Burak Soyer
Varoluşçuluğun en önemli temsilcilerinden Miquel de Unamuno’nun yazdığı “Sis”, yazarın ne anlattığından ziyade nasıl anlattığıyla öne çıkan bir metindir. Unamuno’nun monologla diyaloğu aynı kefeye koyması, bol bol felsefe yapması, başta Don Kişot olmak üzere bol bol başka eserlere yönelmesi kendini gösterir. Yazar, bizzat bir karakter olarak romana dahil olur, okuru da peşinden sürükler ve bütün bunları nasıl alaşağı ettiğini şöyle ifade eder: “Türü ben buldum, ona yeni bir ad verdim, kuralları istediğim gibi koyarım,” ve ekler: “Eğer buna bir roman değil derseniz, haklısınız. Çünkü bu zaten bir nivola. Unuttunuz mu, kuralları ben koyuyorum.”

Miquel de Unamuno, 28 Eylül 1864 yılında İspanya’nın Bilbao kentinde doğmuş. Madrid Üniversitesi’nde aldığı felsefe ve edebiyat eğitiminin ardından Bilbao Üniversitesi’nde felsefe öğretmenliği yapmış. 1891 yılında Salamanca Üniversitesi’nde Eski Yunan Dil Kürsüsü’nün profesörü olmuş. 1901-1914 yılları arasında da yine aynı aynı üniversitede rektör olarak görev yapmış. 20. yüzyılın İspanya’sı hakkındaki düşünceleri ve eserleriyle tanınan Unamuno, özellikle faşizmin dogmatizmine karşı verdiği mücadele ve Birinci Dünya Savaşı’nda müttefikleri destekleyeceğini açıklaması üzerine dönemin diktatörü Miguel Primo de Rivera tarafından Fransa’ya sürgüne gönderilmiş. Oradan Kanarya Adaları’na ve tekrar ülkesi İspanya’ya dönen Unamuno, 1930 yılında Salamanca Üniversitesi’ndeki görevine yeniden başlamış, bu kez yine bir başka diktatör Franco’yla ilgili düşünceleri nedeniyle ev hapsine mahkûm edilmiş.
Hayatını kaybettiği 31 Aralık 1936 yılına kadar roman, öykü, şiir, deneme gibi edebiyatın her alanında eserler veren Miquelde Unamuno’nun en bilinen eseri “Sis”, Ketebe Yayınları tarafından Kaan Öztekin çevirisiyle Türkiyeli okurlarla buluştu. Varoluşçuluğun yazınsal anlamdaki başat temsilcilerinden olan Unamuno’nun “Sis” adlı romanı, eylemsizliği bir hayat felsefesi olarak benimseyen Augusto Pérez’in yaşamından yola çıkarak insanın varoluşunu felsefenin derinliği ve absürt bir mizahla beraber, kendi yarattığı “nivola” kurgu türüyle anlatan Unamuno, hayatın sisi içerisinde yolunu hiç bulamamış insanın çıkmazları arasında geziniyor.
Kitabın ana karakteri Augusto Pérez, gerçek bir “düşünce” insanıdır. Öyle ki; attığı her adımı ölçüp biçerek, tartarak atar. “Düşünce”leriyle yaşar, bilinciyle kendine, etrafındakilere ve olaylara odaklanır. Ancak tam da bu yüzden yaşayamamaktadır. Eylemsizdir. Sonuna kadar sorguladığı kararları yüzünden harekete geçemez, sadece durur. Bunun devamı, yani Augusto’nunvarlığını varlığına borçlu olduğu bu durma hâli yüzünden devamlı bir trajediye ihtiyaç duyar.
Sıradan bir günde alelade karşısına Eugenia’nın çıkmasıyla dilediği trajediye kavuşur. Çünkü ona âşık olmuştur. Daha doğrusu, kendini ona âşık etmiştir. Artık hayatında Eugenia’ya duyduğu aşk sayesinde bir “şey” vardır ve Augusto kendini bu aşka göre yönlendirir. Eugenia’nın evinde kaldığı teyzesi ve “teorik anarşist” eniştesi, onun “ilişki durumu karışık” sevgilisi Mauricioarasında tanımlanamaz bir bağ oluşur. Augustobütün bu kişilerle arasındaki ilişkiye, evdeki çalışanları Liduvina’yla kocası, en iyi arkadaşı Victor’u, hatta köpeği Orfeo’yu da katarak bağlanır. Başlarda Augusto’ya pek pas vermeyen Eugenia, evinin ipoteğini bir hediye olarak kaldırdıktan sonra Augusto’nun aşkına karşılık verir. Fakat bu “sözde” bir karşılıktır. Çünkü sonrasında Eugenia, evin ipoteğinden kalan parayla büyük aşkı Mauricio’nunpeşinden gider. Böylece Augusto yine ortada kalır. Artık hayatında ne aşk vardır ne de aşkla birlikte gelen duygu ve düşünceler ne de Augusto’yu “bir şey”e çeviren “şey”ler. İşte tam burada, bir “nivolo” yazarı olarak Miquelde Unamuno devreye girer…
İlk kez 1914 yılında basılan “Sis”, sadece yazıldığı döneme değil, tüm zamanların romanlarına ve genel olarak yazınsal anlayışa bir karşı duruştur. Çünkü Miquel de Unamuno, bir romanda olması gereken kemik konu, belirli veya belirsiz zaman-mekân, karakterlerin dünyası, olay örgüsü gibi çizgileri yok sayar. “Sis”, yazarın ne anlattığından ziyade nasıl anlattığıyla öne çıkar. Burada da Unamuno’nun monologla diyaloğu aynı kefeye koyması, bol bol felsefe yapması, başta Don Kişot olmak üzere bol bol başka eserlere yönelmesi kendini gösterir. Unamuno, bizzat bir karakter olarak romana dahil olur, okuru da peşinden sürükler ve bütün bunları nasıl alaşağı ettiğini şöyle ifade eder: “Türü ben buldum, ona yeni bir ad verdim, kuralları istediğim gibi koyarım,” ve ekler: “Eğer buna bir roman değil derseniz, haklısınız. Çünkü bu zaten bir nivola. Unuttunuz mu, kuralları ben koyuyorum.”

Burak Soyer
Gazeteciliğe 2005 yılında Radikal Gazetesi Kültür Sanat Servisi ve Kitap Eki’nde başladı. Şimdiye kadar Milliyet, Hürriyet, Hürriyet Kitap Sanat, BirGün, BirGün Pazar, BirGünKitap, Taraf, Cumhuriyet Pazar, T24, Gazete Duvar, sendika.org, solhaber.org’a, siyaset, edebiyat, müzik, sinema, tiyatro yazıları yazdı. Halen Gazete Pencere, Bianet, Gazete İkinci Yüzyıl ve OT dergisine kültür sanat, K24, Edebiyathaber.net, Oggito, Ne Okuyorum?, Ajandakolik, Mahal Dergi, Romanoku internet sitelerine de edebiyat yazıları yazıyor. 2017 yılında ilk kitabı Zıvana Doğan Kitap etiketiyle yayımlandı. Zıvana’nın devamı olanBuji de 2019 yılında aynı yayınevinden çıktı. Son romanı Ring ise, geçtiğimiz Eylül ayında Karakarga Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluştu. 2015 yılında Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun olan Burak Soyer, halen Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Sanat Tarihi bölümündeki eğitimine devam etmektedir.


