Sayım Çınar
Dünya genelinde 40’tan fazla dile çevrilen ve 70 milyondan fazla okura ulaşan Jodi Picoult, son romanı Adını Sen Koy ile bir kez daha edebiyat gündeminde. Goodreads Okur Ödülleri’nde finale kalan roman, kadınların görünürlük mücadelesini iki farklı zaman dilimi üzerinden çarpıcı bir kurgu ile ele alıyor.

Çağdaş Amerikan edebiyatının en çok okunan yazarlarından biri olan Jodi Picoult’un son romanı Adını Sen Koy (By Any Other Name) April Yayıncılık tarafından, Mehmet Deniz Öcal çevirisi ile Türkiye’de de okurla buluştu. Dört yüz yıl arayla yaşayan iki kadının hikayesini anlatan roman, günümüz ile 16. yüzyıl İngiltere’si arasında kurduğu paralel anlatıyla dikkat çekiyor.
Günümüzde genç yazar Melina Green, yazdığı oyunu sahneye koyabilmek için erkek bir takma ad kullanmak zorunda kalırken; 1581 yılında yaşayan Emilia Bassano, kendi kaleme aldığı eseri sahneye taşıyabilmek için dönemin tiyatro dünyasının en güçlü isimlerinden birinin arkasına sığınmak zorunda kalır: William Shakespeare. Bu iki hikâye, yüzyıllar değişse de kadınların sanat alanında görünür olma mücadelesinin nasıl benzer biçimlerde sürdüğünü ortaya koyuyor.
Konusu
Günümüz anlatısında Melina Green, Elizabeth döneminin gölgede kalmış figürlerinden biri olan Emilia Bassano’dan ilham alarak bir oyun yazar. Ancak tiyatro dünyasında kadınların hâlâ eşit koşullara sahip olmaması, onun önünde ciddi bir engel oluşturur. Sürekli reddedilmekten yorulan Melina, sonunda oyununu bir erkek adıyla göndermeye karar verir.
Romanın tarihsel katmanında ise 1581 yılına gidiyoruz. Eğitimli ve yetenekli bir kadın olan Emilia Bassano, aristokrat çevrelerin içinde yer almasına rağmen kendi sesini duyurma imkânı bulamaz. Tiyatro dünyasının erkek egemen yapısı karşısında bir çözüm arayan Emilia, yazdığı eseri sahneye taşıyabilmek için radikal bir yol seçer: Genç bir oyuncuya ödeme yaparak oyunun onun adıyla sahnelenmesini sağlar.

Eleştirmenlerden Övgü
Roman, yayımlandığı andan itibaren edebiyat dünyasında güçlü yankı uyandırdı:
- Kristin Hannah, eserin merkezindeki karakter için “okurların âşık olacağı unutulmaz bir kahraman” ifadesini kullanıyor.
- Elle, kitabı “feminist edebiyatın ilham verici örnekleri arasında” konumlandırıyor.
- Harper’s Bazaar, romanı “tarihî kurmaca ile günümüzü ustaca birleştiren bir anlatı” olarak değerlendiriyor.
- Jojo Moyes ise eseri “Picoult’nun şimdiye kadarki en iyi romanlarından biri” olarak tanımlıyor.
Neden Önemli?
Adını Sen Koy, yalnızca tarihsel bir kurgu ya da çağdaş bir hikâye anlatısı değil; aynı zamanda edebiyat, tiyatro ve üretim alanlarında kadınların görünürlük mücadelesine dair güçlü bir hatırlatma. Picoult, bu romanında da bireysel hikâyeleri toplumsal meselelerle iç içe geçiriyor.
Adını Sen Koy, Jodi Picoult’nun tipik yaklaşımına uygun biçimde “gerçek nedir?” sorusunu merkeze alıyor. Roman, 16. yüzyılda yaşamış Emilia Bassano karakteri üzerinden, Shakespeare oyunlarının aslında bir kadın tarafından yazılmış olabileceği ihtimalini edebi bir kurguya dönüştürüyor.
Bu fikir yeni değil; edebiyat tarihinde zaman zaman dile getirilen alternatif yazarlık teorilerinden biri. Ancak Picoult’nun yaptığı şey, bu tartışmayı akademik bir tez olarak savunmak değil, kadınların tarih boyunca üretimlerini görünür kılabilmek için erkek isimlerine ihtiyaç duymuş olabileceği gerçeğini dramatize etmek.
Yani roman aslında şu soruyu sorduruyor: “Shakespeare kadın mıydı?”dan çok,
“Eğer öyle olsaydı, bunu zaten bilebilir miydik?”
Bu yönüyle eser, William Shakespeare üzerine spekülatif bir tartışmadan ziyade, kadınların sanat tarihindeki görünmezliği üzerine güçlü bir anlatı kuruyor.
Yazar Hakkında
Jodi Picoult, çağdaş Amerikan edebiyatının en çok okunan yazarlarından biridir. 1966 doğumlu olan Picoult, romanlarında genellikle etik ikilemler, aile ilişkileri ve toplumsal sorunlar gibi konuları merkeze alır.
Eserleri 40’tan fazla dile çevrilmiş ve dünya genelinde milyonlarca okura ulaşmıştır. My Sister’s Keeper (Kız Kardeşim İçin), Nineteen Minutes (19 Dakika) ve Small Great Things (Küçük Muazzam Şeyler) en bilinen romanları arasındadır.
1990’lardan bu yana neredeyse her yıl yayımladığı romanlarla uluslararası bir okuyucu kitlesine ulaşmış, eserleri dünya çapında milyonlarca kopya satmıştır.
Picoult, Songs of the Humpback Whale (1992) ile edebiyat sahnesine girdi ve o tarihten itibaren yaklaşık otuz roman yayımladı. My Sister’s Keeper, Nineteen Minutes ve Small Great Things gibi kitaplarında tıbbi etik, okul şiddeti, ırkçılık ve kadın hakları gibi tartışmalı konuları işler. Romanlarının çoğu çoklu bakış açılarıyla kurgulanır; bu yapı, okuyucunun karmaşık ahlaki meseleleri farklı yönlerden değerlendirmesini sağlar.
Picoult, popüler roman formu içinde toplumsal farkındalığı artıran etik ikilemler yaratmasıyla öne çıkar. Small Great Things romanında ırksal önyargılar ve beyaz ayrıcalığı temalarını ele alırken, kendi içsel ırkçılık anlayışını sorguladığını Time’da yayımlanan denemesinde paylaşmıştı.


