GÜLBİN PEKEL İLE AİLE ARASINDA
Bugünlerde ailenizde kendinizi iki ateş arasında kalmış ve o ateşi çıplak elleriyle söndürmeye çalışan bir kahraman gibi mi hissediyorsunuz? Bir yanda ergenlik fırtınalarıyla kapıları çarpan evladınızın öfkesi, diğer yanda “Beni unuttunuz mu?” diyen ebeveynlerinizin sitemkâr sözleri varsa… Tebrikler, siz de “Sandviç Kuşağı” üyesisiniz!

İki dilim ekmek arasına sıkışmış gibi başkalarına lezzet verirken kendi hayatını rafa kaldırmış ve onların bitmek bilmeyen ihtiyaçlarının altında ezilmiş, yine de dirayetli görünerek her yarayı sarmaya çalışan bir kuşak bu.
Sandviç kuşağı olmanın açtığı en derin yara, içten içe büyüyen suçluluk duygusudur. Bir tarafa omuz verdiğinizde, diğer tarafın sitemleri altında ezilmek; her yetişemediğiniz anda kendinizi biraz daha eksik hissetmek… Tanıdık geliyor, değil mi?
Ancak şunu hiç unutmayın: Bu hayat sandviçinin en kıymetli, en birleştirici malzemesi sizsiniz. Kıvamlı sosuyla malzemeyi bir arada tutan ve o sofraya asıl anlamını katan sizsiniz. Siz dağılırsanız ne sofranızın tadı kalır ne de ailenizin çatısı sağlam durur.
Aile bireyleri arasında yapacağınız adil bir görev dağılımı ve kendinize ayıracağınız küçük nefes alanları, bencilce bir kaçış değil, aksine ailenizin huzuru için atılmış en sağlıklı adımdır.
Sizi Uzlaşır Ailesi’nin hikâyesine götürmeden önce, hepinize başkalarına yetişme telaşında kendi ruhunun sesini yitirmediği bir hafta dilerim. Unutmayın, sandviçte siz yoksanız tabakta sadece iki dilim ekmek kalır.
Haftaya “Sessiz Oda” nın ışıklarını yeniden yakana dek sevgiyle ve kendinizle kalın…
YETİŞME TELAŞI
Ayşe Hanım bir elinde telefon Meral hanımla konuşurken, diğer eliyle oğlunun spor çantasını hazırlıyor. Telefondaki ses sitem dolu:
“Komşunun gelini her gün uğruyor. Ben burada yapayalnızım. Dizlerim de çok sızlıyor.”
“Anneciğim, daha dün geldim ya. Bugün Can’ın futbol seçmeleri var, oraya gideceğiz. İlaçlarını içtin mi sen?”
Can içerden bağırıyor: “Anne hadi! Senin yüzünden yine geç kalıyoruz!”
“Kapatmam lazım, yarın sana uğrarım” diyebiliyor Ayşe Hanım sadece.
O sırada Ali Bey kapıdan giriyor: “Selam. Kurt gibi açım, ne yemek var?”
Ve ipler kopuyor. Ayşe Hanım tüm biriktirdiklerini haykırıyor:
“Bir tarafta ‘Beni unuttun’ diyen annen, diğer tarafta istekleri bitmeyen oğlun! Şimdi de sen… Kime yetişeceğimi şaşırdım. Ben bu evde aşçı mıyım, şoför müyüm, bakıcı mıyım, neyim?”
Ayşe Hanım baba oğulun şaşkın bakışları karşısında yere çöküp ağlamaya başlıyor.
MİKRO TANI:
Ayşe Hanım’ın hikayesinde gördüğümüz, sadece yorgunluk değil, bir görünmezlik halidir. Emeğinin “zaten yapması gereken doğal bir görev” olarak görülmesi ve onca yükün tek bir kişide birikmesiyle bir süre sonra kronik bir yetersizlik hissi başlar. Unutmayın; paylaşılamayan her yük, sonunda taşıyanı da altında bırakır.
Ayşe Hanım sadece fiziksel olarak değil, duygusal olarak da görünmez hissediyor.
MİNİ TÜYOLAR:
Can ile İş Birliği: Can’ a “bekle” demek yerine, “Babaanneni aradım çünkü bizim birbirimize ihtiyacımız var, bana destek olur musun?” diyerek onu sürece dahil etmeli.
Suçlulukla Vedalaşmak: Ayşe Hanım, herkesi mutlu etmenin mümkün olmadığını, sadece “elinden geleni yapmanın” yeterli olduğunu öğrenmeli.
Lojistik Destek: Haftalık bir plan yapılarak, Meral Hanım’ın doktor randevuları veya Can’ın kursları eşler arasında bölüştürülmeli.
“Biz” Zamanı: Ayda en az bir akşam sadece “karı-koca” olarak geçirilmeli, anne- baba ve evlat rolünün dışında nefes alanları oluşturulmalı.
HAFTANIN ETKİNLİĞİ

HAFTANIN ETKİNLİĞİ
Yardım Kuponları
Bir kavanoz alın. İçine “Yaşlıların ilaçlarını hatırlatmak”, “Sofrayı kurmak”, “Çöpü dökmek”, “Alışveriş yapmak” gibi görevler yazdığınız kartları koyun. Herkes haftada 2 kupon çekmek zorunda olsun. Bu etkinlikle sorumluluk paylaşımına geçiş yapabilirsiniz.
HAFTANIN FİLMİ
“İyi Olan Kazansın” (The War with Grandpa)
Yönetmenliğini Tim Hill’ in yaptığı 2020 yapımı film, eşini kaybettikten sonra kızının evine taşınan Ed ve ona odasını verip tavan arasına taşınmak zorunda kalan torunu Peter arasındaki eğlenceli oda savaşını anlatıyor.
HAFTANIN KİTABI
“Sınırlar”- Henry Cloud & John Townsend
Kişisel özgürlüğümüzü geri kazanmanız için yol haritası niteliğindeki kitap, “Hayır” diyemediğimizde hayatımızın başkalarının kontrolüne geçtiğini ve sağlıklı sınırlar çizmenin ruhsal sağlığımız için hayati önemini anlatıyor. Suçluluk hissetmeden sınır koymanın yollarını göstererek hem aile içi ilişkilerde hem de iş hayatında daha dengeli ve saygılı bir yaşam sürmemiz için rehber oluyor.

Gülbin Pekel
Tekirdağ’da başlayan yolculuğunu; toplumu sosyolog titizliğiyle gözlemleyerek, insan ruhunu aile danışmanı derinliğiyle çözümleyerek sürdürüyor. Biriktirdiklerini bir öğretmenin berraklığıyla aktarırken, tüm yolları ‘yaratma ve yazma’ tutkusuna çıkıyor. Modern dünyanın hengamesi içinde kaybolan ‘insan’ı bulup çıkarmak ve onu kelimelerle yeniden inşa edebilmek için çok çalışıyor.


