Gazeteci ve yazar Tuğçe Tatari, “Gençleri gerçekten anlarsam, okuyucuya da doğru aktarabilirim” diye yola çıktı ve Literatür Hayat tarafından yayımlanan “Gençler Nereye?” kitabında onlara söz verdi. “Gençler Nereye?”, Tatari’nin 15–29 yaş arası gençlerle yaptığı 200’ü aşkın röportajdan yola çıkarak Türkiye’de gençliğin karşı karşıya olduğu eşitsizlikleri, görünmeyen mücadeleleri ve bastırılmış talepleri görünür kılıyor.
RÖPORTAJ: EZGİ AKTAŞ

- “Gençler Nereye?” adlı bir kitap yazmanın çıkış noktası neydi?
Çıkış noktası, Türkiye’de gençlerin sürekli gündem olmasıydı aslında. Cinayetler, uyuşturucu, MESEM gibi çocuk işçiliğini fiilen yasallaştıran uygulamalar, akran zorbalıkları, suça sürüklenen çocuklar… İster istemez, hem anne hem de gazeteci olan birinde Gençler nereye doğru gidiyor? sorusunu uyandırıyor.
- Kitap için 15–29 yaş arası farklı sosyoekonomik koşullardaki gençlerle görüşerek, 200’ü aşkın röportaj yaptınız. Özellikle gençleri dinlemenizin, onlara anlatmaları için alan açmanızın nedeni neydi?
Toplumumuzda çocukları ve gençleri muhatap alıp onlarla konuşmak, düşüncelerini ve hislerini ciddiye almak eğilimi yok denecek kadar az. Oysa anlamadan sorun çözmek imkânsız. Gençleri gerçekten anlamak, nelerle mücadele ettiklerini, dertlerinin ne olduğunu görmek istedim. “Ben anlarsam, okuyucuya da doğru aktarabilirim” diye düşündüm.
- Gençler temelde hangi konularda dertli?
Gençler maalesef çok konuda dertli. Ama bugün her şeyin önüne geçen temel sorun ekonomi. Barınma, beslenme ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarla mücadele ediyorlar. Bu durum, birçok başka meselenin önemsizleşmesine yol açıyor. Hak, hukuk ve adalet arayışı yerini aç kalmama mücadelesine bırakmış gibi görünüyor. Bu bağlamda şunu söylemek gerekiyor: Sorunun önceliği ne olursa olsun, Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor.
- Y kuşağı için “kayıp kuşak” denirdi, Z kuşağı için “teknolojiye doğmuş kuşak” tanımı ve daha birçok birbirinin aynısı söylem kullanılıyor. Sizce bu tanımlamalar gençliği dar bir kalıba sıkıştırıp, onları bu hâle getiren koşulları görünmez mi kılıyor?
Açıkçası bu çalışmadan önce gençliğin sosyal medyaya sıkışıp kaldığına dair farklı düşüncelerim vardı. Oysa şimdi şunu görüyorum: Elinde neredeyse hiçbir imkân olmayan, dünyadan, hayattan, kültür ve sanattan koparılmış bir nesil, ihtiyaç duyduğu bağları yalnızca sosyal medya aracılığıyla kurabiliyor. Bunu son derece doğal bir sonuç olarak değerlendiriyorum.
- Gençler en çok neyin eksikliği içinde?
Fırsat eşitsizliği. Eğitimde, barınmada, kendini geliştirmede fırsat eşitsizliği… Türkiye’de bir gencin elinden tutan, yol gösteren, kapı açan bir sistem yok. Aksine, avantajlı bir pozisyonda değilseniz kimsenin de umurunda değilsiniz.
“Gençler en çok önemsenmek ve anlaşılmak istiyor”

- Gençler en çok ne istiyor?
Görülmek ve duyulmak. Önemsenmek ve anlaşılmak. Bu, aileden başlayıp tüm sisteme yayılan temel bir sorun.
- Türkiye toplumu gençliği doğru anlıyor, gençlerin beklenti ve isteklerini karşılayabiliyor mu?
Hayır. Türkiye toplumu gençliği anlamak için o tarafa dönüp bakmıyor bile. Gençlerin istekleri olduğunu ve bu isteklerin karşılanmasının devletin görevi olduğunu da düşünmüyor. Gençlik sanki yaşamın içinde olmayan bir evreymiş gibi kabul ediliyor. Oysa hepimiz gençtik ve o yılların ne kadar kıymetli, bizi biz yapan süreçler olduğunu en iyi yetişkinler bilmeli.
- Kitapta ele alınan konulardan biri de göç. Hem Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan mülteci gençler hem de Türkiye’den yurtdışına göç etmek isteyen gençlerle ilgili bulgular var. Bu iki farklı göç olgusu Türkiye’de genç olmakla ilgili bize ne söylüyor?
Bu çalışma öncesinde Türkiye’den kaçıp gitmek isteyen bir gençlik olduğunu düşünüyordum. Şimdi ise tüm haksızlıklara rağmen gençlerin aidiyet duygusunun oldukça güçlü olduğunu görüyorum. Gidenlerin büyük kısmı, biraz güçlenip geri dönmeyi hedefliyor. Mülteci gençler ise bambaşka bir mesele. Onlarınki zorunlu bir göç; savaştan kaçmak. İki durumu karşılaştırmak çok zor ve umarım buna mecbur kalmayız.
“Sorulması gereken soru şu: Gençlere başka hayat imkanı sunuluyor mu?“
- Kitapta ekonomik ve eğitsel eşitsizlikler kadar görünmeyen ama derin bir başka mesele de kültür-sanata erişim. Bugün Türkiye’de gençlerin kültür ve sanata erişiminin önündeki engeller neler? Bu konuda gençlerin ne gibi beklentileri var?
Her şeyden önce kültür-sanat artık ciddi bir bütçe meselesi hâline gelmiş durumda. Bir konser bileti bile öğrencilerin ve gençlerin ulaşabileceği rakamların çok üzerinde. Okullar eskisi gibi etkinlikler düzenleyemiyor. Kültür ve sanat ya erişilemez ya da pahalı. Bu nedenle gençleri yalnızca sosyal medya bağımlılığı üzerinden suçlamayı doğru bulmuyorum. Önce şunu sormak gerekiyor: Başka bir hayat imkânı sunuluyor mu?
- Bu kitabı tamamladığınızda gençliğe dair içinizdeki duygu neydi?
Hüzün. Onlara yardım edememenin, dertlerine çözüm bulamamanın yarattığı çaresizlik hissi…
Bazılarının mücadele gücüne hayranlık, bazılarının vazgeçmişliğiyle empati… Bu çalışma bana aynı anda pek çok duyguyu yaşattı.
- Siz “Gençler Nereye?” ile gençleri can kulağıyla dinlediniz, hatta anladığım kadarıyla bu süreç kolay da olmadı. Şimdi gücü elinde tutanlara, politika kuruculara seslenecek olsanız, gençlerle ilgili onlara ne demek istersiniz?
Bir ülke gençliğine yatırım yapmıyorsa, geleceğine de yatırım yapmıyordur. Gençliği bu kadar yalnız bırakmış, sorunlarını duymamış bir sistem, yarınlarını da karanlık bir perspektife terk etmiş demektir. Devlet aklının, gençleri kazanmayı, gençliği yeşertmeyi ve potansiyellerini tespit ederek buna uygun politikalar üretmeyi merkezine alması gerekiyor. Bu yalnızca mevcut iktidarın değil, tüm siyasi partilerin sorumluluğu. Gençlik ve gençlerin sorunlarına dair somut politikalar, vaatler ve yatırımlar olmadan bu tablo değişmez.


