Şehnaz Orhan
Kadın gözlerini üzerime dikti. Kollarımdaki kırmızı benekler belirginleşti iyice. Kaşımaya başladım gözler üzerimdeyken.
“Diplomamı istiyorum, bir de yıllığımı çıkarsanız, alamamıştım da.”
Raflardan albümü çıkarttı.
Güm…
İrkildim.
Tozlar etrafa yayıldı. Gözlerime girdiler. Sayfalar tonlarca. Çevirirken sayfalarını albümün, kaşıdım kollarımı hararetle, gözlerimi ovaladım sertçe.
Kısa tarihimi arıyorum bu soğuk kütüphanede.
Cıvıl cıvıl sesler doluştu kulaklarıma. Kırmızı kurdeleli saçlar. Kıvırcık, düz, kahve, sarı… Kısa etekler, lacivert formalar, alınmamış kaşlar, dudak üstlerinde arzunun tadını henüz bilemeyen bıyıklar… Her yer kız sesleri… İttirmeler, kaktırmalar, koşturmalar ağaçlı bahçede… Birbirine karışan kelimeler, kahkahalar ve sonunda derin sessizlik.
Güm…
Vuruş sesi. Boylu boyunca yatan kadın. Kıpkırmızı cadde. Başında dörtlüleri açık bir araba. İnlemeler, ambulans, dualar, örtüler ve sonunda defin arasındaki büyük sessizlik ve şaşkınlık…
Resimdekiler gülüyor habersizce. Benimle dalga geçer gibi. Mış konuluyor her cümlenin sonunda. Birlikteymişiz. Annem babam ve kardeşimle çekilmişiz. Habersizmişiz, mutluymuşuz, hatıra kalsınmış…
Kütüphanenin duvarları sararmaya başladı. Duvarlardan sular süzüldü. Önce yavaş yavaş aktı, sonra hızlandı. Sular üstüme yükselmeye başladı. Boğulacak gibi oldum. Kollarımdaki benekler çok kırmızı. Kaşıntıma iyi gelir diye suları kollarıma sürüdüm. Nafile. Geçmedi kaşıntım. Her yerim ıslak.
Sular birden çekilmeye başladı. Kurudu bu sefer her yer.
“Güm.”
Haberi çok gecikmedi. İyi kadınmış, analık yaparmış, toparlarmış bizi. Babama karılığı iyi becerirmiş.
“İtaat edeceksin bizlere. Analığın ancak laf dinletiyor size. Napam, size kendi başıma mı bakam?”
Sola doğru çevirdim kafamı. Yatakhane uzaklaşmaya başladı kütüphanenin penceresinden.
Uzağa, ağaçlı okul bahçesinin sonuna doğru kaçtı. Kollarımı uzattım panikle ama tutamadım.
“Bu evde yaşayamam. Okulda yatakhanede kalacağım artık.”
Güm…
“Ne haddine isyan edersin kısa akıllı. Yatakhaneye falan göndermem seni Aynı şehirde. Tövbe tövbe. Battı analığının sözleri hepinize. Nankör evlatlar.”
Odanın kapısından bağrışları izleyen bir kırkayak. Ayaklarının çokluğuna rağmen yavaşça sinsice yaklaşıp, kendini gösteriyor. Çok tiksiniyorum birden. Uzunluğundan, simetrisinden, sürünmesinden… Kusuyorum ortaya gürültüyle.
Albümün sayfalarını çeviriyorum. Toz her yerime bulaştı gene. Islaklığımla çamurlu suya dönüştü. Kollarımı kanayıncaya kadar kaşıyorum. Sokaktaki kan, kollarımdaki kan oluyor, süzülüyor omuzlarımdan.
Ranzalı yataklar karşıma çıktı. Mış’lı cümleler gene arka arkaya albümden yükselmeye başladı.
İsyankarmışım, asiymişim, donukmuş artık gözlerim, lâl olmuş dilim…
Bütün kızlar sıkışık, yatakta oturmuşlar. Üst üste kol kola. Mutlularmış… Bir tek benim kıpırtısız. Gözlerim kanlı sokakta kalmış. Yuvalarından çoktan fırlamış yerde duruyor…
“Cuma günlerinden nefret ediyorum Aysu. Hiç gitmek istemiyorum eve.”
Aysu’yu buluyorum yatakhane resminde. Güleç gözleri, büyük ağzı, balık etli vücuduyla bana sarılmış duran canım arkadaşımı.
Kırk ayak evde gene geziniyor. Çok tiksiniyorum. Uzunluğundan, simetrisinden, sürünmesinden… Kusuyorum ortaya gürültüyle tekrar.
Kırk tane de laf söyler.
“Bugün temizlik yapılacak. İşin ucundan tutuver.”
“Ders çalışacağım ben.”
“İsyankâr kız söyleyiveririm babana görürsün anyayı Konya’yı. Kancık seni.”
Kırk ayak, kırk kapı dolaşır kovaları, bezleri bana bırakarak. Kırk laf uçurur konu komşuya. İftira, yalan dolan…
Yatakhaneyi yakalamaya uğraşıyorum gene bina gürültüyle uzaklaşırken benden.
“Hafta sonları istemiyorum eve gelmeyi baba. Rahat bırak beni.”
Güm…
“Bana karşı mı geliyon? Herkes ne der? Aynı şehirde, kız okulda yatacak haa!!!”
Soğuk duvarlar hem sararıyor hem de üşüyor ben yatağın içindeyken. Kurtulduğuma seviniyorum eve gitmekten hafta sonları. Büzüşerek yatıyorum yatağımda.
Cuma akşamı bir curcuna. Annelerin etekleri havalanıyor, kızların saçları uçuşuyor, sarılmalar, kavuşmalar… Ne yemek yaptınlar, çarşıya çıkar mıyızlar? Yüzlerce değil, binlerce hatta tonlarca kucaklaşmalar arasında. Kollarım soğuk, kaşıntılı ve yalnız…
Çarşı rengarenktir. Basmalar, etekler, küçük sevinçler, az da olsa harcanan paralar…
İskender yenilecektir bir de birlikte. Kokuları yayılacaktır burnuma, kokusunda soğandan başka tat olamayan kış türlüsünü yerken.
Kollarımdaki benekler kızarıyor, kan içime doluyor hafta sonları. Sokağın kanı kolumun kanı oluyor. Başında dörtlüleri açık bir araba. Boylu boyunca sokakta yatan kadından, oluk oluk akan kan her yerime doluyor. Kıpkırmızı kollarımla türlü yiyorum. Kolumdan oluk oluk yemeğin yağına kan akıyor. İttiriyorum öfkeyle kanlı tabağımı ileriye.
İstese de gitmeyeceğim o eve. Önüme İskender de koysalar, çarşıya da çıksak, basmalı entariler, beyaz gömlekler de alsak, damarım damar yalnız başıma kalacağım okulda. Türlüyle, yemekhanenin alışıldık kokusuyla, duvarların soğuktan şikayetleriyle, perdelerin artık griye dönmüş renkleriyle ve çarşafımın sararmış, bir yerleri hafif yırtılmış yazgılarıyla.
Kütüphanenin duvarları beyazlamaya başladı, topuk sesi yaklaşmaya başlarken.
Güm…
Kadın diplomamı koydu önüme arama zahmetinin üzerinde yarattığı kızgınlık ve bıkkınlıkla.
Dolap kokmuştu, eskilik sinmişti üstüne, kocaman adımın yazdığı kâğıtta.
Loş, soluk renkli kütüphane aydınlanmaya başladı. Albümü almak için başımı eğdiğimde, Aysu’nun kahkaha attığını duydum. Gülümseyip, albümü de diplomamı da yanıma alıp ayrıldım.
Güm…
Tam bir iki adım atmışken büyük bir ses duyup arkamı döndüm.
Gürültüyle önce kütüphane çöktü, arkasından da yatakhane.
Önüme dönüp okulun ağaçlı bahçesinden nedenini bilmediğim bir gururla yürümeye başladım. Üstümdeki tozları silkeledim. Kolumdakiler geçmiş, kaşıntım durmuştu. Büyük bir huzur kapladı içimi. Kısacık tarihim kolumun altında. Onları sımsıkı tutarak yoluma devam ettim.

Şehnaz Orhan, Bursa doğumlu. Evli ve iki çocuk annesi. Psikoloji ve edebiyat, hayatında her zaman en sevdiği alanlar arasında yer aldı. Uludağ Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu ve aynı üniversitede İşletme yüksek lisansını tamamladı. Psikolojiye olan ilgisi nedeniyle İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik alanında yüksek lisans yaptı; ayrıca ICF onaylı koçluk yetkinliği kazandı. Halen Bursa’da bir patoloji laboratuvarında yönetici olarak görev yapıyor. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Lisans Programı’na devam ediyor. Yaratıcı ve ileri düzey yazarlık atölyelerinde eğitimlerine devam ediyor ve kolektif kitaplarda öyküleri, çeşitli dergilerde yazıları yayımlanıyor.


