Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Temmuz 6
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » Kayıp bir çantanın peşinde Patagonya’da edebiyat
    Mehmet Mollaosmanoğlu

    Kayıp bir çantanın peşinde Patagonya’da edebiyat

    Şubat 20, 20251 Yorum9 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    MEHMET MOLLAOSMANOĞLU

    Hani olumsuz bir durumla karşılaşınca ‘Burası Patagonya mı?” itirazı gelir ya, Patagonya’yı hayali, masalsı bir ülke sananlar epey çoktur ama öyle değildir, Macellan Boğazı’nın üstündeki Şili ve Arjantin topraklarının adıdır, boğazın altı ise Ateş Toprakları olarak adlandırılır. Daha ötesi artık Antarktika oluyor, belirtmekte fayda var.

    ‘Burası Patagonya mı,’ 80’li yıllarda dilimize yerleşti. Siyasal ve sosyal dengesizliğin ortaya çıktığı durumlarda her ne kadar şimdilerde ‘muz cumhuriyeti’ yakıştırması tercih ediliyorsa da bu kinayenin atası, ‘Burası Patagonya mı sözüdür. Belki de geçtiğimiz yıllarda Patagonya’nın komşusu sayılabilecek Brezilya’daki halk gösterileri sırasında ülkenin dışişleri bakanının, ‘Burası Türkiye mi?’ sözüyle intikamlarını almışlardır, kim bilir!

    Patagonya pek çok yazar için de ilham kaynağı olmuştur. Bu yazıda konusu o coğrafyada geçen üç eserden bahsedeceğim. Ama önce hikâye tadında kendi anımdan bahsedeyim, sonra kitaplar.

    2017’de Şili Patagonya’sına gitmek için başkent Santiago’dan Punta Arenas’a uçmuştum, bu kent Macellan Boğazı’nın Patagonya tarafında yüz küsur bin nüfuslu bir yerleşim alanı. Macellan Boğazı’nın rüzgârı meşhur, Şubat ayıydı ve G. Amerika yazı olmasına rağmen çok soğuk ve nemliydi. Birkaç günü P. Arenas’da geçirdikten sonra 250 km. daha kuzeyde, fiyortların arasındaki yirmi bin nüfuslu Puerto Natales adlı kasabaya otobüsle gittim. Burası buzulların ve karlı zirvelerin arasında olmasına rağmen güneyde kalan P. Arenas’dan daha sıcak. Koskoca Şili Patagonyası’nda başka yerleşim yeri yok zaten, keza bölgenin çoğunluğunu ‘buz tarlaları’ adı verilen And Dağlarının güneyi kaplıyor. 

    Puerto Natales’de ikinci günüm, küçük hoş bir kasaba, denizin ötesindeki karlı dağ çıkıntıları etkileyici. O sabah otelin açık büfe kahvaltısını pek mükemmel bulmasam da umursamadım, kasabayı gezecek, sahile inecek, öğlen saat birde de balina ve buzul turuna katılacağım, onun heyecanı var. Tura katılmadan önce öğlen yemeği için balık lokantası planladım. Resepsiyondaki kızın tarifiyle bir yer buldum. Epey büyük hangar gibi bir deryaydı, içeride turist grupları vardı. Masanın birine oturdum fakat kırk elli kişiye sadece bir garsonun hizmet ediyor olması biraz garipti. 5-10-20 dakika geçti, masama uğrayan yok, garsona işaret ettim durum değişmedi. Bir 20 dakika daha ve ben oturduğum yerde bir bibloya dönüşmeden balıktan vazgeçme hesapları yapar oldum, tur kaçacak yoksa. Son bir umutla garsona seslendim,  o da uzaktan öylesine bir boş bakış attı, bu lakayt tarzıyla iyice zıvanadan çıktım ve diğer turistlere aldırmadan yapılanın saygısızlık ve ayıp olduğunu, bir saate yakındır sandalyede kazık gibi oturduğumu bağıra çağıra dile getirdim, ardından hışımla çıkıp gittim. Bunu yapmasam kendimi zavallı ve ezik hissedecektim çünkü.

    O sırada bir an önce sahile inip tur teknemi bulmaktan başka aklımda bir şey yoktu. Saate baktım, yarım saatten fazla vakit var.  İşte o anda omuz çantamın olmadığını fark ettim. Banka kartlarım, bir miktar param ve en önemlisi pasaportum çantanın içinde. Öfkeyle çıktığım balık lokantasında unutmuş olmalıyım, evet! Koşarak geri döndüm, garson az önceki sergilediğim üslubun karekökünü filan alıp fazlasıyla iade eden bir tavır içinde ve dövse daha iyiydi dedirten suratıyla, çanta-manta görmediğini söyledi. Diklendim ben de, eminim çünkü;  odamdan çıkarken çanta yanımdaydı, resepsiyonist kıza tur için para ödemiştim. Çanta kesinlikle burada ve garson bana öfkesinden sakladı, eminim. Yükselen seslere lokanta sahibi de devreye girdi, bir kovmadığı kaldı. Buzdolapları, turiste zerre saygıları yok, bir ilgisizlik, bir bıkkınlık, canım sıkkın.

    Koşarak otele gidip resepsiyondaki kıza olayı anlattım, lokantayı aradı, İspanyolca bir şeyler konuştular, bir sonuca varmadı ki, bana polise git demek zorunda kaldı.

    Kasaba merkezinde dolaşırken görmüştüm karakolu, enteresan gösterişli bir yapıydı. Resepsiyondakinin yol tarifine bile gerek kalmadan karakola koştum. Ara ara aklımın kuytularında balina turunun kaçmakta olduğu fikri uyanıyor olsa da umurumda değil;  varım yoğum, bütün dünyam bir tek pasaporttan ibaret o anda. Şimdi bu pasaport kaybolunca ne olur? Hiç başıma gelmedi ki. En yakın Türkiye büyükelçiliği 2 bin kilometre uzaktaki başkent Santiago’da. 

    İki polis memuru eşliğinde lokantaya girdiğimizde garson ve lokanta sahibi polisleri bilgisayarın başına oturttu, benim geliş saatimi bularak kamera görüntülerini izlemeye koyuldular: Ve şok; lokantaya gelirken ne elimde, ne omuzumda çanta yok. Utanma duygusu doludizgin ama bir başka duygu, çantanın kuş olup uçtuğu ve artık onu asla bulamayacağım endişesi jet hızında üzerime çörekleniverdi. Hayır, başıma gelecekler bitmeyecek, katmerlenecek ve Patagonya cehennemim haline gelecek, niye, çünkü lokanta sahibi bu defa işyerlerine iftira atmaktan hakkımda şikâyetçi oluyor.

    “Santiago’daki Türkiye Büyükelçiliği’ne haber vereceğiz, savcılık işlemlerini bir veya iki güne tamamlamaya çalışacağız, mahkemeye çıkarsın, muhtemelen sınır dışı edilme cezası gelir,” diyerek avuttu memurlar beni. “Fakat mahkemeye kadar karakolda kalacaksın!” diyerek yeni bir şok dalgası daha yollamayı ihmal etmediler. 

    Karakola geri döndüğümüzde beni ikinci katta içinde iki koltuk bir masa olan bir odaya aldılar. Az önceki memurlar kapıyı kilitlemeden önce, “Merak etmeyin, siz otelden çıktıktan sonraki güzergâhınız üzerindeki bulunan bütün sokak kameralarını inceleyip çantanıza ulaşmaya çalışacağız,” morali vermeyi ihmal etmediler. ‘Varsın sınır dışı edileyim, hiç olmazsa çantama kavuşayım’ modundayım artık.

    Kaçan balinalar, buzlar diyarında donup kalan bir seyahat, kanat takıp giden paralar, rezil rüsva ettiğim Türklüğüm; sırayla resmigeçit halindeler beynimde. Bir an önce ne olacaksa olsun da kurtulayım şu cehennemden, ülkeme sağ salim varayım… Kafam bunlarla meşgul, ne kadar vakit geçti bilmiyorum, bataryası bitmesin diye kapattığım telimi açtım, ekrandaki zaman 18.00. Türkiye’yi arasam oradaki zamanın gece yarısını geçip sabaha dönmeye başladığı vakitler, kimseyi huzursuz etmeye hakkım yok ama Türkiye’de sabah olsun hele, ortalığı velveleye vereceğim. Tanıdığım bütün siyasetçileri, bürokratları, gazetecileri filan, kafamda sıraya dizdim, arayacağım tek tek.

    Ekrandaki saate bakar halde düşünürken kapının kilidi döndü ve içeriye daha önce görmediğim başka bir memur girdi. Tavırları biraz daha üst mevkiden olabileceği yönünde. Gelip karşımdaki koltuğa oturdu ve İngilizce sorular sordu bana, hani ne iş yaparsın, Şili’ye neden geldin türünden…  O anda aklıma bir fikir geldi ve adama dedim ki, “Bütün soruların yanıtı ‘Google’ da,  ‘Mehmet Mollaosmanoğlu’ yaz görürsün.”

    Memur yüz ifadesinden ne düşündüğünü belli etmedi ama söylediğimi de yapmaya koyuldu. Merakla onun ifadelerini takip etmek düştü bana da… Epey sonra başını kaldırıp, “Türk seyahat bloğu ve roman yazarı ha?” diyerek ikna olmaya –anlamaya-çalıştı. Benim için bir umut mu bu bilmiyorum ama tebessüm ederek başımı salladım. Memur hiçbir şey demeden aniden ayaklanıp odadan çıkıp gitti. Sadece on dakika sonra geri döndüğünde yanında resmi üniformalı yaşlıca bir adam var, karakol amiri filan olmalı. Selamlaşıp tokalaştık, hatırımı sordu, başıma gelenlerden üzüntü duyduğunu söyledi, gayet dostça. “Siz bir yazarsınız, iki ülke arasında diplomatik krize yol açacak böyle bir olayla gündeme gelmek istemiyoruz, lokantaya iki adam gönderdim, şikâyeti geri çektirmeyi deneyeceğiz,” anlamı çıkacak yarım yamalak cümleler kurdu az İngilizcesiyle. Üzerimde yeni umut filizleri açtı, kendimi gayet önemli bir adam gibi hissetmem de olayın bonusu…  Google’u çok seviyorum.

    Bu esnada amire telefon geldi ve uzun uzun konuştu, içimde bir his lokanta sahibiyle konuştuğu yönünde veya belki de daha büyük bir mülki amirle, çünkü arada ‘Turqia’ kelimesi ve adım geçiyor. On dakikayı bulan konuşmaların ardından bana dönüp, “Bir kahvemizi için sonra otelinize gidebilirsiniz!” dedi. Ben ağlamakla, zıplamak arasında bir ruh hali tutturmuşum kahveyle filan ne işim olur. Teşekkür ediyorum, karakoldan dışarıya adım attığım andan itibaren çektiğim havanın özgürlük nefesi olduğunun bilincindeyim. Kitaplarımın birinden bir söz takılıyor aklıma, “En zor alınan nefes esaretin başladığı andaki nefestir.”

    Saat tam 19:00, Patagonya’da akşam geç olduğundan güneş hâlâ ısıtıyor.  Ve otel… Güler yüzlü resepsiyonist kız yine yerinde. Beni görünce merak ettiğini söylüyor, olanları anlatıp işi uzatmak niyetinde değilim, sadece çantayı bulamadığımdan bahsediyorum. Yarın sabah tekrar karakola gideceğimi, onların sokak kameralarını inceleyeceğini filan ekliyorum…

    Fakat o ne? Resepsiyon bankosunun yan tarafındaki garip valizlik gibi bir çıkıntının dibinde, klasör ve kâğıtların altında sütlü-kahve renkte bir kuşak… Çantamın kuşağı! Aristo sanırım benim kadar iştiyakla ‘buldum, buldum’ diye bağırmamıştır. Öğleden beri helak olduğum çanta, resepsiyon bankosunun kenarında duruyor. Sitemle bakıyorum karşımdakine, “e be kızım, saatlerdir buradasın, ortada kayıp bir çanta var, bütün Puerto Natales ayağa kalktı, yarın Şili ve Türkiye ayağa kalkacaktı ama sen lay lay lom… Biri kucağına bomba koysa ruhun duymayacak!”

    İçimden diyorum tabii. Hem kız da pek sevinmiş görünüyor, bozmadım artık.

    Anlamadıysanız tekrar edeyim; çantayı resepsiyonda unutmuşum, evet! Ve kız gözünün önündeki ‘günün konusu’ nesneden bihaber. Havalar gibi algılar da donuk.

    Koşa koşa karakola gittim, dosdoğru amirin odasına, çantayı bulduğumu müjdeleyip kamera-mamera kendilerini yormamalarını söyledim, kahve teklifini yeniden reddederek otele döndüm çünkü çok yorgunum çok, zihinsel…

    Şimdi Patagonya temalı üç kitapta sıra.

    1-Patagonya Ekspresi
    Luis Sepulveda, Everest Yayıncılık

    Şilili yazar Luis Sepulveda 70’li yıllarda Şili’deki dikta rejiminde diğer bütün aydınlar gibi yargılanıp hapse atılmasıyla yaşadığı kötü günlerin peşinden çıktığı uzun bir yolculuğu kaleme almış, böylece seyahat romanı türünde bütün beklentileri karşılayan bir eser ortaya çıkmış: Patagonya Ekspresi.
    Arjantin, Ekvador, Kolombiya derken Patogonya eserin büyük bölümünü kapsıyor. Bu arada Ekvador anılarını çok ilginç buldum, hem dehşete düşüren hem de komik bölümler var. Okurken dünyanın farklı yerlerinde akla hayale gelmeyen yaşam biçimleri varmış diyorsunuz. Yazar Patagonyalılar’dan, “Söylediklerinin dörtte birine dahi güvenilmez, dünyanın en yalancı insanlarıdır,” şeklinde bahsediyor. Patagonya ile ilgili bir not daha düşmüş, diyor ki, “Gelmiş geçmiş en iyi gezi kitaplarından biri Bruce Chatwin’in Patagonya’da adlı eseridir.” Ben okumadım, iki binli yılların başında Türkçe olarak yayımlanmış ama yeni baskısı yapılmadığı için varsa sahaflardadır.

    2-Lapa Lapa Kelebek Yağıyordu
    Charles Darwin/Can Yayınları

    Darwin’i biliyorsunuz, 1800’lü yıllarda yaşamış ünlü doğa bilimci. O zamana göre ulaşılması çok zor coğrafyalara seyahat ederek mesleğiyle ilgili araştırmalar yapmış. Uzun yolculuğu Macellan Boğazı’ndan da geçmiş haliyle. Hem boğazın güneyindeki Ateş Toprakları (Tierra el Fuego) hem de kuzeyindeki Patagonya’da yerli yaşamını, hayvanları, bitkileri ve doğayı gözlemlemiş, notlar almış. Lapa Lapa Kelebek Yağıyordu kitabı da işte o notlarından bir bölüm. Açıkçası, edebiyatı bilim adamlığı kadar cazip değil fakat 1800’lü yılların ortasında Darwin’in gözünden Güney Amerika’nın en uç coğrafyasını okumak için iyi bir edebiyat eseri olup olmadığına bakmanın da gereği yok zaten. Arşivlik kısacık bir eser.

    3-Ateş Toprakları
    Francisco Coloane, Africano Kitap

    Ateş Toprakları, Şilili yazar Coloane’nin konusu 1950’lerin Patagonya’sında geçen dokuz öyküden oluşan kitabı.  Hikâyeler rahatsız edici, şiddetli ve vahşi yerli halktan bahsederken onların genel tarzlarının acımasız bir dürüstlük içerdiğini, alışılmadık ahlaki değerleri olduğunu anlatıyor.  Bu yüzden karakterler pek sevimli değil ama ilgi çekici olduğu kesin. Bu arada kitap sayesinde Macellan Boğazı’nın güneyine neden Ateş Toprakları dendiğini de öğrenmiş oluyoruz. Merak eden kitabı alır öğrenir.

    Mehmet Mollaosmanoğlu

    Yazar ve İnşaat Mühendisi. Alanya’da doğdu. İlk ve ortaöğretimini de aynı şehirde tamamladı. İlk eseri olan Ataerkil’i 2007 de yayımladı. Tanınırlığı ikinci romanı Ata Mezarlığı ile arttı. Kaos Kuramı’ndan yola çıkarak, “Çin de kanat çırpan bir kelebek ABD de bir fırtınaya neden olabilir” temalı Kelebek Etkisi modellemesini örnek alan yazar, eserlerinde genellikle yeryüzünün herhangi bir köşesinde herhangi bir zamanda ortaya çıkmış bir olgunun, bir başka yer ve zamandaki muhtemel en kaotik sonucunu kurgulayarak hikâyeleştirme yoluna gider. Eserlerinde gerilim teması kuvvetlidir, sık sık da fantastizm ve siyasal/sosyal kurgu izleri görülür. Yazarın kaleme aldığı 13 kitabı bulunuyor.

    mEHMET MOLLAOSMANOĞLu yazıları
    Şilili bir yazarın Türkiye sevdası
    edebiyat gezi yazar

    Related Posts

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026 Hakan Akdoğan

    POPRİŞÇİN: YA KRAL OLACAKSIN YA DA DELİRECEKSİN!

    Temmuz 1, 2026 Nilgün Karataş - SuareMag

    ÜÇÜNCÜ KAPININ YOKLUĞU

    Temmuz 1, 2026 SUAREMAG

    SEÇİM EYLEMEKTİR

    Temmuz 1, 2026 Arzu Kurt
    View 1 Comment

    1 Yorum

    1. susana pozo on Mart 2, 2025 7:01 am

      It is a pleasant surprise to find a Turkish writer interested in my country Chile.
      The story of the lost bag fortunately ended well, I can imagine the anguish you felt in those moments, being on the other side of the world, a different language, without documents and without money is to die for.
      Chile has a long territory and an enormous variety of climates and beautiful landscapes mixed with many stories, myths and legends as you travel.
      Especially in the southern area, Chiloé, for example, is an island that stands out for its legends of witches and mythological beings. The Caleuche ghost ship, the Trauco a demon that kidnaps women.
      I live in Santiago, the capital, for the last 10 years I have been able to enjoy different trips, traveling from Santiago in a van to the city of Arica, passing through different cities, then entering Peru, then Bolivia, Lake Titicaca, La Paz, going down the Argentine side to Mendoza to cross to Santiago.
      I was in Havana, Cuba, in 2014 and 2015 I traveled to Istanbul to the Harbiye festival to see Tarkan. I made a stopover in Italy, city of Rome, at the 2017 New York Tarkan concert.
      2018 I traveled to Germany for the Tarkan concert, but before that I went to see my sister who lives in Sweden in Kumla, three hours from Stockholm. I went down to Malmo to get to Denmark, took a transfer to Rostock, towards Berlin, continuing the trip to the city of Frankfurt for another Tarkan concert, then France-Paris, back by bus to Stockholm.

      Then a long period of distance thanks to the pandemic, now in April I’m going to Rotterdam to see Tarkan, then to Liverpool and London for a historical Beatles tour.
      In 2013, looking for information about Tarkan’s concerts, I found Carlos Flores. I was surprised by his book. I didn’t know anything about him in all these years. Then I found this story.
      I thought everything was fantastic. It is wonderful to travel and see other countries.
      Greetings from Chile.
      Susytarkan fan Chile.

      Reply
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    İspanyol pop müziğinin kült ismi Monica Molina 20 Ekim’de İstanbul’da

    Ekim 10, 2023 Konser

    Suare Öykü: Birlikte Yazılan Bir Edebiyat Hareketi

    Eylül 1, 2025 KÜLTÜR - SANAT

    Kırıldım Ama İyileşiyorum raflarda

    Eylül 25, 2025 Kitap
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.