Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazar, Temmuz 5
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » Tanrıçanın Serzenişi: Elpis bize ‘umudunuzu kaybetmeyin’ diyor
    Kitap

    Tanrıçanın Serzenişi: Elpis bize ‘umudunuzu kaybetmeyin’ diyor

    Eylül 25, 2025Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    SAYIM ÇINAR

    Tanrıçanın Serzenişi adlı yeni kitabı ile okurla buluşan Burçak Gönül, 9 ülkeden 9 kadının öyküsünü Tanrıça Elpis’in anlatısı ile bize ulaştırıyor. Antik Yunan mitolojisinde umudun tanrıçası Elpis’in Pandora’nın kutusunda son kalan madde olduğunu hatırlatan Burçak Gönül, yeni kitabına adını veren son öyküde Elpis’in  kadınlara ve aslında tüm insanlığa serzenişini şöyle özetliyor: “Umudunuzu kaybetmeyin.”

    Remzi Kitap etiketiyle okurla buluşan üçüncü kitabı Tanrıça’nın Serzenişi’nin yanı sıra yazarlık öyküsünü de konuşmak üzere buluştuğumuz Burçak Gönül, sorularımızı şöyle yanıtladı:

    • Kimya mühendisisiniz. Uzun yıllar özel sektörde çalıştınız. Sonra yazarlığa geçtiniz. “İkinci kariyer”diyebileceğimiz bu değişim hayatınızı nasıl değiştirdi?

    Sektörden ayrılmam, erken yaşta bir emeklilik ve ülke değişikliği ile birlikte gerçekleşti. Bir anda bütün dengelerim değişti. Sanki bir defter kapanıp yepyeni bir defter açıldı. Yazmak bana ikinci bir hayat armağan etti. Mesleki eğitimim ve uzun yıllar boyunca yaptığım iş, bana analitik bakış açısı, disiplin ve sabır kazandırdı ama yazmak bana özgürlük, yaratıcılık, kendimle ve başkalarıyla yeni bağlar kurma imkânı verdi.

    • Dört romanın ardından ilk kez bir öykü kitabı yazdınız. Öyküye yönelmenizin özel bir sebebi var mı?

    Sesini duyurmak istediğim kadınların hikâyeleri, hayatlarının bir kesitiyle içime yerleştiler; romanın uzun soluğunu bekleyemezlerdi. Öykü, yoğunluğu ve doğrudanlığıyla bana en uygun ifade biçimi oldu. Ben de o yoğunluğu bozmadan, sarsıcı anlatılarla aktarmak istedim. Çünkü her birinin hayatı başlı başına bir roman olabilecek bu kadınların çığlığına en uygun form öyküydü.

    • Kitapta annenizin günlüğünden esinlendiğiniz bir öykü de var. O defteri okurken neler hissettiniz? 

    Annemin genç kızlığından beri tuttuğu günlükleri vardı. Vefatından ancak bir süre sonra elime alabildim. Çok derin, çok hüzünlü bir deneyimdi. O satırlarla birlikte onu daha iyi anladım; ne kadar güçlü bir kadın olduğunun bir kez daha farkına vardım. Hatta bu kitabı da annemin anısına ithaf ettim. Öyküde adı geçen Cemalifer, annemin Kaleiçi’ndeki komşusuymuş. Onu çok etkilemiş, hatta bazı yönleriyle ona öykünmüş gibi geldi bana. Bazı ayrıntılar beni de derinden sarstı; annemi, onun gençliğini ve hayallerini bambaşka bir gözle görmemi sağladı. Annemin sesini edebiyat aracılığıyla bugüne taşımak, hem bir veda hem de bir teşekkür oldu benim için. 

    • Finlandiya’dan Sri Lanka’ya, Suudi Arabistan’dan Norveç’e uzanan dokuz farklı kadın öyküsü. Onları seçerken ve yazarken sizi en çok etkileyen şey neydi?

    Farklı coğrafyalardan kadınların yaşamlarına dokundum; kimilerini bizzat tanıdım, kimilerini uzun sohbetlerden ve tanıklıklardan yola çıkarak kaleme aldım. Onları seçerken beni en çok çarpan şey, aslında dünyanın neresinde olursa olsun kadınların acılarının, direnişlerinin ortak bir sese, evrensel bir çığlığa dönüşmesiydi. Bir yandan bambaşka ülkelerde aynı yaraları gördüm, bir yandan da kültürel mirasların bu yaraları nasıl farklı şekillere sokabildiğini, hatta kolayca normalleştirebildiğini fark ettim. Araştırma yaparken ve yazarken kimi zaman gözlerim doldu, kimi zaman öfkeye kapıldım, bazen de yüksek sesle isyan ettim. Bence bu öyküler yalnızca onların değil, hepimizin, bütün kadınların hikâyesidir. 

    • Sunuş yazısındaki teşekkür bölümünde, bazı kadınların isimlerine yer verilmiş. Bu da öykülerin gerçek yaşam öyküleri olduğunu düşündürüyor. Sizce edebiyatın gücü, gerçeği dönüştürmekte mi yoksa gerçeği bütün çıplaklığıyla aktarmakta mı?

    Kanımca edebiyatın gücü ikisinde birden gizli. Gerçeği olduğu gibi yazmak bazen yetmez; ona bir edebi form, bir duygu katmanı kazandırmak gerekir ki okurun kalbine dokunsun. Ama öte yandan hiçbir kurmaca da boşlukta var olmaz; daima gerçeğin izlerinden, yaşanmışlıklardan beslenir. Benim için yazmak, gerçekleri olduğu gibi göstermekle, ona yeni bir anlam, yeni bir duygu derinliği kazandırmak arasında bir denge kurmaktır. Elbette kadınların yaşamlarını birebir aktarmadan, kurgulayarak yazdım; ama içindeki acılar, gözyaşları ve umut hep gerçekti.

    • Kitaptaki son öyküde umut tanrıçası Elpis konuşuyor ve diğer kadınların hikâyelerine değiniyor. Bu fikir nasıl doğdu?

    Mitoloji, kadim zamanlardan bugüne ulaşan evrensel bir dil sunuyor. Elpis’i bir sembol, bir ses olarak seçtim. Çünkü O, Pandora’nın kutusunda en son kalan, her şey tükenmişken bile insanı yaşatan bir duygunun simgesi… Daha önce bir derginin umut temalı sayısında Elpis’in ağzından yazılmış bir yazım yayımlanmıştı; bu öyküyü yazarken o metni geliştirdim. Son öyküde Elpis, kadınlara ve aslında umudu tükenen tüm insanlığa serzenişte bulunuyor: “Umudunuzu kaybetmeyin.” Çünkü kadınların karşılaştığı zorluklar ne kadar ağır olursa olsun, hâlâ bir çıkış, hâlâ bir ışık var. 

    • Farklı kültürler, farklı diller… Ama hikâyelerde ortak bir acı ve direniş var. Sizce bu ortak kader nereden besleniyor?

    Kadın olmak, nerede yaşarsak yaşayalım benzer sınavları getiriyor: baskılar, beklentiler, fedakârlıklar… Bu sınavların çoğu, tarih boyunca şekillenmiş erkek egemen yapılardan besleniyor; sosyal normlar, kurumlar, değerler çoğu kez kadınların özgürlüğünü ve söz hakkını kısıtlıyor. Ama ilginç olan, bu sistemleri yaratan ve sürdüren erkekleri de yetiştirenlerin kadınlar olması; anneler, büyükanneler, öğretmenler… Yani kadınlar, kendi toplumlarının “nasıl olunmalı” kurallarını bir sonraki nesle öğretirken, farkında olmadan kendi özgürlüklerini kısıtlayan sınırları da yeniden üretiyor. Öte yandan, bu zorluklar kadınlara dayanışmayı, sevgiyi, yaratıcılığı ve yeniden doğmayı da öğretiyor. Türkiye’deki kadın sorunlarıyla, Orta Doğu’dan Güney Asya’ya, farklı diller ve kültürlerdeki öyküler arasında güçlü bir bağ var: Hepsi aynı temel sorulara, aynı direnişlere ve aynı umuda işaret ediyor. Kadınların ortak kaderi, hem acıdan hem de dirençten besleniyor; bu da hikâyeleri evrensel kılıyor.

    • Kitapta dokuz farklı kadının öyküsü var ve siz de bir kadınsınız. Bu öyküleri yazarken, sizin bireysel hikayeniz de değişip dönüştü mü?  

    Tanrıçanın Serzenişi benim için de bir içsel yolculuk oldu; kendi sınırlarımı, kırılganlıklarımı ve hayatta şükrettiğim şeyleri daha derin hissettim. Ne kadar şanslı olduğumu fark ettim; oralarda doğmuş, veya Türkiye’de çok başka koşullarda yaşayan bir kadın olabilirdim ve bu düşünce karşısında hem utandım hem de bir sorumluluk hissettim. Bu süreç, dünyanın dört bir yanındaki kadınların yaşamlarına karşı ilgimi arttırdı. Artık markette kasadaki Filipinli kadını, manikürümü yapan Afrikalı kadını, sokakta karşılaştığım her farklı kökenden kadını başka bir gözle izliyorum; onların da kendi görünmeyen öyküleri, zorlukları ve direnişleri olduğunu düşünüyorum. Kendi şansımı ve ayrıcalıklarımı fark etmek, başka kadınların yaşamlarına daha derin bir merak ve saygı duymamı sağladı.

    • Kadınların yaşadığı sorunların bazıları evrensel; şiddet, baskı, yalnızlık… Ama bazıları da kültürel miraslardan doğan, çok farklı görünen sorunlar. Siz bu benzerlik ve farklılıkları nasıl yorumluyorsunuz?

    Bazı acılar dünyanın neresine giderseniz gidin karşınıza çıkıyor: şiddet, eşitsizlik, aldatılma, görmezden gelinme… Bunlar evrensel yaralar. Ama öte yandan kültürlere özgü çok çarpıcı farklar da var; kadın sünneti ya da gelenek adına yapılan baskılar gibi. Tuhaf olan ise, pek çok yerde kadının kadına yaptığı baskı, mobbing ve dayatma. Bir ülkede kadınınkocası çalışmasına izin vermezken, başka bir ülkede kadın çalışmadığı için baskı görüp acımasızca eleştirilebiliyor. Tüm farklılıklarına rağmen hepsinin ortak noktası, kadınların hayatlarını sınırlayan görünür ya da görünmez duvarlar.

    • Bazı öyküler, kadın sünneti, aile içi şiddet ve taciz gibi çok sert konuları ele alan dramatik öyküler. Bunları yazarken etik bir kaygı hissettiniz mi? Bu öyküler üzerinden toplumsal farkındalık yaratmayı düşündünüz mü?

    Bunlar gerçekten çok ağır yükler. Bu konular öyle kolay anlatılacak türden değil, düşününce bile kanı donuyor insanın. Ama sustuğumuzda acımasızlıklar ve şiddet daha da büyüyor; sessizlik, bu acıların görünmez olmasına hizmet ediyor. Yazarken güçlü bir etik kaygı hissettim ama aynı zamanda cesur olmak gerektiğine inandım. Sessiz kalmak, bu acılarıgörünmez kılmak anlamına geliyor. Bu öyküler üzerinden toplumsal farkındalık yaratmayı da çok önemsiyorum. Kadın dernekleri ve sivil toplum örgütleriyle iş birliği yapmak, Türkiye’de ya da dünyanın herhangi bir yerinde kadınlar için bir şeyler yapabilmek benim için çok değerli. Bu kitap, sadece okumak için değil, konuşmak, düşünmek ve harekete geçmek için de bir çağrı.

    • Kitapta sadece erkeklerin değil, kadınların da birbirine baskı yaptığını örnekleyen bir hikâye var. Sizce bu durum çok yaygın mı?

    Evet, çünkü kadınlar da ataerkil düzenin içinde yetişiyor. Bazen en sert yargılar annelerden, komşulardan, hatta kız kardeşlerden geliyor. Bu, sistemin kadın üzerinden yeniden üretilmesi demek ve aslında çok trajik. Ayrıca “kadın rekabeti” denen bir durum da var; iş hayatında, özellikle erkek egemen sektörlerde, hayatta kalabilmek için daha rekabetçi oluyoruz belki de.  Örneğin, ben farklı kurumsal yapılarda pek çok yöneticiyle çalıştım. Üzerime basarak ilerlemeye çalışan tek bir yöneticim oldu ve o bir kadındı. Ben ise, destekleyici, hatta kadınlara karşı pozitif ayrımcılık yapan bir yönetici olmaya çalıştım. Bana kalırsa, kadınların birbirine uyguladığı mobing, baskı ve eleştiri, kişisel seçimlerle kırılabilir.

    • Ensest ve pedofili gibi toplumların konuşmaya bile çekindiği bir konuya da dokunuyorsunuz. Böyle bir öyküyü yazarken en büyük kaygınız neydi?

    Kaygım, en başta kurbanları yeniden incitmemekti. Ensestve pedofili çok hassas konular; izleri bir ömür sürebiliyor, yaraları kolayca kanayabiliyor. Yazarken en çok bunun ağırlığını hissettim, çünkü kelimeler bile o acıyı tetikleyebilir. Ama bir yandan da biliyorum ki bu konular konuşulmadığında görünmez kalıyor ve görünmezlik, failleri koruyor. Edebiyatın en önemli görevlerinden biri, bazen en karanlık yerlere ışık tutmak. Sessiz kalmak yerine o karanlığın içine girmekten korkmamak, hem toplumsal yüzleşmeye hem de iyileşmeye küçük de olsa bir kapı aralayabiliyor.

    • Bir öykünüzde trans bir kadının mücadelesi var. Bu karakteri kitaba dahil etme ihtiyacını neden hissettiniz?

    Kadına dair sorunların çeşitliliğini görmek ve kabul etmek zorundayız. Trans kadınlar, daha varoluşlarının en temelinde bile büyük bir kabul mücadelesi veriyorlar. Onların yaşadıkları acılar, umutlar ve direnişler de kadın olmahikâyesinin ayrılmaz bir parçası. Üstelik onlara yöneltilen şiddet kadınlara uygulanan şiddetin bir biçimi; hem de çoğu zaman en ağır, en acımasız olanı. Bu yüzden onların sesini duymak, hikâyelerine yer vermek sadece bir tercih değil, aynı zamanda bir sorumluluk gibi hissettirdi bana.

    • Bunca acı, şiddet ve baskının ortasında kitabın ana teması yine de umut. “Tanrıçanın Serzenişi” umuda dair mesajı olan bir kitap. Sizce bugün kadınların birbirine vereceği en güçlü umut mesajı ne olabilir?

    “Yalnız değilsin.” Bence kadınların birbirine verebileceği en güçlü umut mesajı bu. Hepimiz kendi karanlıklarımızdan geçiyoruz, ama yan yana geldiğimizde ışık çoğalıyor. Umut, bazen çok küçük bir çatlakta filizleniyor; bir kız çocuğunun kahkahasında, bir annenin sabrında, kadınların birbirine uzattığı yardım elinde. Tüm acılara rağmen umudu çoğaltmak, bizi yeniden hayata bağlayan en güçlü dayanışma biçimi.

    • Kitabı henüz eline almamış biri için “Tanrıçanın Serzenişi”ni tek cümleyle nasıl tanımlarsınız?

    Tanrıçanın Serzenişi, farklı coğrafyalardan kadınların acılarını, mücadelelerini ve umutlarını anlatan bir derleme, bir sesleniş. 

    Burçak Gönül’den yeni kitap: Tanrıçanın Serzenişi 
    edebiyat kitap

    Related Posts

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

    Temmuz 1, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    Ayın Filmleri: TEMMUZ AYINDA NE İZLEYELİM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Filmleri
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Sayım Çınar ile Kitap Dünyası

    Ağustos 14, 2025 Kitap

    ‘Mumi’lerin yaratıcısı Tove Jansson eserleriyle Aynalı Geçit’te

    Mayıs 8, 2025 Betül Çakıroğlu

    İklim Tamkan ve Türkü Yavuz’un müziği İstanbul’un Tarihî Kiliselerinde yankılanacak

    Kasım 26, 2025 Konser
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.