Latif Kocalar
Ne zaman önüne bir seçim çıksa hep zorlanır ve arafta kalmaktan sıkılır. Basit bir insan değildir. Hatta aklı başında ve sıradan insanlara taş çıkaracak cinstendir. Gelgelelim tercih etmede bozuk makinenin çarkı gibi durur. Çünkü korkar. Bu yüzden de uzaklara kaçar. Elbette hayalleri vardır. İstedikleri, diledikleri, çabaladıkları, denedikleri… Ancak gerçekçi olmak ona anlamlı bir gayedir. İnanır ki hayat insanın planlar kurduğu vakitlerde başına gelenlerdir.
İrade kavramını lügatinde yineler ve anlamını değiştirip hisseder. Muazzamlığı yaşayıp acizliğin acısıyla yanar, acizliği yaşayıp muazzamlığın esintisiyle serinler. Gün gelir hafta sonu nöbete kalacağını patronuna söyler. Bazen de erken çıkmayı planladığı zaman mesaiye kalır.
Hiçbir şeyi seçemez ve belirleyemezdi. Yığardı zihnindekileri ortalığa. Kara gecelerde gamlı gamsız sabahlardı uzunca. Raflara kaldırdıkları bile vardı. Misal sevdiği kıza açılmayı kaldırmıştı. Mahallede oyun oynarken akşam ezanından önce eve dönmemeyi, işini değiştirip yalnızlaştığı günleri kaldırdı ve nefret etti seçmekten.
Çekmeceye kapattıkları da vardı. Bu sefer harra hurra yığmazdı ortaya hepsini. Tek tek ayıklardı çıkartmadan önce. Çekmeceye sigarayı bırakmayı koymuştu bir zamanlar. Yakın dostları vardı. Onlarla daha çok görüşmeyi koymuştu. Bir keresinde ekmeği kesmeyi koymuştu.
Koydu…. Hafta sonları köye gitmeyi, eski sevgilisinin saygısını ve annesine özleminin vedasını koydu. Zaman geldi bu sefer çekmeceyi açtı. Pişmanlıklar çıkardı. Kör hevesini çıkardı. Kokladı, sarıldı, ayrıldı, bakıştı, ağladı, güldü….
Vefasızlığı çürüttüğü bile olmuştu. Korkuları, zalimleri kilitledi içeriye. Saygısızları tiksintilerinin üzerine dizdi. Ve kapattı çekmeceyi bekleyip.
Kimin gelip gideceği belli olmadı hiçbir zaman. Belli olan bir gerçek vardı ki çekmece onun eviydi.


