SAYIM ÇINAR’DAN FESTİVAL İZLENİMLERİ
Bu yıl 63’üncüsü düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, “Daima” sloganıyla sinemacıları ve izleyicileri bir kez daha Antalya’da buluşturdu. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yer alan 12 yapım; geçmişle yüzleşmeden kadın dayanışmasına, aile bağlarından dijital çağın açmazlarına uzanan hikâyeleriyle dikkat çekti. Sayım Çınar, festivalin büyük ödüllerine uzanan yapımların da aralarında bulunduğu 12 filmi; hikâyeleri, oyunculukları ve sinemasal tercihleri üzerinden kendi izlenimleriyle değerlendiriyor.

Altın Portakal bu yıl da bana sinemanın yalnızca film izlemekten ibaret olmadığını hatırlattı. Her film başka bir hayatı, başka bir duyguyu ve farklı bir yüzleşmeyi beraberinde getirdi. Günler boyunca peş peşe izlenen filmler, sinema üzerine yapılan sohbetler, dostlarla paylaşılan anlar ve Antalya’nın kendine özgü atmosferi bu yolculuğu benim için çok daha özel kıldı. Bazen bir filmden çıkıp üzerine uzun uzun konuşmak, bazen de yeni bir film için yeniden salona koşmak… Festivalin en güzel tarafı da buydu. Sinemanın birleştirici gücüyle güzel anılar biriktirerek Antalya’dan ayrıldım.

Hakikatin Ölümü: Geçmişle Yüzleşmek
Bu yıl izlediğim filmler arasında geçmişle hesaplaşmayı ve vicdanı sorgulatan Hakikatin Ölümü, Mert Fırat ve Mehmet Günsür’ünoyunculuklarıyla dikkat çekti. Hüseyin Karabey’in yönettiği film, eski dostu Timuçin’in yıllar sonra ortaya çıkmasıyla hayatı değişen Feridun’un hikâyesini anlatıyor. Geçmişte işlenen suçlar ve bunların yarattığı vicdan azabı, iki eski dostu zorlu bir hesaplaşmaya sürüklüyor. Film, adalet duygusu ve insanın geçmişiyle yüzleşmesinin zorluğu üzerine düşündürdü. Mert Fırat ve Mehmet Günsür, filmdeki performanslarıyla festivalin En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü paylaştı.

Tatlı Maya: Önyargılara Karşı Kadın Dayanışması
Tatlı Maya, Biket İlhan’ın yönetmenliğinde insan sıcaklığını ve dayanışmayı öne çıkaran filmlerden biriydi. Suriyeli genç Rana’nın bir fırında doğum yapması ve Nazan’ın ona sahip çıkması, önyargıların arasında filizlenen güzel bir insanlık hikâyesine dönüşüyor. Ayça Bingöl, Cansu Tosun, Suna Yıldızoğlu ve Emre Altuğ’un yer aldığı filmde kadın dayanışması özellikle etkileyiciydi. Görüntüleriyle de beğenimi kazandı.

Selma: Dijital Dünyanın Görünürlük Tuzağı
Selma, Emre Kavuk’un yönetmenliğinde sosyal medya dünyasının şöhret arzusunu ve görünür olma çabasını sorguluyor. Sumru Yavrucuk, Şifanur Gül ve Nilsu Yılmaz’ın rol aldığı filmde üç genç kadının Alzheimer hastası Selma’yı içerik malzemesine dönüştürmesiyle başlayan hikâye kontrolden çıkıyor. Dijital dünyanın insan ilişkileri üzerindeki etkisini, mahremiyetin ve insan onurunun görünürlük uğruna nasıl göz ardı edilebildiğini düşündüren bir yapım.

Elisa: Felaket Sonrasında Hayatta Kalmak
Elisa, Sinan Sertel’in imzasını taşıyan, nükleer felaket sonrasında hayatta kalmaya çalışan insanların hikâyesini anlatan distopik bir film. Çankırı Tuz Mağarası’nın mekân olarak kullanılması, filmin karanlık ve gizemli atmosferini güçlendiriyor. Ekin Türkmen, Berfu Öngören, Cemil Büyükdöğerli ve Mehmet Çepiçoyuncu kadrosunda yer alıyor.

Düğün Şarkıcısı: Sahne Enerjisi ile Sinema Dili Arasında
Emre Aybek’in yönettiği Düğün Şarkıcısı, Yasemin Sakallıoğlu’nun sahne enerjisini sinemaya taşıdığı bir film. Yiğit Özşener, Hande Doğandemir ve Mehmet Korhan Fırat’ın da rol aldığı yapımda müzik ve konser duygusu zaman zaman sinemanın önüne geçiyor. Yasemin’in yeteneği tartışılmaz; ancak daha güçlü bir kurgu ve sinema diliyle çok daha etkili bir film ortaya çıkabilirdi.

Bir Anne Hakkında: Sevginin ve Çaresizliğin Sınırları
Bir Anne Hakkında, Büşra Bülbül’ün yönettiği, hasta eşini hayatta tutmaya çalışan Sibel’in mücadelesi üzerinden aile bağlarını ve çaresizliği sorgulayan bir yapım. Sevda Erginci’nin başrolde olduğu film, insanın sevdiği birini kurtarmak için ne kadar ileri gidebileceğini düşündürüyor. Duygusu güçlü olsa da daha yenilikçi bir anlatım filmin etkisini artırabilirdi. Festivalde Behlül Dal En İyi İlk Film Ödülü’ne layık görülen yapım, Duygu Köse’ye de En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı.

Taş ve Tüy: Bir Annenin Direnişi
Festivalin büyük ödülü olan En İyi Film Ödülü’nü kazanan Taş ve Tüy, oğluna kavuşmak için mücadele eden güçlü bir kadının hikâyesiyle beni etkileyen filmlerden biri oldu. Ragıp Türk’ün yönettiği filmde Melda Tuzluca’nın oyunculuğu özellikle öne çıkıyor. Özgür Meriç ve Onur Gözeten’in de oyuncu kadrosunda bulunduğu yapım, umudu, anneliği ve direnme gücünü anlatıyor. Festivalde sevdiğim filmler arasına girdi. Taş ve Tüy aynı zamanda yapım, En İyi Senaryo ve Sungu Çapan Ulusal Sinema Yazarları Ödülü’ne de layık görüldü. Melda Tuzluca Cahide Sonku Ödülü’nü, Ragıp Türk ise Film-Yön En İyi Yönetmen Ödülü’nü aldı. Film ayrıca En İyi Kurgu Ödülü’nü Kadim Mavi ile paylaştı.

Ölü Arının İğnesi: Yas, Suçluluk ve Vicdan
Ölü Arının İğnesi, Aydın Orak’ın edebiyattan beslenen anlatımıyla dikkat çekiyor. İki aylık bebeklerini trajik biçimde kaybeden Yusuf ve Ayşe’nin yaşadığı büyük acıyı izlerken insan ister istemez suçluluk, vicdan ve aile olmanın anlamı üzerine düşünüyor. Cansel Elçin, Zeynep Tuğçe Bayat, Tim Seyfi ve Ali Congun’un rol aldığı film, içsel hesaplaşmaları ve gizemli atmosferiyle izleyiciyi kolay kolay bırakmıyor. Bu arada Nilüfer Açıkalın’a hâkim rolü çok yakışmış. Pelin Batu ve Görkem Yeltan’ın filmdeki doktor hâlleri de oldukça inandırıcı.

Artakalan: Yaralarla Yaşamak, Yeniden Başlamak
Artakalan, Yeşim Ustaoğlu’nun insanın kendi yaralarıyla yüzleşmesini ve hayata tutunma çabasını anlattığı etkileyici filmlerden biri. Öykü Karayel, Metin Akdülger ve İlyas Salman’ın yer aldığı yapımda tükenmişlik, kırgınlık ve yeniden başlama cesareti öne çıkıyor. Özellikle çocuk karakter Selim’i çok sevdim. Onun varlığı hikâyeye ayrı bir sıcaklık katıyor. Yeşim Ustaoğlu’na En İyi Yönetmen, Öykü Karayel’e En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandıran film, En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Sanat Yönetmeni ödüllerinin de sahibi oldu.

Kadim Mavi: Denizin Taşıdığı Geçmiş
Kadim Mavi, Emir Ziyalar’ın yönetmenliğinde geçmişle hesaplaşmayı ve denizle kurulan bağı bir araya getiriyor. Umut Aksoy ve Tülin Özen’in yer aldığı film, deniz, yalnızlık ve geçmişin yükü üzerine düşündürdü. Sivrice ve Ayvacık’ı hatırlatan atmosferiyle bende ayrıca güzel bir iz bıraktı. Kadim Mavi festivalde Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü’nü kazanırken, En İyi Müzik ve ortaklaşa En İyi Kurgu ödüllerine de layık görüldü.

Cinlerin Düğünü: Aile Sırları ve Karanlık Bir Geçmiş
Cinlerin Düğünü, Ferit Karahan’ın yönettiği, aile sırları ve karanlık bir geçmiş etrafında gelişen bir hikâye. Demet Özdemir, Kaan Yıldırım, İlhan Şen ve Helin Kandemir gibi tanınmış oyuncuları bir araya getiriyor. Açıkçası isminden dolayı cinlerle ilgili daha fazla korku ve gizem beklemiştim. Bu beklentim tam olarak karşılanmasa da filmdeki performanslarıyla İlhan Şen ve Erdal Babaoğlu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü paylaştı.

Bekle Bizi Brüksel: Kaosun İçinde Kara Mizah
Necmi Sancak’ın yönettiği Bekle Bizi Brüksel ise bir uçak kaçırma olayını merkezine alan, kara mizah ve toplumsal eleştiriyi buluşturan bir film. Caner Cindoruk, Hande Doğandemir, Deniz Işın ve Menderes Samancılar’ın rol aldığı yapım, yaşanan kaos üzerinden insan ilişkilerini, medyayı ve siyaseti sorguluyor.


