Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Temmuz 6
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » 1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü
    Felsefe

    1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

    Ağustos 2, 2025Yorum yapılmamış11 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    HAZIRLAYAN: NİLGÜN KARATAŞ 

    Felsefenin en kadim sorusu, belki de en kişisel olanıdır: “Ben kimim?” Bu soru, zaman içinde şekil değiştirse de, insanın kendine dönme ihtiyacı hiç kaybolmadı. Varoluşçuluk, işte bu ihtiyacın düşünsel izdüşümüdür. Ne bir sistem vaat eder ne de mutlak hakikatler sunar. Aksine, bireyin dünyadaki yerini, özgürlüğünü, kaygılarını, yalnızlığını ve sorumluluğunu merkeze alır. 

    “Varoluş” sözcüğü, Latincede exsistere (dışarı çıkmak, görünür olmak) kökünden gelir. Felsefede özden önce gelen bir gerçeklik olarak tanımlanır. Varoluşçulukla birlikte, bireyin kendi anlamını yaratma çabasıyla da iç içe geçmiştir.

    Bu yazıda, varoluşun farklı yüzlerini ortaya koyan 10 düşünürün izini sürüyoruz. Kimileri Tanrı’yla hesaplaşır, kimileri toplumsal rollerle; bazıları kelimelere sığınır, bazıları suskunluğa. Bu on isim, insan olmanın, yalnızca yaşamak değil, kendini yaratmak, sorgulamak ve taşıyabilmek olduğunu hatırlatıyor. Çünkü varoluş, sadece bir başlangıç değil; her an yeniden kurulan bir yolculuktur.

    10 DÜŞÜNÜRÜN İZİNDE VAROLUŞÇULUK KAVRAMI

    Søren Kierkegaard
    İnancın Uçurumunda Varoluş

    Modern varoluşçuluğun kurucu babalarından Kierkegaard’a göre insan, evrensel hakikatler içinde değil, kişisel seçimlerinin tam ortasında var olur. Onun felsefesinde Tanrı’ya inanç, akılcı bir kavrayış değil; kaygının ve belirsizliğin içinden geçen bir “iman sıçrayışı”dır. Birey, topluluğun güvenli alanında değil, kendi iç yalnızlığında tanınır. Varoluş, onun için soyut bir düşünce değil, yaşanması gereken bir paradokstur. Seçim, özgürlük ve sorumluluk, Kierkegaard’ın düşüncesinde hep bir kaygı duygusuyla iç içedir. Özellikle Johannes de silentio takma adıyla yazmış olduğu Korku ve Titreme ile bireyin etik olanla dini olan arasındaki dramatik çatışmasını işler. Victor Eremita müstear ismiyle yayımlanan Ya/Ya da ise estetik yaşamla etik yaşam arasında bir seçim zorunluluğu ortaya koyar. Kierkegaard’ın yazdıkları, varoluşu açıklamak değil, insanı kendi iç gerçeğiyle yüzleştirmek ister: Tanrı’nın sessizliğinde yalnız kalan bir insanın çırpınışı gibidir.

     Özetle Søren Kierkegaard 

    • Mesele: Bireyin Tanrı karşısında yalnızlığı ve özgür seçimin kaygısı
    • Yaklaşım: Hristiyan varoluşçuluğun kurucusu
    • Ana Kavramlar: Kaygı, iman sıçrayışı, birey, etik, seçim
    • Başlıca Eserler:
      – Korku ve Titreme (1843)
      – Ya/Ya da (1843)
      – Tekrar (1843)
      – Felsefi Kırıntılar (1844)
      – Kaygı Kavramı (1844)
      – Ölümcül Hastalık: Umutsuzluk (1849)
    • Bir Cümleyle:
      “İnanç, aklın ötesine sıçramaktır.”

    Fyodor Dostoyevski
    Yüzleşerek Varoluş

    Dostoyevski, varoluşçuluğu roman sanatının içinde kuran en önemli yazarlardan biridir. Onun kahramanları yalnızca eylemleriyle değil, iç konuşmalarıyla var olur; kendi benlikleriyle çatışmaları, onları yalnızca edebi değil felsefi figürlere dönüştürür. Camus dahil olmak üzere birçok Batılı düşünürü varoluşçu anlamda etkilemiş bir klasik olarak kabul edilen kısa romanı Yeraltından Notlar’daki isimsiz anlatıcı, aklın, ilerlemenin ve sistemli yaşamın insana mutluluk getirmediğini haykırır. Hem Rus hem de dünya edebiyatının baş yapıtlarından biri olan Suç ve Ceza’da Raskolnikov, bir cinayetle Tanrı’yı aşmaya çalışır, ama sonunda vicdanın ve bağışlanmanın yoluna düşer. Dostoyevski’nin evreninde insan, ne tamamen inançlıdır ne de tümüyle inkârcı; o, sürekli salınan, düşen ve yeniden arayan bir varlıktır. Günah, özgürlük, isyan ve bağışlanma gibi Hristiyan kökenli kavramlar onun eserlerinde bireysel ve etik sınavlara dönüşür. Varoluş, onun karakterleri için her zaman bir yüzleşmedir: hem Tanrı’yla hem kendi karanlık benliğiyle.

    Özetle Fyodor Dostoyevski 

    • Mesele: Özgür irade, vicdan, suç ve inanç arasında parçalanan birey
    • Yaklaşım: Varoluşçuluğu edebiyat aracılığıyla kurar; Tanrı, özgürlük ve iç çatışma üçgeni
    • Ana Kavramlar: Suç, isyan, günah, bağışlanma, özgürlük, Tanrı arayışı
    • Başlıca Eserleri:
      – Yeraltından Notlar (1864)
      – Suç ve Ceza (1866)
      – Budala (1869)
      – Ecinniler (1872)
      – Karamazov Kardeşler (1880)
      – Bir Yazarın Günlüğü (1873–1881)
    • Bir Cümleyle:
      “İnsan bazen yalnızca iki kere iki dört etmesin diye hareket eder.”

    Friedrich Nietzsche
    Değerin Yıkımında Varoluş

    Nietzsche, varoluşu Tanrı’nın gölgesinden kurtarmaya çalışan bir filozof değil, o gölgeyi yok eden bir dinamittir. “Tanrı öldü” diyerek yalnızca bir inanç sistemini değil, o inancın etrafında kurulan tüm değerler düzenini de sarsar. İnsan, artık evrensel bir anlamla değil, kendi yarattığı anlamla yaşamak zorundadır. Ancak bu özgürlük, beraberinde bir boşluk getirir: Nihilizm. Nietzsche’ye göre bu boşluğun içinden geçip yıkıntıların ortasında yeniden yaratabilen birey, “üstinsan”dır. Böyle Buyurdu Zerdüşt’te üstinsan yalnızca güçlü değil, kendine özgü değerler kurabilen kişidir. Ahlakın Soykütüğü, ahlakın tarihsel ve toplumsal temellerini sarsarken; Tragedya’nın Doğuşu insanın yaşamla kurduğu trajik ama yaratıcı bağı vurgular. Nietzsche için varoluş, edilgen bir kabulleniş değil, estetik bir meydan okumadır. Birey, yaşamın acılarını bastırmak yerine onunla dans etmeyi öğrenmelidir: Tıpkı sonsuz kez tekrarlayacağı bir hayatı seçermişçesine.


    Özetle Friedrich Nietzsche

    • Mesele: Tanrı’nın ölümüyle anlamın, ahlakın ve bireyin yeniden inşası
    • Yaklaşım: Varoluşçu düşüncenin öncülü; bireysel değer yaratımı ve trajik bilinç
    • Ana Kavramlar: Tanrı’nın ölümü, nihilizm, güç istenci, üstinsan, sonsuz dönüş
    • Başlıca Eserleri:
      – Böyle Buyurdu Zerdüşt (1883–85)
      – İyinin ve Kötünün Ötesinde (1886)
      – Ahlakın Soykütüğü Üzerine (1887)
      – Tragedya’nın Doğuşu (1872)
      – Putların Alacakaranlığı (1889)
      – Ecce Homo (1888)
    • Bir Cümleyle:
      “İnsan aşılması gereken bir şeydir.”

    Franz Kafka
    Yabancılaşarak
    Varoluş

    Varoluşsal sıkışmışlık, yabancılaşma ve kimlik çözülmesini derinlemesine işleyen modernliğin en karanlık sesi… Kafka’nın dünyasında varoluş, bir kimlik kazanma süreci değil, kimliği kaybetmenin kendisidir. Dava’da birey, neyle suçlandığını bilmeden yargılanır. Dönüşüm’de bir sabah uyandığında bir böceğe dönüşür ya da Şato’da asla ulaşamayacağı bir otoritenin kapısında ömür tüketir. Kafka, modern bürokrasinin ve otoritenin bireyi nasıl silikleştirdiğini, görünmez ama her yerde hissedilen güçlerin insan yaşamını nasıl anlamsızlaştırdığını gösterir. Karakterleri çoğu zaman kendilerini savunamaz, dil kurur, adalet susar. Kafka’nın anlatılarında gerçeklik, rüya ve kâbus arasında gidip gelir; varoluş, bir düşüşün, çözülmenin ve iletişimsizliğin alanına dönüşür. Onun dili sade ama boğucudur, mekânları sıradan ama metafiziktir. Kafka’nın dünyasında yaşamak, sürekli ertelenen bir cevabın peşinden gitmektir ama belki de cevap yoktur.

    Özetle Franz Kafka

    • Mesele: Kimliksizlik, otorite karşısında güçsüzlük ve yabancılaşma
    • Yaklaşım: Varoluşçuluğu edebi alegorilerle işler; modernliğin ruhsal labirenti
    • Ana Kavramlar: Yabancılaşma, suçluluk, iletişimsizlik, otorite, kimlik çözülmesi
    • Başlıca Eserleri:
      – Dava (1925)
      – Dönüşüm (1915)
      – Şato (1926)
      – Ceza Sömürgesi (1919)
      – Bir Akademiye Rapor (1917)
      – Babaya Mektup (1919)
    • Bir Cümleyle:
      “Bir şeyin umudu varsa bile, bu bizim için geçerli değildir.

    Martin Heidegger
    Varlıkta unutulan varoluş

    Varoluşu dil, zaman ve ölüm bağlamında kökünden yeniden tanımlayan filozof… Heidegger, varoluşçuluğu yalnızca bireyin psikolojik ya da etik sorunu olarak değil, insanın “varlık”la olan ilişkisinin en temel biçimi olarak ele alır. Onun felsefesinde insan, sadece yaşayan bir canlı değil, varlığı sorgulayan tek varlıktır, bu Dasein’dir. Dasein, gündelikliğin içindeki dağılmış hâlinden, ölüm bilinci ve kaygı yoluyla “sahici varoluş”a yönelme kapasitesine sahiptir. Varlık ve Zaman adlı dev eseri, varoluşu zamanla kurduğumuz ilişki üzerinden çözümler: geçmiş, şimdi ve gelecek arasında bilinçli bir tutum takınmak, insanı “orada olan”dan “orada gerçekten olan”a taşır. Heidegger’e göre modern insan, teknolojinin ve hızın içinde “varlığı unutmuş” durumdadır; kelimeler, artık gerçekliği değil, gürültüyü taşır. Bu yüzden onun için varoluş, sessizlikte derinleşen, zamana yayılan ve ölüme açık duran bir farkındalıktır.

    Özetle Martin Heidegger

    • Mesele: Varlık sorusunun unutulmuşluğu; insanın zamansal ve ölümlü yapısı
    • Yaklaşım: Ontolojik varoluşçuluk; fenomenoloji ve dil felsefesiyle iç içe
    • Ana Kavramlar: Dasein, sahicilik, kaygı, ölüm, varlık, zaman, sessizlik
    • Başlıca Eserleri:
      – Varlık ve Zaman (1927)
      – Teknolojiye İlişkin Soru (1954)
      – Sanatın Kaynağı (1935–36)
      – Nietzsche Üzerine (4 cilt, 1936–46)
      – Şiir, Dil, Düşünce (1959)
    • Bir Cümleyle:
      “Varlığın anlamı, zamandır.”

    Jean-Paul Sartre
    Özden önce varoluş

    Jean-Paul Sartre; varoluşçuluğu felsefi bir sistem hâline getiren ve kamusal alana taşıyan kişi. Sartre, “varoluş özden önce gelir” cümlesiyle insanı tüm hazır tanımlardan ve mutlak hakikatlerden arındırarak, kendi özünü yaratmaya mahkûm eder. Tanrı yoksa, evrensel bir ahlak da yoktur; dolayısıyla insan, özgürlüğüyle yalnızdır ve kendi seçimlerinden bütünüyle sorumludur. Bu özgürlük hem bir kurtuluş hem bir yük, hatta bazen bir cehennemdir. Bulantı’da varoluşun anlamsızlığı karşısında duyulan tiksinti, Varlık ve Hiçlik’te daha sistematik biçimde ele alınır: Sartre’a göre insan “kendinde varlık” (taş, masa gibi) değil, “kendi için varlık”tır, sürekli bir oluş, bir eksikliktir. Duvar ve Kusma gibi öykülerinde bu felsefi altyapı, gündelik sahnelerle iç içe geçer. Sartre’ın tiyatrosu da aynı düşüncenin bir uzantısıdır: Kapalı Kapılar Ardında’da söylediği meşhur “Cehennem başkalarıdır” cümlesi, insanın hem kendi hem de başkasının gözünde nasıl şekillendiğine dair trajik bir farkındalığı dile getirir. Varoluş, onun için bir meydan okuma değil, bir yükümlülüktür: olmakla kalmayan, sürekli kendini kurmak zorunda olan bir insan.

    Özetle Jean-Paul Sartre 

    • Mesele: Özgürlük, seçim ve sorumlulukla yoğrulmuş bir varoluş
    • Yaklaşım: Ateist varoluşçuluğun sistem kurucusu
    • Ana Kavramlar: Özgürlük, kendini yaratma, hiçlik, sorumluluk, başkalık, tiksinti
    • Başlıca Eserleri:
      – Bulantı (1938)
      – Varlık ve Hiçlik (1943)
      – Kapalı Kapılar Ardında (1944, tiyatro)
      – Duvar (1939, öyküler)
      – Sartre’dan Seçmeler (çeşitli denemeler)
      – Varoluşçuluk Bir Hümanizmadır (1946, konferans)
    • Bir Cümleyle:
      “İnsan, kendi yaptığı şeydir.”

    Simone de Beauvoir
    Ötekilikte varoluş

    Sartre’ın hem yoldaşı hem eleştirmeni hem de varoluşçuluğu toplumsal cinsiyetle derinleştiren bir düşünür. Varoluşçuluğun toplumsal boyutunu açan, kadın deneyimini felsefi düşünceye taşıyan öncü isim: Simone de Beauvoir. O varoluşçuluğu yalnızca bireysel bir etik sorun olarak değil, toplumsal yapılarla iç içe geçmiş bir deneyim olarak ele alır. “Kadın doğulmaz, kadın olunur” sözüyle yalnızca feminist düşünceyi değil, varoluşun toplumsal inşa sürecini de yeniden tanımlar. Beauvoir’a göre kadın, tarih boyunca “öteki” olarak tanımlanmış, erkeğin karşısında bir nesneye indirgenmiştir. Ancak özgürlük, yalnızca metafizik değil, toplumsal bağlam içinde kazanılan bir şeydir. İkinci Cins adlı başyapıtında bu süreci tarihsel, psikanalitik ve varoluşçu açılardan çözümler. Etik Belirsizlik ve Tüm İnsanlar Ölümlüdür gibi eserlerinde ise bireyin sorumluluğunu, başkasıyla ilişkisini ve özgürlük arayışını daha geniş bir etik çerçevede inceler. Beauvoir’a göre varoluş, yalnız olmak değil; ilişkide olmak, seçim yapmak ve bu seçimlerin başkaları üzerindeki etkisini kavramaktır. İnsan, hem kendisi hem başkaları için özgürleşmek zorundadır.

    Özetle Simone de Beauvoir 

    • Mesele: Kadınlığın toplumsal inşası, özgürlük ve etik sorumluluk
    • Yaklaşım: Varoluşçuluğu toplumsal cinsiyet ve etik üzerinden yeniden kurar
    • Ana Kavramlar: Ötekilik, özgürlük, etik, toplumsal cinsiyet, seçim
    • Başlıca Eserleri:
      – İkinci Cins (1949)
      – Etik Belirsizlik (1947)
      – Mandarinler (1954, roman)
      – Tüm İnsanlar Ölümlüdür (1946)
      – Bir Genç Kızın Anıları (1958)
      – Kadınlık Durumu (makaleler)
    • Bir Cümleyle:
      “Kadın doğulmaz, kadın olunur.”

    Albert Camus
    Saçmalıkta Varoluş

    Varoluşçuluğa en çok yaklaşıp onu en çok reddeden ama onu yeniden tanımlayan isim… Albert Camus her ne kadar varoluşçulukla anılsa da, kendini “varoluşçu” değil, “absürdist” olarak tanımlar. Ona göre insanın temel durumu, anlam arayışıyla, anlam üretmeyen bir evrende yaşamak zorunda oluşudur. Bu çatışma, Sisifos Söyleni‘nde açık biçimde tanımlanır: İnsan tıpkı Sisifos gibi sürekli bir çabayı tekrar eder ama hiçbir nihai anlam bulamaz. Ancak bu, bir umutsuzluk değil, bir bilinç hâlidir. Camus’ye göre insan, bu saçmalığın farkında olarak yaşamaya devam etmeli, hatta onu sevmelidir. Yabancı’nın Meursault’su, ölüm karşısında bile evrensel anlam aramayı reddeder. Veba, etik sorumluluğu saçmalığın ortasında nasıl sürdürebileceğimizi sorgular. Düşüş ise suç, ikiyüzlülük ve pişmanlık üzerine bir iç hesaplaşmadır. Camus, isyanı yıkım için değil, insanın değerini korumak için savunur. Saçmalıkla baş etmek, dünyadan vazgeçmek değil, anlamı dayatmadan yaşamı onurluca sürdürmektir.

    Özetle Albert Camus 

    • Mesele: Anlam arayan insan ile suskun evrenin çelişkisi
    • Yaklaşım: Absürdist etik; varoluşçuluğa yakın ama mesafeli
    • Ana Kavramlar: Saçmalık, isyan, etik, ölüm, özgürlük
    • Başlıca Eserleri:
      – Sisifos Söyleni (1942)
      – Yabancı (1942)
      – Veba (1947)
      – Düşüş (1956)
      – Caligula (1944, tiyatro)
      – İsyan ve İtaat (denemeler, 1951)
    • Bir Cümleyle:
      “İnsanı büyük yapan şey, saçmalığa rağmen yaşamayı seçmesidir.”

    Emil Cioran
    Umutsuzlukta Varoluş

    Var olmanın yükünü neşeden değil boşluktan yola çıkarak yazan, varoluşu “başlangıç hatası” olarak gören düşünür: Emil Cioran. Onun felsefesi, sistemli bir düşünce yapısından çok, parçalı bir iç çöküş şiiridir. O, varoluşun içinde anlam aramaktan çok, onun ağırlığını ve boşluğunu duyumsayan bir bilgedir. Tanrı’yı da, özgürlüğü de, umudu da sorgular; çünkü ona göre insan, yalnızca var olduğu için yaralıdır. Bu yüzden yazıları sistemli değil, aforizmalarla doludur; çünkü anlamı bütünlüklü biçimde değil, sarsıntı anlarında yakalar. Çürümenin Kitabı ve Umutsuzluğun Doruklarında gibi eserlerinde yaşamakta ısrar eden bir organizmanın kendine yönelttiği eleştiriler, evrensel bir iç monoloğa dönüşür. Cioran için varoluş, iyileşmeyen bir yaradır: İnsan, ne tam anlamıyla bir hayvandır ne de tanrısal bir varlık — arada kalmış, düşmüş bir figürdür. Fakat bu umutsuzluğun içinde bile estetik bir parıltı vardır. Cioran’ın yazıları, nihilizmle yazılmış dualar gibidir: Tanrısız bir evrende bile şiir mümkündür.

    Özetle Emil Cioran

    • Mesele: Var olmanın acısı, umutsuzluk ve düşüş
    • Yaklaşım: Şiirsel nihilizm; sistemli felsefeyi reddeder
    • Ana Kavramlar: Yorgunluk, boşluk, Tanrı’yla hesaplaşma, melankoli, uyumsuzluk
    • Başlıca Eserler:
      – Çürümenin Kitabı (1949)
      – Umutsuzluğun Doruklarında (1952)
      – Doğmuş Olmanın Sakıncası Üzerine (1973)
      – Tanrılar ve Çöküşler (1966)
      – Gözyaşları ve Azizler (1937)
    • Bir Cümleyle:
      “Var olmak, sonsuz bir kabullenme provasıdır.”

    Byung-Chul Han
    Yorgunlukta Varoluş

    Dijital çağın filozofu Byung-Chul Han, modern insanın içsel tükenişini dile getirir. O, klasik varoluşçuluğun kaygı, özgürlük ve anlam arayışı etrafında kurduğu yapıyı, dijital çağın görünmez baskılarıyla yeniden yorumlar. Ona göre bugünün bireyi, dışsal otoritelerden değil, kendinden türeyen başarı ve verimlilik baskısından mustariptir. Artık bizi baskılayan bir “yasaklayan baba” değil; “yapabilirsin” diyen görünmez bir sistemdir. Bu yüzden modern birey, kendi kendini sömürürken tükenir. Yorgunluk Toplumu‘nda bu durumu psiko-politik bir analizle açar: depresyon, panik bozukluk, tükenmişlik sendromu gibi çağın ruhsal hastalıkları, sistemin görünmeyen şiddet biçimlerinin sonucudur. Şeffaflık Toplumu ise mahremiyetin yok oluşu ve sürekli görünür olma zorunluluğuyla başa çıkmaya çalışan bireyi irdeler. Han’a göre varoluş, artık özgürlük değil bir performans alanıdır; sessizlik ise kaybedilmiş bir iç hakikattir. Onun düşüncesinde kurtuluş, sürekli üretmekte değil, durabilmekte ve susabilmektedir.

    Özetle Byung-Chul Han

    • Mesele: Pozitiflik zorlaması, yorgunluk ve dijital varoluşun baskısı
    • Yaklaşım: Geç modern/postmodern varoluşun sistem eleştirisi
    • Ana Kavramlar: Yorgunluk, başarı zorunluluğu, dijital şeffaflık, sessizlik, kendini sömürü
    • Başlıca Eserleri:
      – Yorgunluk Toplumu (2010)
      – Şeffaflık Toplumu (2012)
      – Palyatif Toplum (2014)
      – Psikopolitika (2014)
      – Eros’un Istırabı (2012)
      – Güzeli Kurtarmak (2015)
    • Bir Cümleyle:
      “Birey artık baskı altında değil; kendini gönüllü olarak tüketmektedir.”

    Varoluş, bu on düşünürde on farklı biçimde dile gelir: İnançla yoğrulmuş bir yalnızlık, Tanrı’sız bir özgürlük, yabancılaşmanın iç sızısı, toplumsal rollerin kuşattığı kimlikler, ya da dijital çağın görünmeyen baskıları… Her biri, insanın dünyadaki yerini, kendine dair bilgisiyle çatışmasını ve anlam arayışını farklı bir perspektiften yorumlar. Bu düşünürler birbirini tamamlamaz; tersine, çoğu zaman birbirine karşıt durur. Fakat tam da bu nedenle, varoluşun tek bir tanımı olamayacağını gösterirler. Çünkü var olmak, sabit bir hâl değil; sürekli değişen, sorgulanan, yeniden kurulan bir süreçtir. Kimimiz sessizlikte, kimimiz isyanda, kimimiz tükenmişlikte buluruz kendimizi. “Varoluşun on yüzü”, belki de bu yüzden, hepimizin aynasına farklı bir açıdan bakar. Ya da biz aynı aynaya on farklı noktadan bakabiliriz.


    H. Nilgün Karataş

    Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden “gazetecilik yapmayacağım” diyerek mezun oldum ve yıllarca Milliyet, Dünya, Günaydın, Akşam, BusinessWeek Dergisi, Para Dergisi ve Hürriyet Gazetesi’nde “çok severek” çalıştım. Uzmanlık alanım ekonomi gazeteciliği olmasına karşın kitaplar ve filmler beni her zaman büyüledi, hayatı onlar üzerinden çözümlemeyi sevdim. Hep yazdım, çok yazdım; ilk yayımlanan romanım Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar oldu, Halen Suare Dergi, Bianet, Distopya ve Yeni Sinema Dergisi için yazarken öykü, roman ve senaryo çalışmalarımı da sürdürüyorum. Bu arada ikinci üniversite olarak İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü öğrencisiyim.

    YAZARIN TÜM YAZILARI

    düşünür felsefe nilgün karataş varoluşçuluk

    Related Posts

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

    Temmuz 1, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    Ayın Filmleri: TEMMUZ AYINDA NE İZLEYELİM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Kitapları
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    SPİNOZA’NIN TANRISI

    Ekim 1, 2025 Kenan Doğru

    Kızgın Güneş’in anti kahramanı Tom Ripley ile tanışın

    Ağustos 22, 2023 Film

    ARAYIŞ, BEKLEYİŞ VE SANTOSHA

    Ocak 1, 2026 SUAREMAG
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.