Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Temmuz 6
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » ÇATI KATINDAKİ DELİ KADINI DUYDUN MU?
    Nilgün Karataş - SuareMag

    ÇATI KATINDAKİ DELİ KADINI DUYDUN MU?

    Ağustos 1, 2025Yorum yapılmamış9 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    henize Nilgün Karataş
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Nilgün Karataş

    “Öylesine korkuyordum.”
    “Neden korkuyordun?”
    Başını iki yana salladı. 
    “Hiçbir şeyden. Her şeyden.”

    Geniş Geniş Deniz – Jean Rhys

    Onu ilk kez başka bir kadının hikâyesinde gördüm. Çoğunuz gördünüz. Fark etmedik ya da fark etmek işimize gelmedi. O karanlık bir çatı katındaki sesti. Varlığını bilmemize rağmen onu görmezden geldik. Ne kitapta ne filmde çok da önemli biri değildi, sesini duymamış gibi yaptık.  Esas kızımız Jane Eyre’yi ürküten, o soylu ama gizemli adam Rochester’ın mutluluğunu bozan karanlık bir figürdü o: Bertha Mason.

    Çatı katındaki deli kadın!

    Ondan ilk kez söz edildiğinde uyanan merakımın devamı gelmemişti, bize sunulan diğer hikaye daha cazipti; tıpkı Jane gibi onun deli olduğuna ikna olmuş olmalıyım. Viktorya İngiltere’sinde farklı sınıflardan iki kişinin aşkı varken… Üstelik bugün bile edebiyatın güçlü kadın karakterleri denilince akla ilk gelen isimlerden biri Jane Eyre’yken… Deli bir kadını niye dert edinelim ki?

    Jane’nin büyük bir malikaneye mürebbiye olarak gidişi. Karizmatik patronun ona aşık olması. Jane’nin de aşık olmasına rağmen doğru bildiklerinden taviz vermemesi. Güzel hikaye. İlham verici. Uyarlamaları bir yana bir sürü benzer eser ve film sıralayabiliriz.  Şimdi böyle bir kahraman varken, kim umursar deli kadını?

    Çoğunuz gibi ben de ana karaktere yakın durmanın rahatlığıyla, o ‘deli’ kadını daha en başında göz ardı etmiştim. Oysa o kendini bize gösterebilmek için neler yapmıştı. Onun da anlatacak bir şeyi olabileceğini düşünemedik. Çünkü Charlotte Brontë’nin hikâyesinde o sadece bir engeldi. Engeller aşılmak için vardır. Biz de aştık, mutlu sonun büyüsüne kapıldık.

    İtiraf sahnelerinin altına itiraf edilemeyecek başka piyesler sokuvermek için yalnızca görünüşte birtakım piyeslerin oynandığı tiyatrolardır rüyalar… Bunu biliyorsun okur-seyirci ama kendini büyülenme ve aldatılmaya koyvermek için bildiğini unutuyorsun.

    Rüya Dedim Sana – Hélène Cixous

    Şimdi biliyorum ki hikâyenin dışladığı karakterler, çoğu zaman bir başka gerçeğin anahtarını sunuyor bize. Sırça Fanus’ta da kadim bilgileri kendine malzeme yapmış bir falcı gibi o çatlaklardan sızanlara bakıp, yazılmamış kaderleri okumaya çalışıyorum, kıyıda köşede duran kadınlarla birlikte. 

    Bu işe ilk soyunan ben değilim; buna benzer bir çalışmayı yıllar evvel başka bir kadın yapmış; hem de zekasıyla duygularını harmanlayıp hayatın gerçeklerini müthiş bir kurguya dönüştürmüş. İngiliz yazar Jean Rhys sözünü ettiğim kadın. Ünlü Jane Eyre romanındaki o deli kadından yola çıkarak -ama o romandan tümüyle bağımsız ve bana kalırsa o romandan çok daha çarpıcı bir şekilde- etkileyici bir trajedi yazmış.

    Jean Rhys, Thornfield Hall malikanesinin çatını katının kapısını açmış. Bakmakla yetinmemiş, içeri girmiş. Görülmeyeni görmüş, dinlenmeyeni dinlemiş ve yazıya dökmüş.  Jean Rhys, Bertha’ya bir geçmiş, bir kimlik ve gerçek adını vermiş: Antoinette Cosway.

    Bugün biraz da hazıra konarak işte bu kadından söz edeceğim size. Jean Rhys’in 1966 yılında yayımlanan Wide Sargasso Sea (Geniş Geniş Bir Deniz) adlı romanındaki Antoinette Cosway’ini konuk edeceğim Sırça Fanus’a. Bir kadının (ya da çok kadının ya da ötekileştirilen herkesin) yıkımın içinden kendini var etme çabasını anlamak için.

    “Bela göründü mü safları sıkıştırın derler, beyazlar da öyle yaptı. Ama biz onların saflarında değildik. Jamaikalı hanımlar annemi hiçbir zaman onaylamamışlardı, ‘hem güzel hem özünün güzelliğini sever de ondan’ derdi Christophine.“

    Geniş Geniş Bir Deniz’de Pınar Kür’ün bizi yeniden tanıştırdığı Antoinette Cosway, bu sözlerle başlar kendini anlatmaya. Antoinette 1830’larda Jamaika’da yaşayan beyaz bir Creole. Ne tam anlamıyla İngiliz kabul ediliyor ne de Karayip yerlisi. Aidiyetsiz. Daha çocukken öğreniyor dışlanmayı, ötekileştirilmeyi. Hep bir horlanan sınıf lazımmış gibi kölelik kalkınca yerliler onları düşman gibi görüyor, İngilizler sahiplenmiyor. Beyaz zenci diyorlar ona. Evleri yakılıyor, malları talan ediliyor, erkek kardeşi yangında ölüyor, annesi aklını yitiriyor. Antoinette’in dünyası, çocuk yaşta parça pinçik oluyor. Ve bir gün kendisini tanımayan bir İngiliz adamla evlendiriliyor. 

    Antoinette’in evliliği, aşkla değil mülkiyetle ilgili bir işlem. İsmi verilmeyen kocası -ki biz onun Jane Eyre’deki Rochester olduğunu biliyoruz- karısına şüpheyle yaklaşıyor. Onun doğasını, rüyalarını, anlattıklarını, Christophine adlı yardımcısına duyduğu güveni aslında kısacası varlığını bir türlü kabullenemiyor. Bir zamanlar sevdiyse bile artık ona baktığında ne sevgi, ne şefkat ne de şehvet hissediyor, bunlar yerini çoktan egemenlik kurma arzusuna bırakmış.

    Antoinette’in ne söylediklerini ne de düşlerini anlamayan kocası (ya da sahibi mi demeli?) onu “Bertha” diye çağırıyor: Tanımadığı bir isim, yabancı bir kimlik. Bu, bir kadının özne olmaktan çıkarılıp nesneye indirgenmesi. Sadece bir isim değil,  kimlik gaspı. İtiraz edecek olsa da kimse onu dinlemiyor.

    Aklıma Türkiye’de, Bulgaristan’da, Amerika’da, Çin’de, İsrail’de, Fransa’da ya da dünyanın herhangi bir yerinde bir zamanlar ‘yasaklanan’ isimler geliyor, bazen reddedilerek bazen asimilasyonla. Antoinette’in adının “Bertha” olarak değiştirilmesinde olduğu gibi, mesele sadece bir isim meselesi değil. İsim kimliğin, aidiyetin, belleğin bir sembolü. İsimleri değiştirmek, bireyin ya da bir halkın kendi hikâyesini anlatma hakkını elinden almak anlamına geliyor.

    Feminist kuramcı Luce Irigaray, kadının erkek merkezli söylemlerde “dilsizleştirildiği” ya da yalnızca “eril dilin yansıması olarak var olabildiği” işaret eder. Freud ve Lacan’ın psikanalitik kuramlarında da kadının dilinin, arzusunun ve bedeninin ‘eksiklik’ üzerinden tariflendiğini belirtir. Aslında bu eleştiri sadece karşı çıkış değil; mevcut yapının sınırlarını gösterip, yeni anlatı ve düşünce biçimleri aramak anlamına geliyor.

    İşte Rhys, tam da bunu yapmış, bu yapıyı kırmış. Bu romanda bize kendi diliyle dünyasını açan Antoinette, parçalı anlatımıyla, rüyalarıyla, korkularıyla, bölünmüş benliğiyle konuşuyor. Erkek anlatıcı (Rochester), romanın ikinci kısmında sözü devraldığında, Rhys, hiç olmamış bir hikayenin nasıl zorla dayatıldığını gösteriyor bize.

    Hikayenizi sizin yerinize birisi anlatmaya başladığında size ya kabullenmek düşünüyor ya da delirmek…

    Zaten onu anlayamayan kocası bir karara varıyor: Bertha delirmiş! Annesi gibi… 

    Bu delirme meselesi çok önemli. Önce hikayeyi anlatmayı bitireyim, delilik meselesini ayrıca irdeleyelim. 

    Son perde İngiltere’de açılıyor. Antoinette, Brontë’nin romanında olduğu gibi artık çatı katında. Ama Rhys’in anlatısında, o yalnızca bir “deli” değil, kültürler arasında parçalanmış, sesini yitirmiş ama hâlâ rüya görebilen bir kadın. Uyanmak istemediği düşlerin içinde, çocukluğunun kayıp sesleri var.

    Anlamak istemeyince rüyalar bile yanlış yorumlanıyor.

    Romanın sonunda bir gece, elinde bir mumla uyanıyor, ardından yangın başlıyor. Bu yangın, Brontë’nin anlattığı finalin tam öncesi. Belki de Rhys, o yangını kadının kendi hikâyesini yazabilme arzusu olarak bize sunuyor.

    Rhys’in romanı, klasik bir karakterin “arka planını” vermekle yetinmiyor. Rhys, yalnızca Antoinette’e değil, edebiyat tarihinde susturulan tüm kadınlara ses olmayı başarıyor. Antoinette’in hikâyesi, kendi kimliğini var etmeye çalışan her kadının olduğu gibi, her ötekileştirilmiş bireyin hikâyesi olarak da okunabilir. 

    Antoinette sadece Brontë’nin antikahramanı değil, aynı zamanda yazarın ta kendisi. Farklı yollardan sınansa da benzer bir yaşam sürüyor Rhys; o da yıllarca görülmüyor, duyulmuyor, kendini yoktan var ediyor sonra.

    Onun dönüşü bize şunu anlatıyor aslında: Kadınlar anlatının dışında bırakılınca çıldırabilirler! Onlar kendilerini özgürleştirmek için delirebilirler! Bu nedenle Antoinette’in hikayesi üzerinden tüm deli kadınların meselesini ele alabiliriz. Antoinette’in “deliliği” kişisel değil, toplumsal çünkü.  

    1979 yılında yayımlanan The Madwoman in the Attic (Tavan Arasındaki Deli Kadın) yapıtlarıyla farklı bir okuma yapan Sandra M. Gilbert ve Susan Gubar, edebiyatın susturulan, bastırılan, delirtilen kadınlarını inceliyorlar. Hem de kitabın adını doğrudan Jane Eyre’deki “deli kadın” Bertha Mason’dan alarak.

    Onlara göre klasik romanlar, kadın karakteri ya “melek” ya da “canavar” olarak konumlandırır; üçüncü bir seçenek tanımaz. “Melek” olan idealize edilir, “canavar” ise cezalandırılır. Bertha Mason, bu ikinci grubun simgesi: Tehlikeli, anlaşılmaz, dizginlenmesi gereken. Bu nedenle Gilbert ve Gubar’ın tanımıyla “çatı katındaki deli kadın”, yalnızca bir karakter değil; edebiyatın, kültürün ve toplumun kadına biçtiği sınırların alegorisi.

    “Kadını, melek gibi davranmadığı takdirde canavar gibi gören bir toplumda, melek olmadığını bilen kadın kendini canavar gibi görmek ya da bu bilincin suçluluğuyla bir sürü hastalıkla, delilikle, histeriyle boğuşmak zorunda kalmıştır.“

    Tavan Arasındaki Deli Kadın – Sandra M. Gilbert &Susan Gubar

    Jean Rhys, işte bu “canavar” figürüyle sadece özdeşleşmeyi değil, onu yeniden insanlaştırmayı seçer. Rhys, Antoinette’in hikâyesini anlatırken, kadın karakterlerin yalnızca “deli” olarak görülmesine değil, onları öyle göstermekten ibaret olan anlatı sistemine de karşı çıkar. Rhys’in romanı, Gilbert ve Gubar’ın kuramsal düzlemde tartıştığı meseleyi edebi düzlemde hayata geçirir. 

    Bu anlamda Geniş Geniş Bir Deniz, sadece bir “ön hikâye” değil, edebi tarihle feminist bir hesaplaşmadır. Rhys, yalnızca çatı katının kapısını açmaz; oraya girmemizi, içeriye bakmamızı ve o kadının gözünden dünyaya bakmamızı ister. Bu sayede anlarız ki delilik, burada bir yenilgi değil, bir varoluş biçimi; aklın çöküşü değil, reddedilmiş benliğinin hayatta kalma yöntemi.

    Kadın deliliği, egemen aklın sınırını aşan bir özgürlük alanı olabilir.

    Antoinette’in hikâyesi de tam olarak budur.  Antoinette’in deliliği, aslında mevcut sistemde kadınlara tanınan tek özgürlük biçimi: Anlatılmasına izin verilmeyen benliğin başka türlü konuşma hali.  Bir yıkım ama aynı zamanda bir direniş biçimi. Bir tür kendini var etme biçimi.

    Roman karakteri de olsa aramızda yaşayan birileri de olsa sistemin yaftaladığı kadınların kaderi birbirine benziyor. Gilbert ve Gubar’ın işaret ettikleri bir yer daha var. Diyorlar ki: “Çılgın kadın, yazarın ikizidir. Onun kendi kaygı ve öfkesinin bir yansımasıdır.” 

    Kesinlikle! Jean Rhys, ikizini tanımıştı.

    Antoinette kim olduğunu hatırlamaya çalışırken Jean Rhys sessizleşti. Jean Rhys da tıpkı Antoinette gibi uzun süre görünmez oldu. Günaydın Geceyarısı (Good Morning, Midnight) adlı romanını yayımlandıktan sonra sessizliğe gömüldü. Çünkü dili fazla karamsar bulunmuş, anlaşılmamıştı, Antoinette gibi. 27 yıl boyunca tek kelime yayımlamadı. Kimse onu aramadı. Yayıncıları onu öldü sandı. Oysa yaşıyordu. Ve yazıyordu. Sonra, bir başka kadın onu hatırladı o da içindeki sesle geri döndü: Antoinette’inkiyle.

    Geniş Geniş Bir Deniz, yalnızca bir roman değil. Rhys’in kendi varoluşunu yeniden ilan ettiği, anlatının dışında kalmış kadınların sahneye çıktığı paralel bir evren…

    Rhys’in dönüşü hem bir edebi zafer hem de kişisel bir kurtuluş bayramı. Çünkü Antoinette, yalnızca Brontë’nin susturduğu bir karakter değil artık, yıllarca ortalıkta görünmeyen Rhys’in de iç sesiydi. Jean Rhys, çılgınca bağıran o kadının da bir hikâyesi olduğunu anlattı bize. Ve evet çatı kadındaki o deli kadının gerçek sesini ilk kez onunla duyduk.

    Geniş Geniş Bir Deniz, sadece bir hikayenin eksik parçasını tamamlamadı. Sadece edebi bir adaleti de sağlamadı. Daha fazlasını yaptı: Hiçbir hikaye tek bir kahramana ait olamaz. Delilik bazen anlatılmasına izin verilmeyen bir hikâyenin kendini başka yollarla duyurulması olabilir.

    Ve son, yangın: Brontë’nin romanında mutluluğun önündeki engelin kalkması. Rhys’te ise bir öfkenin değil; bir uyanışın simgesi. Rhys bu noktada anlatıyı bitirse de biz biliriz ki yangın, her şeyi yakar, yıkar. Antoinette son eylemiyle geçmişi, hatırlayışı ve unutuşu kül eder, kendisiyle birlikte.

    “Benim adım Antoinette. Yanmadan önce bunu bir kez daha söylemek istedim.”

    Bu cümle iki romanda da yok ama ben duyduğuma yemin edebilirim.


    Henize Nilgün

    H. Nilgün Karataş, İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Henüz öğrenciyken çalışmaya başladı, Milliyet, Dünya, Akşam, Günaydın, Business Week Dergisi ve Hürriyet’te gazetecilik yaptı. İlk romanı Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar’ın yanı sıra birçok kolektif kitapta öyküleri yayımlandı. Bianet, Yeni Sinema Dergisi ve Suare Dergi’de yazıyor. İkinci üniversite olarak da felsefe okuyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    SuareMag – Temmuz 2025
    SuareMag – Arşiv

    nilgün karataş suaremag yazar

    Related Posts

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026 Manşet

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026 Hakan Akdoğan

    Ayın Filmleri: TEMMUZ AYINDA NE İZLEYELİM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Kitapları
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak 20 yaşında!

    Kasım 30, 2023 Film

    Düş gibi bir gerçek: Gabriel Garcia Marquez 

    Mart 6, 2025 Manşet 2

    ŞİİR – KADİR HORZUM

    Ocak 12, 2026 Kadir Horzum
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.