanlış ve eksik anlaşılmış bir olgu. Bazı “hasta, toksik ya da kötü” insanlara özgü bir oluş zannediliyor ve bireyler başkalarını “narsist” olarak etiketleyip ötekileştirirken kendi içlerindeki narsisizme kör kalıyorlar. Oysaki narsisizm, hepimizi içine alan, normal/sağlıklı narsisizmi de kapsayan çok geniş bir spektrumdur. Maddi manevi ihtiyaçlarımızı karşılarken, sağlıklı ya da patolojik, örtük ya da açık; hepimiz, zamanla değişen düzey ve belirtilerle mutlaka bir tür narsisizm sergileriz.

    Gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki ülkemizde narsisizm, özellikle örtük narsisizm zaten sanıldığından çok daha yaygındı. Her danışanımın yakınları arasında çoğu zaman birden fazla narsist birey vardır; annesi, babası, eşi, patronu, arkadaşı ya da kendisi. Kişilik bozukluğu düzeyinde narsisizmin yaygınlık oranını belirlemek çok zordur. Ancak son yıllarda hem klinisyenlerin hem de diğer sosyal bilim insanlarının genel gözlemi narsisistik savunma ve kişilik stilinin büyük bir hızla arttığı yönünde. 

    İÇİNİZDEKİ ÇOCUK MASUM MU?

    Hepimizin içinde uyuyan bir narsist olabilir mi? Bu devin günün birinde uyanıp, harekete geçmesi mümkün mü?

    – Bireyin narsisizmi normal/sağlıklı olabilir ya da patolojik olabilir. Normal/sağlıklı narsisizm azaldığında patolojik (sağlıksız) narsisizm artar. Patolojik narsisizmi dev metaforundan ziyade çocuk metaforuyla nitelemek daha doğru. Hepimiz bebek ve çocuk olduk. Hepimiz bir başkasının insafına kaldığımız için çaresizlik, korku, öfke duyduk, kırıldık, gücendik. Bunların kayıtları var içimizde.  Dolayısıyla hepimizin içinde istek ve ihtiyaçları karşılanmadığında, yetersizliğini, cehaletini hissedip utandığında ya da duyguları karşılıksız kaldığında bağırıp çağıran, tutturan, şiddete meyleden ya da alınan, küsen, kendine acıya acıya, dudağını büke büke ağlayan bir çocuk var. Bu demektir ki hepimizde bir parça patolojik narsisizm yatkınlığı var ve olumsuz koşullarda, istek ve ihtiyaçlarımızı karşılayamaz hale geldiğimizde ortaya çıkabilir. İşte o çocuk benliğin yönetimini ele geçirdiğinde sağlıklı narsisizm bozulmaya, patolojikleşmeye başlar. İçimizdeki çocuk masum değildir. 

    Birey olumsuz yaşam deneyimlerinin ardından depresif pozisyon alabilirse, hastalığını hastalanabilirse iyileşir. Yoksa ömrü Kafkaesk bir oluşla, hastalığının kapısında bekleyerek geçer.
    Öncü – Hepimiz Narsistiz

    NARSİST KENDİNE MAHKUMDUR!

    Narsizmin toplumdaki genel karşılığı “kendine aşık kişi” şeklinde. Siz ise kitabınızda “Narsisizm kendine aşık değil, kendine mahkum olmaktır” diyorsunuz. Çok daha trajik bir durumdan bahsediyor gibisiniz. Bu mahkumiyeti açar mısınız?

    – Kişilik bozukluğu düzeyinde narsist birey için kendinden başkası sözlük anlamıyla, yoktur. Bütün eylemleri yalnız ve yalnız kendisiyle ilgili, kendine dönük, kendisiyle baş edebilmek içindir. Çünkü narsisizm bir ayrışma-bireyleşme problemidir. Narsist birey ağırlıklı olarak 18 ila 36. aylar arasında gerçekleşen bebeğin anneden ayrışma-bireyleşme evresinde takılıp kalmış, bireyleşememiştir. Dolayısıyla başkalarını kendinden ayrı, özgür iradesi olan bireyler olarak değil, kendi uzantıları olarak algılar. Başkaları, ona istediklerini verecek olan eller ve kollar, onu istediği yere götürecek olan ayaklar ve bacaklar gibi işlev gören birer dış organ, birer araçtırlar. Bir başkasının varlığını idrak edemediği ve bir başkasıyla gerçek anlamda etkileşime geçemediği için, kendine mahkûmdur narsist birey.

    NARSİSTİN BENLİĞİ SAHNE PERFORMANSIDIR

    Şule hocam, kitabınızda “narsizmi sağlıklı birey” ve “narsizmi patolojik olan birey” diye bir ayrım yapıyorsunuz. Bu ikisini arasındaki ince çizgi neresi? 

    – Sağlıklı narsisizmde tutarlı, otantik bir benlik yapısı, entegre bir benlik deneyimi vardır. Patolojik narsistin benliği ise parçalı, dağınık ve tutarsızdır. Narsist birey çocukluğundan itibaren kendi gerçekliğini inkâr eder, bir üstünlük fantezisine dayanan grandiyöz sahte benlik geliştirir ve onu başkalarına kendisiymiş gibi sunar. Dolayısıyla narsist bireyin benliği otantik bir yapı değil bir sahne performansıdır. Buna ek olarak bireyin egosu işlevsel ise, yetişkin öz yeterliliği gelişmişse, olumlu ve gerçekçi öz güven, benlik saygısı, benlik değeri, öz onay, kendinden hoşnutluk ve yaşam tatmini varsa, narsisizmi sağlıklıdır diyebiliriz. Patolojik narsisizm ise bütün bunların yetersiz olması durumunda ortaya çıkar. 

    Kitabınızda da söz ettiğiniz gibi; narsistler “büyüklenmeci” ve “örtük”  olarak birbirinden ayrılıyor. Kitabınızda bunları çok anlaşılır bir şekilde anlatıyorsunuz; yine de okurlarımız için bu ayrımı kısaca anlatır mısınız? 

    – Halk arasında “narsist” denildiğinde ilk akla gelen; literatürde açık, klasik ya da grandiyöz narsist olarak da adlandırılan büyüklenmeci narsisttir. Övüngen, gösterişli, dışa dönük, çekici, havalı, baskın, karizmatik, görünüşte öz güvenli olan; çağın materyalist değerlerine uygun nitelikleriyle bir şekilde başarı kazanmış, sahne alabilen, seyirci ve hayran toplayabilen, narsisistik yakıt ikmali yapabilen yani başkalarından aşırı ilgi, övgü, hayranlık ya da korku, itaat, hizmet alabilen narsist birey genellikle büyüklenmeci narsisttir. Ancak narsisizmin pek bilinmeyen, konuşulmayan ve fakat son derece tehlikeli ve yıkıcı bir tezahürü olan örtük (kapalı/gizli) narsisizm de oldukça yaygındır. Halk arasında bazen A. Adler’in “aşağılık kompleksi” kavramıyla anılır. 

    MÜZMİN MUHALİFLER, SİNİKLER, NİHİLİSTLER, TROLLER…

    Örtükler daha zararsız olabilir mi? Böyle düşünmek bir yanılgı mı?

    – Örtük narsist birey; hayattan istediklerini alamamış, yaşam akışı tıkanmış, potansiyelini gerçekleştirememiş, mağdur/kurban rolünde; kırgın, küskün, kindar, kendine acıyan, genellikle içe dönük, çekingen, yakınmacı, reaktif, pasif agresif, kıskanan, haset eden; kendini, yakınlarını ve ilişkilerini sabote eden; eylemsizlik, kararsızlık, şikâyet döngüsünde yaşayan; eyleme geçenleri aşağılayan, beğenmeyen, burun kıvıran; arzu ettiklerine doğru yönelmek yerine korktuklarından ve riskten kaçan, kendi kazancını değil başkalarının kaybını hedefleyen; yüzü geçmişe, imkânsıza, ölüme dönük bir kişilik yapısındadır. Müzmin muhalifler, kasıtlı yetersizler, peşin kaybedenler, sinikler, nihilistler, sosyal medya trolleri genellikle örtük narsistlerden çıkar. Kesinlikle daha zararsız değillerdir çünkü hem yakın ilişkide büyüklenmeci narsist kadar yıkıcı olabilirler hem de habis narsist ve psikopat bireyler tarafından kolayca örgütlenebilirler. 

    Hocam siz klinik psikologsunuz; danışanlarınızın çoğunluğunu narsistler mi, narsist mağdurları mı oluşturuyor? Kitabınızda “Hem büyüklenmeci hem de örtük narsist, kendisine yardım etmeye çalışan bireylere karşı genellikle öfke duyar, reddedip mesafe alır, onları aşağılayıp değersizleştirir. Çünkü yardım edilmek tümgüçlülük inancına aykırıdır” diyorsunuz. Bu durumda; bir narsistin narsist olduğunu idrak ve kabul edip tedaviye gelmesi mümkün mü? 

    – Narsist bireylere maruz kalan ve narsisistik istismar mağduru olan danışanlarımız daha çok. Kişilik bozukluğu düzeyinde narsist bireyler nadir de olsa psikoterapiye başvururlar. Bu durumda değişme yönünde bir niyet ve kararlılık varsa kısmen içgörü gelişebilir, mizaç ve yatkınlıklarda olmasa da tutum ve davranışlar yönünde iyileşme sağlanabilir.  

    ANNELER 0 – 3 YAŞ ARASINA DİKKAT!

    Kitabınızda “Bebekliğinde ve çocukluğunda yeterince görülmemiş, onaylanmamış, sevilmemiş, kabul görmemiş olanlar ve gereğinden fazla şımartılmış, uğruna kul köle olunmuşlar” diye iki ayrı noktaya dikkat çekiyorsunuz. Bu sözlerinizden ebeveynliğin ne kadar önemli olduğunu, birey üzerindeki etkisini bir kez daha anlıyoruz. Bu konuda, sizder ebeveynlere özel bir mesaj alabilir miyiz? 

    – Annesinin aşık olmadığı bebekler ve annesinin üç yaşından sonra aşık kaldığı çocuklar patolojik narsisizme yatkın olurlar. Doğal koşullarda yaşamın ilk yılında bebekte anneye (hayata) güven, ikinci ve üçüncü yılında kendine güven gelişir. Doğumu takip eden ilk yıl annenin görevi, bebeğin fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak, tensel temas halinde olmak; sakin, ilgili, şefkatli bir oluşla bebeğe ruhsal bakım verebilmektir. Ancak ikinci yıl, çocuk yürümeye, konuşmaya başladığında, kendi başına yemeye, içmeye, giyinmeye çabaladığında annenin rolü ve görevi değişir, karmaşıklaşır. Artık sürekli temas halinde, bebekle iç içe olmak, onun uzantısı olarak bütün ihtiyaçlarını karşılamak yeterli olmadığı gibi zararlıdır da. Çünkü artık, hem gerektiğinde yeterince güven veren hem de çocuk hazır olduğunda onu özgür bırakan ve aynı zamanda akılcı sınırlar çizebilen kişi olmak durumundadır. Çocuğa kendi işlerini yapması, özerkleşmesi için alan tanımadığımız, teşvik etmediğimiz ve ona sınır çizemediğimiz durumda çocuk anneden ayrışıp bireyleşemez, anneye yapışık, ruhsal bağlamda rahimde kalır. Egosu ve benliği gelişemez. Benlik zayıf ve kırılgan olduğunda, yanlış işlevli bir telafi stratejisi olarak patolojik narsisizm gelişir. 

    EN PATALOJİK DURUM KOPUKLUK

    “Patolojik narsisizm, hayattan istediğini alamayanın, alsa da tatmin olamayanın huzursuzluğudur.” 

    Şule Öncü – Hepimiz Narsistiz – 2014

    Hocam okurlarınızın kitabın hemen arka kapağında göreceği böyle bir cümleniz var. Ancak yaşadığımız çağda hepimiz hayattan alacaklı gibi görünüyoruz. Elbette hepimiz daha iyisini hak ediyoruz ama kitabınızda değindiğiniz gibi “Sen özelsin, her şeyin en iyisine layıksın, daha fazlasını iste ve oldur!” propagandasına da maruz kalıyoruz. Haliyle alacağımızın peşine düşüyoruz. Ancak kendimizi “iyileştirelim”, “geliştirelim” derken “başarı” mitine kapılıp kendimize kötülük yapmamız da olası mı? Aşılmaması gereken ince bir çizgi var mıdır?

    – Narsisistik savunmaları ve materyalist değerleri idealize eden kapitalist propaganda, patolojik narsisizmin düzeyini ve yaygınlığını arttıran etkenlerden biri. Bireyi nesneleştiren, izole eden, dolayısıyla bireyin özneliğini, etkinliğini, gelişimini, huzur ve tatminini baltalayan normları dayatıyor. Bir olguyu “norm” bellerken çok uyanık olmak gerek. Doğaya uygun mu? Yaşamı ve yaşamın çeşitliliğini destekliyor mu? Seni ötekinden koparıyor mu bağlıyor mu? Bu kriterler çok önemli. En patolojik durum kopukluktur. Gerçeklikten kopuk, başkalarından kopuk, kendi duygularından kopuk olmak. En çok kaçınmamız gereken bu. 

    Peki “sahte narsist” olmak mümkün mü? Yani aslında narsist değilken, yanlış kişilerin gözünde değer kazanmaya çalışmak, popüler ifadeyle “ezik” olmadığımızı ispatlamak için narsistmiş gibi yapabilir miyiz? Bu bir savunma mekanizması olsa da patolojik sonuçlar yaratır mı?

    – Evet, sağlıklı bir birey; narsisistik bir toplumda ya da çevrede, narsist bireyleri taklit yoluyla, onların davranış ve tutumlarını takınarak narsisistik bir kişilik stili geliştirebilir. Zaten narsisistik savunma ve stildeki artışlar bu şekilde gerçekleşiyor. 

    “Narsisizm hepimizi içine alan çok geniş bir spektrum ve bulaşıcı bir olgu. Patolojik narsisizmle baş edebilmek, bireyin narsisizm spektrumunun neresinde olduğunu fark edebilmesi ve nedenleri, sonuçları, türleriyle narsisizmi kavrayabilmesi ile mümkün.”

    Şule Öncü – Hepimiz Narsistiz – 2014

    Hocam bu cümlenizde dikkatimi çeken iki kelime var. Biri “bulaşıcı” diğeri “baş edebilmek” ve ilki uyarı, ikincisi umut niteliğinde gibi geldi bana. “Çağımızın ruhsal pandemisi” dediğiniz narsizmin bulaşıcılığı ve narsizmle baş edebilme konusunda okurlarımızı bilgilendirir misiniz?

    – Narsisistik savunma ve tutumlar çocuklukta ebeveynden, yetişkinlikte yakın ilişki içinde olunan bireylerden öğrenilerek bulaşır. Üstelik narsisizm kitle iletişim araçlarıyla, sistemik propagandayla da yayılabilen, benliği enfekte edebilen bir yapıdır. Ayrıca narsist bireyler yansıtmalı özdeşim mekanizmasıyla başkalarına kendileri gibi hissettirirler. Yani kendindeki duyguyu önce inkâr eder, sana yansıtır; örneğin “Ben değil sen kıskançsın!” der ve sonra onu kıskanmana neden olacak tutum ve davranışlarla sana kendisi gibi hissettirir. Bulaşması böyle. 

    Baş etmeye gelirsek; hazır taktiklerle, konserve stratejilerle baş etmek mümkün olmuyor maalesef. Çünkü narsist bireyler ana hatlarda birbirlerine çok benzeseler de her narsist aynı değil, daha da önemlisi her narsist mağduru aynı değil ve tabii aradaki ilişki de aynı değil. Her bireyi kendi sistemik koşulları içinde değerlendirmek ve öneriyi ona göre vermek gerekir. Yine de herkes için geçerli olabilecek bir prensip olarak şunu söyleyebilirim; hem dışımızdaki hem de içimize sızmış ve sızmakta olan patolojik narsisizmle benliğimizi güçlendirerek, ruhsal dayanıklılığımızı arttırarak baş edebiliriz. Bunun için de ego işlevlerini, öz yeterliliği, yetişkin öz güvenini, benlik saygısını, öz kabul ve öz onayı arttırmak gerek. Bu nitelikler yerli yerinde olduğunda birey sadece patolojik narsisizmle değil, hayatla da taktiklere ihtiyaç duymadan baş edebilmeye başlar. 

     “Hepimiz Narsistiz” kitabını kimler için kaleme aldınız? Bu kitabını kimler okumalı? Özellikle kimlere tavsiye edersiniz?

    Kendi benlik bütünlüğüne ulaşmak adına kendi karanlığıyla yüzleşmek isteyen herkes için yazdım. Hem narsist bireyler, hem narsist bireylerin istismarına maruz kalanlar hem de bireysel, toplumsal ve küresel ölçekte neyin içinde olduğumuzu kavramak isteyenler için. Bugün çünkü, narsisizm bağlamında, suyun ne olduğunu bilmeyen balıkların birbirine “Sen ıslaksın!” diye bağırdığı bir dünyada yaşıyoruz.

    SİNEMATERAPİ ATÖLYESİ YENİ DÖNEMDE
    FİLMLERLE ÖRTÜK NARSİZMİ ELE ALACAK 

    Klinik Psikolog Şule Öncü, 2011 yılından bu yana Sinematerapi Atölyesi düzenliyor. Sinematerapi, psikoterapide kullanılan yardımcı bir teknik. Tek başına psikoterapi ya da tedavi yerine geçmiyor, ancak içgörü ve farkındalığı destekliyor. Şule hocamızla bu kadar narsisizm konuştuktan sonra, bu konuda bir atölyesi olup olmayacağını da sorduk. O da bu konudaki çalışmaları hakkında şu bilgiyi verdi: “Evet, hem narsisizmle hem de günümüzün sürdürülemeyen ilişkileriyle ilgili yeni atölye programları hazırlıyorum. Özellikle ülkemizde çok yaygın olan örtük narsisizmi Türk ve dünya sinemasından örneklerle ele alacağım. 

    H. Nilgün Karataş

    Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden “gazetecilik yapmayacağım” diyerek mezun oldum ve yıllarca Milliyet, Dünya, Günaydın, Akşam, BusinessWeek Dergisi, Para Dergisi ve Hürriyet Gazetesi’nde “çok severek” çalıştım. Uzmanlık alanım ekonomi gazeteciliği olmasına karşın kitaplar ve filmler beni her zaman büyüledi, hayatı onlar üzerinden çözümlemeyi sevdim. Hep yazdım, çok yazdım; ilk yayımlanan romanım Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar oldu, Halen Suare Dergi, Bianet, Distopya ve Yeni Sinema Dergisi için yazarken öykü, roman ve senaryo çalışmalarımı da sürdürüyorum. Bu arada ikinci üniversite olarak İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü öğrencisiyim.

    YAZARIN TÜM YAZILARI
    röportaj

    Related Posts

    Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

    Ekim 3, 2026 Kitap

    Yalnızlar Rıhtımı restore edilmiş kopyasıyla beyazperdede

    Ekim 2, 2026 Sinema

    Kıraathane Kitap Şenliği 8. yaşında

    Ekim 2, 2026 Kitap

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Filmleri
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

    Ekim 3, 2026 Kitap

    Tiyatro sahnesinden hayatın rollerine uzanan bir hikâye: Celal Kadri Kınoğlu’nun ikinci romanı Provalar, İthaki Yayınları…

    İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

    Ekim 3, 2026

    Yalnızlar Rıhtımı restore edilmiş kopyasıyla beyazperdede

    Ekim 2, 2026

    Kıraathane Kitap Şenliği 8. yaşında

    Ekim 2, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    ÖYKÜ: Benim Cici Bebeğim

    Mart 10, 2025 Alperhan Benlioğlu

    Pera Müzesi’nde Yazar-Editör Sohbetleri’nin konuğu Ayfer Tunç

    Nisan 25, 2024 Edebiyat

    Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali seyirci ile buluşuyor

    Kasım 15, 2023 Haber
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

    Ekim 3, 2026

    İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

    Ekim 3, 2026

    Yalnızlar Rıhtımı restore edilmiş kopyasıyla beyazperdede

    Ekim 2, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.