Close Menu
    Son Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Nisan 30
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » CLOVER’IN UMUDU
    Nilgün Karataş - SuareMag

    CLOVER’IN UMUDU

    Eylül 1, 2025Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    henize Nilgün Karataş
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Nilgün Karataş

    Umudun başlangıçlara, başlangıçların bitişlere, bitişlerin umuda evrildiği bir döngüde, adalet ve huzur hayal eden bir anneye, bir dosta, cefakâr bir kadına yepyeni bir hikâye armağan etme niyetiyle…

    Güzel bir hikaye yazmak zor; acıyı, kötüyü, dramı, çirkini anlatmak görece daha kolay. Olumsuzu ifade etmeye yönelik dilsel repertuar o kadar geniş ki iyi hikayeler hep yavan kalıyor. Güzelin ‘güzel’, iyinin ‘iyi’, mutluluğun ‘mutluluk’ olarak kavramsallaşması bile çirkin, kötü ya da dramatik olanın varlığına muhtaç, ne ironik! Umut ile hayal kırıklığı arasındaki o hızlı gidiş gelişlerimiz gibi… 

    Asıl mesele umudun kendisi. Çoğu zaman bitişlerin de başlangıçların da kaynağıdır umut; ümidimizi yitirdiğimizde değil hayaller kurup, arzularımız tetiklendiğinde buluruz değişim cesaretini. Umut ileride yaşanabilecek iyi olasılıkların bizdeki karşılığıdır. Ve umut ne güzel bir afyondur.

    Her türlü ilişkide -aşk, arkadaşlık, vatandaşlık, yoldaşlık, kardeşlik- adına ne dersek diyelim her türlü ilişkide tutkaldır umut; bizi bir arada tutandır. Hayal kırıklığında çözülürüz, dağılırız. Ancak hemen toparlanırız; toparlanmamız gerekir, bizden beklenen budur; üzülürsek kızarız, kızarsak öfkeleniriz, öfkelenirsek isyan ederiz, isyan edersek direniriz. Direniş kaostur, ne evde ne işte ne de sokakta otorite kendi dizayn edemediği kaosu sevmez. Bu nedenle umut iyidir, gereklidir, sürekli artan dozda tazelenmelidir.  

    Umut bir lanet olabilir mi? Çağımız insanına yaptıkları kadar yapamadıklarının bedelini ödeten bir lanet…

    Bütün bunları bana düşündürten Clover. Nazik, anaç ve güçlü bir yük atı… 

    Hatırlayamazsanız, hafızanıza söylenmeyin. Çünkü George Orwell’ın Hayvan Çiftliği’ne ilişkin ilk okumalar genellikle “domuzlar” üzerinden yapılır, karakterler o kadar baskındır ki hikaye kurucular onlardır.

    Napoléon; hırslı, baskıcı, manipülatif liderleri temsil eder. İktidarı ele geçirip totaliter rejimi kurunca -kitapta bu bölüm yoktur ama bir dahaki devrime kadar- onun borusu öter.

    Snowball; akıllı, idealist, devrimcidir. İlk okuduğumuzda en sevdiğimiz karakter tartışmasız odur. İktidar tarafından “hain” ve “anarşist” ilan edildikten sonra çiftlikteki hayvanlar onu unutsa bile okurun gönlündeki yeri ayrıdır.

    Squealer; propaganda ustasıdır, gerçekleri çarpıtarak Napoléon’un gücüne güç katar. Kimi zaman medyanın, kimi zaman yandaşın, kimi zaman sistemin en güçlü aparatı olarak yorumlarız onu. 

    Ancak sonraki okumalar, “domuzlar ve atlar”, sadece “atlar” ve yalnızca “Clover” üzerinden yapıldığında metnin gücüne hayranlığınız artarken yeni sorgulamalar içinde bulabilirsiniz kendinizi. 

    Hayvan Çiftliği sadece politik bir hiciv değil; umut ve hayal kırıklığı döngüsü içinde değişimmiş gibi görünen tekrarların hikayesidir. Özellikle döngünün en sessiz ama en derin tanıklarından biri olan Clover’a odaklandığınızda. Onun yolculuğu, bir dönemin bitişine şahitlik ederken yeni bir dönemin nasıl acı verici bir başlangıca dönüştüğünü gösterir bize. 

    Clover hikayedeki rolünü bilmez. O sessiz ve sadık bir yük atıdır. Dört çocuğunu kurban etmiştir önceki sisteme; onun için çiftlikteki değişim çok anlamlıdır. Umudun temsilcisidir Clover. Ancak umut hem dayanak hem de ağır bir yüktür.

    Devrimin ilk sabahında, duvarda yazılı olan kelimeleri okuyamasa da tüm kalbiyle onların özgürlük, eşitlik ve dayanışma getireceğine inanır Clover. Zamanla bu umut, sorgulamadan boyun eğmesine yol açar; kendi hafızasından şüphe eder de Squealer’ın tatlı yalanlarına karşı koyamaz. Bilgisizliği, pasifliği nedeniyle ideallerin adım adım yozlaşmasına engel olamaz. Bir şeylerin yanlış olduğunu hisseder de “Bay Jones’un günlerinden iyi olduğu” inancına tutunur.

    Zamanın efendileri, kelimeleri sessizce değiştirdikçe sessizlerin iyi niyeti, sadece koltukta oturan kişilerin değiştiği sistemin dayanağına dönüşür. Bir kez daha hatırlarız ki; cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşelidir.

    Umudun yan etkisi iyi niyet değildir aslında, kolektif hafızanın yönetilmesine rıza göstermektir. Maurice Halbwachs’ın işaret ettiği gibi; hafıza toplumsal olarak şekillenir ve iktidar, bu hafızayı istediği gibi yeniden yazabilir. Böylece toplum, uğruna mücadele ettiği ilkeleri unutur ve mevcut düzeni doğal kabul eder. Clover bize şu soruyu hatırlatır: Kişisel hatıralarımız kendimize mi aittir?

    Anılarımız kolektiftir; tek başımıza katıldığımız olaylar ve gördüğümüz şeyler hakkında olsalar dahi, başkaları tarafından bize hatırlatılır.

    Maurice Halbwachs – Kolektif Bellek

    Clover’ı ne zaman düşünsem Boxer’ı da düşünürüm. Emekçi Boxer. Çalışkan Boxer. Ne kadar gayret ederse etsin makus talihi değiştiremeyen Boxer.  En yakın dostu Clover’ı bir kez bile dinlemez; o en ağır yükleri sırtlar,  tüm hayatını sistemin devamı için harcar; sorgulamaz, hesap sormaz, yalnızca çalışır.  “Daha çok çalışacağım” diye diye ömrünü heba eden o güçlü at, hep işçi sınıfının temsilcisi gibi okunur. Vida sıkan mavi yakalı ile bilgisayar başındaki beyaz yakalının aynı efendiye hizmet ettiğini hatırlarsak, Boxer aslında sanıldığından çok daha fazla insanın temsilcidir. Plazaların suni havasında zihni uyuşan, bitmek bilmeyen toplantılarda ömrünü harcayan, başkalarının hedeflerini gerçekleştirmek için koşuşturan, akıl dışı kotaları tutturmak için çırpınan kim varsa Boxer’ın çocuğudur.

    Ya Mollie? O başkü türlü bir ‘beyaz’dır. Ak kısrak. Ayrıcalıklı beyaz. Mollie kişisel konforunu ve alışkanlıklarını her şeyin önünde tutan bireysel bencilliğin vücut bulmuş hâlidir. Onu yöneticilerin kimler olduğu hiç ilgilendirmez, toplumsal dertler, tasalar umurunda değildir. Şekerleri verilip, kurdeleleri takılıp, sırtı sıvazlandıktan sonra hakmış, hukukmuş, adaletmiş Mollie’yi ilgilendirmez. Hatta değişim onu rahatsız eder, kendi küçük konfor alanını kaybetmemek için toplumsal dönüşüme sırtını rahatlıkla döner, bireysel çıkarlarını her şeyin önünde tutar. Mollie’nin çocukları her devirde, her yerdedir.

    Clover’lar acı çekerken, Mollie’lerin gönüllü köleliklerine üzülmek zor.

    Biliyorum ki manipüle edilen biri yalnızca gerçeği değil, kendi hafızasını da kaybedebilir.
    Biliyorum ki dilin politik kontrol aracı olarak kullanılması, düşünceyi şekillendirir. 
    Biliyorum ki çoğunluk her şeyi görür ama harekete geçemez. Yanlışı bilir ama korku ya da konfor endişesiyle susmayı seçer. Bu pasiflik, yanlışa ortak olmanın en sessiz biçimidir.
    Biliyorum ki, Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramında belirttiği gibi, büyük kötülükler çoğu zaman sessiz tanıkların pasifliğiyle etkisini artırır. 
    Biliyorum ki başlangıçlar, çoğu zaman bitişlerin tohumunu taşır. Bitişlerin de başlangıçların da en büyük sebebi, umuttur. 

    Umudun iki yüzünü görüyor, sorguluyor ve yazıyorum. Yazmak da umut etmenin bir başka hali midir? Belki, emin değilim.

    Camus’ya göre umut, bazen özgürlüğün kapısını aralar, bazen de pranganın ta kendisine dönüşür. Umut, gelecekte bir kurtuluş vaadi sunarak bugünkü acıları katlanılabilir kılar.  Bu da çoğu zaman harekete geçme cesaretini törpüler. Sisifos Söyleni’nde Camus, yaşamın anlamını “gelecekte bir ödül” beklentisine bağlamanın, insanı bugünün sorumluluğundan kopardığını söyler. Clover’ın “yine de eskisinden iyi” diyerek düzenin adaletsizliklerini sineye çekmesi, bu illüzyonun en çarpıcı sahnesidir.

    Evet, umut en ölümcül günahtır. Ve hepimiz günahkarız.

    Biliyorum ki her kuşak, kendi ‘ilk sabah’ını yaşar, sonra da kendi yozlaşma hikâyesine tanık olur.
    Biliyorum ki domuzların devriminde başlangıçlar bitişlere dönüşür, tarih tekerrürden ibarettir.
    Biliyorum ki, başlangıç ile bitiş arasındaki mesafe, bazen bir anlık dehşet anıdır. O dehşet anı derin bir iç çekiştir, çoğu zaman susuştur.
    Biliyorum ki, biz o sessizlikte ne dediğimiz kadar, demediklerimizin yükünü de taşırız.
    Belki de bizi umut değil, Camus’un dediği gibi bugünün absürtlüğü ile yüzleşme cesaretimiz kurtaracak.

    Yine de niyetimden vazgeçmiş değilim. Bu yazının başına o sessiz ama umut dolu kahramana hayal ettiği dünyayı sunmak için oturmuştum, dedim ya iyi bir hikayeye ulaşmak için kötülüklere bulanmak gerekir. Battım çıktım; acılara, aldanışlara, susuşlara, kabullenişlere rağmen kelimelerin gücüne sığındım, şimdi size yeni bir hikaye anlatacağım.

    İyi hikâyeler vasat olur, siz yine de okuyun; yapılan haksızlıkların, yaşanan acıların her birini hatırlayarak. Clover da yaşına gelir gelmez satılan çocuklarının acısını, dostu Boxer’ın veteriner diye mezbaha arabasına bindirildiğini anladığı an yaşadığı dramı, domuzların iki ayak üzerinde yürümeye başladığını gördüğünde hissettiği şaşkınlığı unutmayacak bu hikayede.

    Biliyorum ki bizi kurtaran; umut değil acılar içinde kıvranan hafızamız olacak.

    Umudun başlangıçlara, başlangıçların bitişlere, bitişlerin umuda evrildiği bir döngüde adil ve mutlu bir hayat hayal eden Clover’a bir armağan… Uykusuz geçen gecelerin, sessizce beklenen sabahların karşılığı…

    Clover’ın Çiftliği

    Sabahın ilk ışıkları, çiftliğin üzerinde altın bir nehir gibi yayılıyor. Hayvanlar büyük bir huzurla güne başlıyor, herkes yapabildiğinin en iyisi yapmak için çabalıyor. Ne bir kamçı sesi ne de emir veren sert bir bağırış var. Herkes kendi isteğiyle çalışıyor, gücünü gönüllüce paylaşıyor.

    Domuzlar, koyunlar, atlar, kuşlar… Her hayvan, ne kadar küçük olursa olsun, kendi fikrini söylüyor. Kararlar, ortak sesle alınıyor. Çalışmak zorunluluk değil, bir onur meselesi. Herkes gücüne göre çalışıyor, emeği kadar alıyor. En küçük yavru bile karar toplantılarında söz alabiliyor.

    Paylaşımda adalet var; kışın buğday, yazın yonca, herkese yetiyor. Herkes aynı masada, karnı doyana kadar yiyor. Açlık kelimesi, eski bir masaldan kalma unutulmuş bir sözcük.

    Yedi Emir hâlâ duvarda, yazıldığı ilk günkü gibi duruyor; hiçbiri silinmemiş, hiçbiri değiştirilmemiş. Clover, harfleri tek tek okuyabiliyor artık; eğitim, herkesin ortak hakkı.

    Hiçbir hayvan, diğerinin üstünde hüküm kurmuyor. Güç, bir kişinin ya da grubun elinde toplanmıyor; yönetim, herkesin ortak iradesiyle şekilleniyor. Korku kelimesi, anlamını yitirmiş. Dostluk, yalnızca şarkılarda değil, günlük hayatın içinde yaşıyor.

    Clover, yalnızca yük taşıyan bir at değil; çiftliğin yaşlılarına, gençlerine, yeni doğanlara rehberlik eden bir bilge. İhtiyaç olduğunda omuz veriyor, yorulduğunda tarlanın kenarındaki çayırlara uzanıyor; gözlerini gökyüzüne kaldırıp gülümsüyor, derin bir huzur duyuyor içinde. Rüzgâr, taze ot kokusu taşıyor. Gözlerinde mutluluğun pırıltısı var. “İşte bu” diyor, “İşte hayalini kurduğumuz hayat.”


    Nilgün Karataş, İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Henüz öğrenciyken çalışmaya başladı, Milliyet, Dünya, Akşam, Günaydın, Business Week Dergisi ve Hürriyet’te gazetecilik yaptı. İlk romanı Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar’ın yanı sıra birçok kolektif kitapta öyküleri yayımlandı. Bianet, Yeni Sinema Dergisi ve Suare Dergi’de yazıyor. İkinci üniversite olarak da felsefe okuyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    SuareMag – Arşiv
    nilgün karataş suaremag yazar

    Related Posts

    Taslaktan Dosyaya Yazı Atölyesi

    Nisan 10, 2026 Edebiyat

    SuareMag Nisan 2026

    Nisan 7, 2026 Manşet

    BEYAZ LEKE

    Nisan 3, 2026 SUAREMAG

    SÜSÜ AKMIŞ

    Nisan 1, 2026 Hakan Akdoğan
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Dolunay Kocabağ, New York’taki oyunculuk kariyerine yeni başarılar eklemeye devam ediyor. Sahne adıyla Luna Vintner…

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    The Prodigy, uzun bir aradan sonra yeniden İstanbul’a geliyor

    Mayıs 12, 2023 Etkinlik

    Vizyonda bu hafta: 7 yeni film gösterimde!

    Haziran 15, 2023 Sinema

    İstanbul Film Festivali’nde Wim Wenders ve Koji Yakusho ile ‘Mükemmel Bir Gün”

    Nisan 27, 2024 KÜLTÜR - SANAT
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.