Close Menu
    Son Eklenenler

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Ekim 12
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

      Ekim 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      Sıradan insanın bir “derbeder” olarak portresi

      Ekim 7, 2026

      Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

      Ekim 3, 2026

      Kıraathane Kitap Şenliği 8. yaşında

      Ekim 2, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      Cennete 9 Tapınak: İnanç, aile ve ölüm arasında 9 durak

      Ekim 5, 2026

      Yalnızlar Rıhtımı restore edilmiş kopyasıyla beyazperdede

      Ekim 2, 2026

      İki Dünyanın Prometheus’ları: Ateşin, Bilginin ve Isdırabın Sinematik Silsilesi

      Eylül 18, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kaş Tiyatro Günleri Likya’nın izinde beşinci kez perde açıyor

      Ekim 6, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026

      BİR REPLİKANTLA HAYATIN ANLAMINI ARAMAK

      Ekim 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » Hıdırellez
    Kadir Horzum

    Hıdırellez

    Mayıs 5, 2025Yorum yapılmamış10 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Kadir Horzum

    Beni hor görme kardeşim
    Sen altınsın, ben tunç muyum?
    Aynı vardan var olmuşuz
    Sen gümüşsün, ben sac mıyım?
    Aşık Veysel

    Okumayı seven birisi olarak tanıdığım çok ikinci el kitapçı vardır. Özellikle yaşadığım semtteki kitapçılara her canım sıkıldığında gittiğimden; artık hepsiyle de samimi oldum diyebilirim. Hâl böyleyken onlar da artık ne zaman ellerine farklı kitaplar geçse, hep beni arıyorlar ilk.

    Eski kitapların çok ilginç hikâyeleri vardır. Aralarından ne çıkacak bilemezsiniz. Bazen sevgiliye bırakılmış kuru bir çiçek, bazen yaprak, bazen de hasretle, sevgiyle yazılıp imzalanmış bir not. İnanın onları görmek, bana kitaptan çok kitabın hikâyesini merak ettirir hep. 

    Bu yerlere sadece kitaplar da gelmez. Günlükler, yazı çalışmaları, hatta bilimsel makale dosyaları dahi gelir. Zira aileler, ölen kişinin emek emek biriktirdiği, özenle sakladığı, belki de sağlığında en iyi dostlarım dediği tüm o kütüphaneyi, değersiz bir eşyaymış gibi satarlar. Hele o günlüklerin içinden çıkan hikâyeleri bir görseniz, memleketimdeki insan manzaralarına aklınız şaşar. En güzel hatıralar oralarda saklıdır. En büyük sevinçler en saf kelimelerle oralara yazılmıştır. Tabii kötü hatıralar da… Çocuklukta uğranılan şiddetin, tacizin, eşlerine, anne babalarına, çocuklarına söylenemeyen sözlerin en net itirafları da oradadır.

    Birazdan okuyacağınız ve olduğu gibi aktardığım bu hikâyeyi de işte böyle bir kütüphanedeki günlüklerin içinden çıkardım ve kendime saklamak istemedim. 

    05 Mayıs. 
    Bugün Hıdırellez.
    Eskilerin anlattığına, üstadın yazdığına göre, beş mayısı altı mayısa bağlayan gece Hızır’la İlyas dünyanın bir yerinde buluşurlarmış. Onlar buluştukları an dünyadaki bütün yaşam durur, tekmil canlılar ölür, hemen sonra da daha gür, daha canlı, daha doğurgan dirilirlermiş. 

    Bundan tam üç yıl önceydi. İnziva hevesiyle kendimi köyüme atmış; doğduğum evin bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tutmuş kerpiç duvarları arasında, eski bir ot minder üstünde o trajik hikâyeyi bitirmiştim. Okuduğum kitap, üstadın kaleminin adeta ders verdiği, yanı sıra bu topraklarda yaşayan bizlere kim olduğumuzu, iyimizi kötümüzü tokat gibi yüzümüze çaldığı müthiş bir eserdi. Binboğalar Efsanesi. Şimdilerde soyunu, kültürünü unutan; bu kocaman medeniyette kendisine yer bulmak için uğraşan, yetmezmiş gibi olmadık tarihi hikâyelere kendini inandıran bizlerin gerçek doğum hikâyesiydi o kitap belki de. Hatırlıyorum da o günü, trajedinin sonuna geldiğimde, arasında doğup büyüdüğüm kerpiç duvarlar dahi soğuk gelmişti bana ve az da olsa nefes almak için kendimi toprak dam üstündeki asma çardağının altına atmıştım. Başıma geleceklerden habersiz, bahar yeşili asmanın yapraklarının arasından sızan, yaldızlı güneş huzmelerinin danslarının arasında uzun uzun düşünüp Demirci Haydar Usta misali, kimsenin umurunda olmayan kılıcı döver gibi şunları yazmıştım defterime.

    “İnsanın muradını elinden aldık. Bırak muradı, bir lokma için onurunu elinden aldık. Tüm bunları da kendi kendimize, sadece kazanmak için yaptık. Şimdi de kaldık kimsiz kimsesiz. Yersiz yurtsuz. Ne derdi rahmetlik ninem, “İnsanın kendine ettiğini, köylü çökse başına edemez…” 

    Neden sonra, aklıma takıldı ve defteri kalemi, tezek kokusunu kenara bırakıp bu kitap müzik eseri olsaydı, acaba ne olurdu, diye düşünmeye başladım. Aklıma hangi besteler, hangi isimler gelmedi ki. Çaykovski, Mozart, Paganini, Farid Farjadve daha niceleri. Fakat olmadı hiçbiri de. Hiçbirinin eseri yansıtmadı bu hikâyenin trajedisini. Tüm o eserler bu kitabın yanında, cızırtı gibi geldi, yakışmadı yanına. Eğer bitişik evde ölümü bekleyen ihtiyar Hesna Teyze camın önüne çıkıp da benim sadık yârim kara topraktır diye kendi kendine ağıt yakmasaydı daha çok düşünür, girdiğim kocaman deryanın içinde boğulur giderdim. Evet, bu trajik gerçekliği, belki de bin yıllık insanların yok oluşunu ancak âşığın sazı anlatabilirdi. O günlerin izlerini taşıyordu. Aldığı mirası yalın ezgilerle olduğu gibi bize aktarıyordu. 

    Hesna teyzenin yürek sızlatan, gerçek ıstırabı bıçak gibi insanın kalbine saplayan ağıtını buğulu gözlerle sessiz sedasız dinledim. Nihayet ağıt bittiğinde, derdini haykırmaktan soluksuz kalmış; göğsü körük gibi inip kalkıyor, bir nefes uğruna kuş misali çırpınıyordu adeta. Kendine geldiğinde, bu sefer daha da içli fakat sessiz ağlayışları, bir de koca Allah’ına yalvarışları başladı. 

    “Yetti gali. Canıma doydum. Evlat acısı bilem gösterding bana goca Allah’ım. Ciğerim yandı gitti. Düngyayı elimden alaydıng da göstemeseyding keşkem o derdi bana. Biliyon dert de senden, derman da. Emme alıver gali şu canımı. Hem ne faydam va benim? Bi goca garıyım, yük olmadan başka ne işe yararın? Bak şu iki göz odanın içinde kendi kendime ağlapdururun. Acı da alıver gali canımı…” 

    İnsanın ciğerini söküp alan bu yalvarmalar ne kadar sürdü hatırlamıyorum. Tam, artık bitti, şimdi camı kapatıp içeri girecek diye düşünüyordum ki elinde süt şişesiyle evin önünde Sultan hala belirdi. Tabii Hesna teyzenin aksine o, ilk beni fark etti ve sanki yıllardır görmediği evladını görmüşçesine yarı çığlık, yarı sevinç, bastı yaygarayı. 

    “Anaa! Hele hoş gelding oğlumuz. Ne zaman gelding? Nişlong enki yıkıntının içinde?”
    “Hoş bulduk Sultan hala. Dün gece geldim.”
    “E geleydin ya bize. Enkirde bi başına oturulur mu hiç?”
    “Gelirim hala.”
    Bu ara yan tarafa Hesna teyzeye baktım, yarı utangaç, yarı kızgın gözlerle bana bakıyordu. Ondan da aldım nasibimi. 
    “Hele şuna bak. Kimsiz kimsesiz gibi gelmiş de o yıkıntının içinde oturup duru.”
    “Kabahat sende Hesna teyze. Yanında oturup duran oğlanı görmemişin.”
    “E gızım ben onu mu beklep durun. Geleydi çalaydı kapıyı. Benim de evladım sayılır o.”

    İnsanı girdap misali içine çeken, uzayıp giden bu sohbet, benim Sultan halanın elindeki sütü alıp da Hesna teyzenin yanına geçmemle son buldu. Daha kapıda elini öptüğümde, evladına sarılırcasına sarılsa da içeri geçerken sırtıma, titrek ve zayıf elleriyle iki tokat atmayı da ihmal etmedi tabii. 

    “Burda gocaman ev duruken insan oturu mu bi başına o yıkıntının içinde. Yel esse yıkılcak o dam üstü. Canına mı susadıng sen?” 

    Sonra durdu ve bir şey unutmuş gibi ellerini dizine vura vura, söylene söylene mutfağa doğru gitti. 

    “E be gocagarı oğlanı somsaklap durcana iki sokum bişeykoysan ya önüne, yesing.”

    O gidedursun ben de onun yaşadığı küçücük odaya geçip pencerenin önündeki sedire oturdum. Oda köy meydanına bakıyordu. Ev, bizimkinin aksine yeni ve büyüktü. Lâkin anladığım kadarıyla burası kadıncağıza yetiyordu. Koskoca evrende bir odanın bile fazla geldiği insanın dünyaya sığamaması; ölmek için dua etmesi de ne hazin yorgunluktu. Ah beşer ah! Bilirsin sonunu da yine vazgeçmezsin kavgadan. 

    Tüm aklımdan geçenlerle köyün yavaş yavaş değişen, bambaşka diyarlara benzemeye başlayan suretine dalıp gitmişken yorgun ihtiyar, ölüme inat yaşatmak istercesine bir tas tarhana, azıcık bulgur ve iki dilim ekmeği siniye koymuş, geldi oturdu sedire ve yüzünün derin çizgilerinde beliren utanmayla, “Oğlumuz dün kendime bişirdiydim, galdı. Sana nasipimiş. Şindilik idare et. Akşama et çıkadım dolaptan, onu kavurcan. Doymam dersen pekmez de va. Getiren mi?” dedi ve daha ben ağzımı açamadan yine söylene söylene gidip getirdi onu da. 

    “Bendeki de akıl. Sorulu mu hiç! Getisen ya yesin oğlan. Sankı çeyize saklacan! Ah goca garı ah! Al ye guzum! Ben de şu sütü gaynatan gelen.” 

    Koca selvinin benim için telaşlanması, etrafımda pervane olmasından gelen utangaçlıkla çorbayı kaşıkladım. Yemek bitince elimizde birer bardak sütle camın önünde, batan kızıl güneşe karşı konuşmaya başladık. Sohbet en başlarda karşılıklı gitse de bir süre sonra Hesna teyzenin yaşlı gözler ve hasret dolu bakışlarıyla anlattığı bir yakın tarih anlatısına dönüştü. 

    “Evi de yeniletmişsin Hesna teyze. Maşallah çocuklar bakıyor sana.”

    Hesna teyze belli belirsiz bir kızgınlıkla, hiç umurunda değilmiş gibi bir el hareketi yaptı. 

    “Nişleyen böle gocaman evi ben. Kendilene yaptıla bunu. Gelip gittikçe rahat yatam deye. Bana bu bir göz oda yetiyo.” Eliyle arkamda kalan köşede serili döşeği gösterdi. “Şordayatıyon. Burda aşımı yeyon. Sona da oturup duruyon. Yediğim iki kaşık aş. Onu da çoğu zaman peynir ekmeğinen geçiriyon.” Gözleri buğulandı ve titrek sesiyle başladı sustuklarını anlatmaya. 

    “Ben bu eve gelin geldiğimde on üç yaşındaydım. Gitsing de gelmesing o günle. Pek kötüydü. Hep yokluğudu. Bubam beni sofradan kaşık eksilsin deye vermiş, rahmetliğe. Zaten o da istememiş beni. Pek güççük bu, demiş. Emme kaynatam zoruna aldırmış. Ondan olcak; ilk geldiğimde pek eğlenirdi benlen. El gün demez, beni kucaklayıp sedire oturtur ‘Benim karının memeleri de çıkmamış daha. Bu nasıl çocuk doğurcak?’ derdi… Ah gitsing de gelmesin o günle! Gitsing de gelmesing bi daha!” 

    Yaşlı gözlerinden damlalar dökülmeye; yüzündeki oluk olukkırışıkların içinden dere misali akmaya başladılar. Bir süre öylece ağladı. Ben ne diyeceğimi bilemediğimden sustum. O gözlerindeki yaşları sildi ve devam etti. 

    “Rahmetlik işi de sevmezdi. Her işe ben gittim, bu evin içinde. Güççücük boyumunan, o beğenmeyip de yıktıkları evi yapcazdeye taş mı daşımadım, odun mu gırmadım, çamur mu karmadım, ele güne işe mi gitmedim. Iscak demedim soğuk demedim, hep çalıştım. Altı da çocuk doğurdum. Doğurdum da ne oldu? Bak bir başıma gözümü dikip durun burda… Canları sağ olsun. Sağ olsungla da selamları gelsing.” 

    Göz pınarlarındaki yaşları, rengi artık solmuş, eprimiş, sarı beyaz karışımı yazmasına silip toparlandı. Yorulmuş da sırtındaki tüm dertleri bırakmak istiyormuş gibi zoraki gülümsedi. 

    “Eh bakma sen bana oğlumuz! İhtiyarlık işte. Dinlecek gulakbuldum mu çenem durmayo.”

    Gülümsemesi az da olsa havadaki kasveti dağıttı. Ben de espri olsun diye çocukluğumda duyduğum komik anılardan, aklımda kalan birini sordum. Yüzünde sevecen ve şefkatli bir ifade belirdi. 

    “Nası aklıngda galdı hele o yarenlik? Benim böyük oğlanın başından geçtiydi o.”
    “Hadi ya! Bak ben onu unutmuşum.”
    “Benim böyük o zamanla eskerlik çağındaydı. Güz zamanı, rahmetlik bunu dağa oduna göndedi. Bu gitcek, odunu edip beklecek. Ben de iki gün sona öküzlerinen gitcen. Gittiği gün pantulunun paçası mı ne yırtılmış. Orda da Mıcırlang Cin Süleyman varımış. Bakkalı varıdı o zamanla onung da. Dayı pantulum yırtıldı, yarına geliken bana iğne iplik getirivedemiş. Len o adama günahını bilem vermez. İsteni mi hiç ondan bir şey! Toyluk işte, nerden bilsing. Süleyman da cin ya; buna ‘bana bir araba odun ediveriseng getiririn’ demiş. Benimki de hiç üşenmeden o gün ona çalışıvemiş.”
    “E getirmiş mi bari istediklerini?” Dedim gülümseyerek. Öfkelendi.
    “Getiri mi hiç! Ertesi gün gitmemiş bile dağa. Geberesicegebedi ya milleti de canına doyurdu.”
    “Eh artık iğneden iplikten yana eksiği yoktur; terzi nasılsa.”
    “He ya! Eskerde öğrenmiş o işi de. Geli gelmez şehere gitti. Bubası, gitmesin deye döydü, söydü emme dinlemedi. İyi de etti. Burlada sürünmedi.”
    “Ben bilmem, görmedim ama senin en küçüğe ne oldu?”

    Gözleri yine puslandı. Başını cama doğru çevirdi. Uğunur gibi elleriyle dizlerine vurdu. İçinde tuttukları dışarı çıkmak istiyordu da o nasıl çıkaracağını bilmiyordu sanki. Neden sonra usulca; cılız bir sesle “Kader işte,” dedi, yazmasının üstündeki çekiyi toparlar gibi yaparak ve anlattı. 

    “On yedisinde öldü o. Bir akşam bubası bunun eline tüfeği vedi de tarlaya göndedi. Köyün yanına yörük gelmiş, git de tarlaya hayvan sokmasıngla, deye.” Hâlâ o günü yaşar gibi heyecanlandı. Sesi feryat eder gibi hâl aldı. “Çok dedim. Yalvarıvedim. İkisinin de ayaklana kapandım. Aşam aşamtalaya gidilmez. Yörük geldiyse ne olmuş? O da Allah’ın kulu. Hem biz de yörük deyil miydik zamanında. Kim ne etsingsenin ekinini, deye. Emme dinletemedim.” Feryadı son haddine ulaştı. “Dinletemedim. Dinletemedim… Keşke dayaktan sinip de susmayaydım. Ah akılsız kafa ah! Sankıyemediğim şey mi dayak. Keşke ben öleydim de o şu kapıdan çıkmayaydı. Ölüsü geldi oğlumung, ölüsü! Yandım çıktım gittim. Kimselere halim şu deyemedim.” 

    Dizlerine vura vura, hıçkıra hıçkıra ağladı. Karşımdaki acının tanımı yapılamaz, kelimelerle asla ifade edilemezdi. Sayıklamaları, dövünmeleri bittiğinde güneş artık batmış, oda sokak lambasının ışığıyla aydınlanıyordu. 

    “Tarlaya gitmemiş. Yörüğün obasına gitmiş. Cahillik işte. Elde tüfeğinen adamıng evine mi gidili hiç? Oba da, ‘Aha bu bizi vurmaya geliyo!’ deye…” 

    Göz pınarlarındaki yaşı yazmasına silerek sessizce, titreye titreye ağladı. Sanki dermansız derdinin ağırlığının altında eziliyordu. 

    “Oğlumung bedeli iki koyun bir koç oldu. Onları da benim adam sattı kumarda yedi. Ah gitsing de gelmesing o günle. Gitsing de gelmesing!”

    Hikâye burada kesildi. Sanırım daha fazlasını yazmaya katlanamamış. Fakat sayfanın sonuna içinden geçenleri, içinde kopan fırtınaları belli edercesine; kargacık burgacık yazmış. 

    “Bugün Hıdırellez. Hesna Teyze ölmüş. Bir başına bulaşık yıkarken kalp krizi geçirmiş. O kadar acıya yine iyi dayandı o kâlp. Ah biz insanlar! Sanırım Allah bizi, birbirimizi yiyelim diye yaratmış. Tabii varsa… Umarım, Hesna teyze gibi haksızlığa esir edilmiş kim varsa bu dünya üstünde, ölüm onlar için en mutlu başlangıç olur. Bütün bu kavga da bize kalır. 

    Bugün Hıdırellez. Dileğimi Hesna teyzeden yana kullandım. Şimdi çıkıp bir dağ başına, dilimde aşığın deyişiyle tüm dünyadaki hayatın durup yeniden dirilmesini bekleyeceğim.

    Kadir Horzum

    Uşak doğumluyum. İlk ve ortaöğretimimi Uşak’ta tamamladıktan sonra yükseköğretimi sırasıyla; Balıkesir Astsubay MYO, Anadolu Üniversitesi AÖF İşletme ve Sosyoloji bölümlerinde tamamladım. Şu an Aile Danışmanlığı ve Yaşam Koçluğu yapmaktayım. 2020 yılında başladığım yazarlık serüvenimde “Kafamdaki Kalabalık” ve “Kalabalıktan Kalanlar” isimli iki adet kitabım Banliyö Yayınevi tarafından yayımlandı. Halen yazmaya devam ediyorum

     

    YAZARIN DİĞER YAZILARI

    KADİR HORZUM ÖYKÜLERİ

    ÖYKÜ: Andromeda Belediyesi
    ÖYKÜ: Nilüfer
    kadir Horzum öykü

    Related Posts

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026 Edebiyat

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026 Manşet 2

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026 Kitap

    “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

    Ekim 7, 2026 Ezgi Aktaş
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026 Edebiyat

    Yazar Tuba Ayşe Özgür’ün, fotoğraf sanatçısı Nihal Gündüz’ün fotoğraflarıyla yer aldığı yeni kitabı Kırık Yansımalar üzerine İstanbul…

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026

    2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

    Ekim 8, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Ayın Şarkıları: ŞUBAT AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Şubat 1, 2026 SUAREMAG

    Taslaktan Dosyaya Yazı Atölyesi

    Temmuz 10, 2026 Edebiyat

    ÜÇ BAŞLI EJDERHA

    Ağustos 1, 2026 Şehnaz Orhan
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.