Close Menu
    Son Eklenenler

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Salı, Ağustos 25
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

      Ağustos 2, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

      Ağustos 2, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Canavar’ın ‘saf’ değişimi ve dönüşümü

      Ağustos 12, 2026

      Elsa Morante’nin iki eseri aynı anda Türkçede

      Ağustos 5, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Bir yasın izinde: Tanrıların Tahtında

      Temmuz 31, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – V

      Mayıs 9, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

      Ağustos 17, 2026

      İBB Beyoğlu Sineması’nda Ağustos Boyunca Ücretsiz Film Şöleni

      Ağustos 4, 2026

      Obsession: Bir Dileğin Etik Bedeli

      Temmuz 27, 2026

      THE ODYSSEY ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: EN FAZLA TANRILAR KADAR KUSURLU

      Temmuz 26, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

      Ağustos 24, 2026

      Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

      Ağustos 24, 2026

      Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

      Ağustos 17, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      TUZ DENİZİ

      Ağustos 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine
    KÜLTÜR - SANAT

    Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

    Mayıs 20, 2026Yorum yapılmamış12 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Son dönemde uluslararası festivallerde dikkat çeken bir çıkış yakalayan Rosinante hem anlatım dili hem de sinematografisiyle izleyicilerden ve eleştirmenlerden büyük övgü toplamaya devam ediyor. 2023’teki Tokyo prömiyerinden bu yana uluslararası ve ulusal birçok ödüle değer görülen filmin yönetmeni Baran Gündüzalp, cesur sinema dili ve karakter odaklı yaklaşımıyla bu yıl birden fazla ödüle layık görüldü.

    Rosinante’nin yaratım sürecini ve yönetmenin sinemasal vizyonunu daha yakından anlamak için Baran Gündüzalp ile özel bir röportaj gerçekleştirdim. Filmin arka planına ve yönetmenin yaratıcı yolculuğuna ışık tutacak bir içerikle sizi baş başa bırakıyorum.

    Özlem Güller Ünal

    • Baran Gündüzalp, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

    Ankara’da doğdum. Annem ve babam Hacettepe Üniversitesi’nde çalıştığından beni de Beytepe Kampüsü’ndeki ilkokula göndermişlerdi. Dolayısıyla çocukluğumdan başlayarak akademik bir ortamda, Hacettepe’nin 90’lardaki kültür-sanat yaşamının zenginliğinden de faydalanarak yetiştim. Babam oradaki sergilere, konserlere ve film gösterimlerine çocuk yaşımıza rağmen götürürdü. O yaşlarda eserlerin içeriğini bir yetişkin kadar anlama ihtimalim olmasa bile yaratıcı insanlara ve sanatçılara hayatım boyunca sürecek bir imrenmeyle bakmaya başladım sanırım.

    Liseyi, ailemin yeni kurulmakta olan üniversiteye tayini sebebiyle Aydın’da okudum. Sonrasında çok sevdiğim ve alıştığım kampüs yaşamına Eskişehir Anadolu Üniversitesi, İletişim Bilimleri Fakültesi’ni kazanarak döndüm. Mezun olduktan sonra uzun yıllar İstanbul’da ulusal ve uluslararası markalar için reklam yazarı olarak çalıştım. Kendi yapım şirketim olan Alkali Film’i 2017’de kurdum. O günden bu yana reklam filmleri, kısa ve uzun metrajlı filmlerin yapımcılığını ve yönetmenliğini yapıyorum. 

    • Sinemayla bağınız ne zaman başladı, süreç nasıl gelişti?

    Bu soruya rahatlıkla Eskişehir diyebilirim. Öğrencilik yıllarım;her anlamda verimli kampüs atmosferinden faydalandığım bir dönem oldu. Güzel Sanatlar Fakültesi’nden aldığım ek dersler, İletişim Bilimleri’nin özenle oluşturulmuş VHS arşivi, okulun devasa kütüphanesi ve gazete arşivi; hepsini adeta sömürerek geçirdiğim bir öğrencilik yaşantısı oldu. Kieślowski, Bergman, Kiarostami ve De Sica gibi ustaların dünyasıyla erken yaşta bu arşivden filmler seçip izleyerek tanıştım. Bu sırada sayısız yarışmaya ve organizasyona katılarak sürekli çıta yükseltme fırsatı da buldum. Fotoğrafçılıktan reklam film çekimlerine, hatta İstanbul’a uzanan kısa belgesel çekimlerine kadar çok farklı disiplinden beslendim. 90’ların sonu 2000’lerin başında ve Eskişehir’in o dönemki atmosferinde öğrencilik yaptığım için kendimi şanslı buluyorum. Kampüs hayatının ve öğrenciliğin kent kültürüyle buluşabildiği zamanlardı.

    Mezun olduktan sonra uzun yıllar reklamcılık yaptım. Reklamcılığın yaratıcılıkla ilişkisinin kıymet gördüğü son dönemdi belki de. Ama içimde hep kendi yaratıcı vizyonumu ortaya koyabileceğim büyük bir eser üretme arzusu vardı. 2000-2015 arası, yoğun reklamcılık mesaisinden kalan zamanlarda – yani geceyarısı – fotoğraftan grafik tasarıma, kısa film ve kamu spotu yarışmalarına kadar her yere adeta saldırdığım bir dönemdi. Başkalarıyla rekabet etme ya da kazanma duygusundan çok, bir tür kendini bulma, kendi potansiyelini keşfetme dönemiydi. O dönem günümüze kıyasla iyi seviyede olan finansal ödüllerle ve ekipman yatırımlarıyla sinema için gerekli teknik altyapıyı kuruyor, aslında gireceğim “büyük savaşın” cephanelerini yığıyordum. Küçük adımlarla güven kazanarak ilerlediğim projelerin çapı büyüdükçe büyüdü ve en sonunda kendimde bir uzun metraj filmi yapabilecek birikimi, özgüveni hissettim.

    • Rosinante’nin hikâyesi nasıl ortaya çıktı? Bu projeyi başlatan ilk kıvılcım neydi? Nasıl bir ekiple çalıştınız?

    2017’de motosikletle yolculuğu paylaşabildiğiniz telefon uygulamaları vardı. Hem insanlarla tanışmak hem de ek gelir elde etmek amacıyla bu sisteme kaydolmuştum. Çünkü şirketi kurduğum ilk yıldı ve yapımdan kazandıklarım orayı döndürmeye anca yetiyordu. Fotoğrafçılık yaptığım dönemde İstanbul’un birçok farklı mahallesinde insanlarla sohbet ediyor ve sürekli fotoğraf çekiyordum; ama bu sisteme girdikten sonra hiç gitmediğim mahalleleri de duygusal hafızama kaydetmeye başladım. Aynı gün içinde birbirine çok kontrast semtlerden insanlarla yolculuk yapıp onların hikâyelerini dinledikçe aklımdaki projeler rafa kalktı ya da ertelendi. Ve bu hayatlarla ilgili bir metropol filmi yapma duygusu güç kazandı.

    Senaryo yazarı eşim Deniz Yeşilgün’le bu fikri paylaştım ve her yolculuk sonrası onu arayıp sokaktan anlattığım hikâyeleri yazmasını istedim. Sonrasında Deniz’le yaptığımız sohbetlerde orta sınıf, eğitimli bir aile üstünden dramatik yapıyı kurma fikri doğdu. Bunu birlikte senaryolaştırdık ve Kültür Bakanlığı’na sunduk. 2020 yılında ilk film desteğini aldıktan sonra Rosinante’nin yolculuğu da başlamış oldu.

    Kurguda İsmet Araç’la çalışmak filmin ritmini bulmamızda belirleyici oldu, masaya oturduğumuzda nerdeyse iki filmlik malzeme biriktirdiğimizi anladık ve gerisi fazlalıklardan kurtulup istediğimiz filme erişmekti. Oyuncumuz Fatih Sönmez de aynı sisteme kaydolup yolculukları birebir deneyimlediği için özellikle sokak çekimleri için avantaj yakaladık. Görüntü yönetmenimiz Arda Yıldıran, motosikletin arka koltuğunda kamera kullanmaya adapte olunca İstanbul’un sokakları ve trafiğinde filmin ihtiyaç duyduğu görüntüler doğallıkla oluşmaya başladı. 

    • Filmin adını neden Rosinante koydunuz? İsmin sizin için sembolik ya da tematik bir anlamı var mı?

    Rosinante, aslında Don Kişot’un sadık, yorgun ama bir o kadar da asil atıdır. Cervantes’in romanında Don Kişot’un hayalleri, savaşları ve düşüşleri ne kadar görünürse, onu taşıyan Rosinante o kadar sessiz, o kadar arka plandadır. Oysa yel değirmenlerine her saldırıda altında o vardır. Filmin tematik kıvılcımı tam da bu görünmezlikten çıktı: modern dünyanın içinde kendi yel değirmenlerine karşı savaşan, görünmez insanların yani prekarya sınıfının mücadelesinden. 

    Rosinante ismi bu filmde sadece bir simge değil; yoksullaştırılmanın ve onurlu bir hayatı sürdürmenin kesiştiği noktadaki o inatçı duruşun tematik karşılığı biraz da. 2023’teki Tokyo Uluslararası Film Festivali’ndeki prömiyerimizden bu yana 30 ülkede prömiyer yaptık ve uluslararası seyircinin bu ismi bir “direnme sembolü” olarak algılaması bizi en çok sevindiren şeylerden biri oldu. Türkiye’deki festival şartnamelerinden dolayı filmin görünürlüğü görece düşük olsa da film seyirciye kısmen ulaşmayı başardı. Ve her geçen gün daha fazla insana ulaşmaya devam ediyor. Filme bu adı verdiğimiz için aldığımız mesaj ve yorumlardan dolayı mutluyuz. 

    • Rosinante yoğun duygu ve güçlü karakterler barındırıyor. Karakterleri yaratırken hangi gerçek kişilerden, olaylardan veya duygulardan ilham aldınız?

    Karakterlerin büyük bölümü o motosiklet yolculukları sırasında tanıştığım gerçek insanların duygusal izlerinden damıtıldı. Elbette hiçbiri birebir aynı değil; ama hepsinde tanıdığım birinin sessizliği, gülümsemesi ya da hayal kırıklığı var. Bir gece İstanbul’un bir ucundan diğer ucuna taşıdığınız insan, sizinle yarım saatlik bir yolculukta belki de kimseyle paylaşmadığı sırları ve anılarını anlatabiliyor. O yoğunlukta dinlediğim hikâyeler bende bir tortu bıraktı; karakterler de o izlerden çıktı. Bazen de sessizce gözlemlediğim insanlardan, durumlardan…

    Deniz’le senaryoyu kurarken orta sınıf, eğitimli bir aileyi merkeze almamızın sebebi de buydu aslında: prekaryanın yalnızca “yoksul” diye etiketlenen kesimle sınırlı olmadığını, sınıfsal düşüşün eğitimli orta sınıfı da içeriden çürüten bir süreç olduğunu göstermek istedik. Karakterlerin çelişkileri, kendi kendilerine ihanet anları, küçük gururları hepsi bu çürümenin gündelik görünümleri. Bir kişiden değil, bir duygu durumundan ilham aldım diyebilirim; kendinizi her gün biraz daha geriye hatta aşağıya düşerken bulmanın o sessiz paniği. Üstelik 2017’de pandemi fırtınasına hala 3 sene varken böyleydi. Şu an filmde merkeze aldığımız karakterler için “serbest düşüşteler” diyebiliriz. Çünkü film ekran karardıktan sonra da devam ediyor. Çoğunluk finali umut verici bulsa da bu tamamen nerden ve nasıl okuduğunuza bağlı! 

    • Çekim süreci hakkında konuşacak olursak, çekim öncesi ve sırasında sizi en çok zorlayan şey ya da sahne neydi? Bu sahneler filmin başarısını etkiledi mi?

    Bakanlık Kurulu’nun mülakatı için Antalya’dan dönerken Türkiye’de pandemiden dolayı ilk sokağa çıkma yasakları başlıyordu. Hatta maske ve dezenfektan bile 2 gün içinde bulunmaz hale gelmişti. Tam filmin uluslararası ortak yapım görüşmelerine başlayacağımız süreçte evden çıkamaz noktaya gelmiştik. Dünyadaki finansal zorluklarla birlikte uluslararası birçok ortak yapım askıya alınıyordu. Yaşayan ve coşkulu bir İstanbul filmi çekme arzusu olan bir yönetmen olarak, sokaklarda maskeli insanların olduğu bir set kurmam imkansızdı. Bu nedenle 2 yıl boyunca Deniz’le birlikte senaryoya yoğunlaştık ve 27 taslak üstünde çalıştık. Bu da senaryonun derinleşmesini sağladı bir anlamda.

    Çekime başladığımızda ev sahnelerini büyük ekiple konvansiyonel stilde, sokak ve dış çekimleri ise küçük ekiple iki motosikletle gerçekleştirme kararı aldık. Akan trafiğin içinde, İstanbul’un kendiliğinden kadraja sızmasına izin vererek. Ama 2 saatlik bir çekim bile bizi o kadar yoruyordu ki 2 günlük bir dinlenmeyle ancak toparlanabiliyorduk. Motosiklet üstü çekimler çok büyük bir dikkat ve konsantrasyon gerektiriyordu. Çünkü ben motosikleti kullanırken aynı zamanda yakınlık ve uzaklıkla kadrajı da düşünüyordum. Arka koltukta çekim yapmaya çalışan görüntü yönetmenim de sürekli oyuncuların olduğu motosikleti kadrajda tutmaya çalışıyor en iyi planları yakalamaya çalışıyordu. Bu zorlu çekimlerin de katkısıyla Macaristan’da düzenlenen görüntü yönetmenliğine odaklı Zsigmund Vilmos adlı bir festivalden davet aldık. O yıl seçkide dünyanın “en pahalı” diyebileceğimiz yapımları da vardı. Festival seyircileri Rosinante’deki sahnelerin nasıl çekilebilmiş olduğuna ciddi şekilde şaşırmış, görüntü yönetmenimiz Arda Yıldıran’a soru cevapta ciddi bir ilgi göstermişti. 

    • Filmdeki görsel dil ve renk paleti oldukça dikkat çekici. Sinematografi için nasıl bir estetik anlayış belirlediniz?

    Motosiklet yolculuğu gibi kesintisiz, akıcı bir film olsun istiyordum; bu hem anlatının hem de görüntünün ortak prensibiydi. Sokak çekimlerinde kontrollü bir mizansenin peşinde olmadık; tam tersine, akan trafiğin içinde İstanbul’un kadraja kendiliğinden sızmasına izin verdik. Şehrin kendisi de bir karakter olarak filme dahil olmalıydı, set dekoru olarak değil. İki motosiklet, küçük bir ekip, hızla değişen ışık şartları; bu bizi koreografi yerine sezgiye, planlı kompozisyon yerine âna güvenmeye zorladı.

    Ev çekimlerinde ise tam tersi bir disiplin uyguladık: büyük ekiple, konvansiyonel bir stille, daha sabit kadrajlar ve daha kontrollü bir ışıkla. Bu ikilik filmin nefes alma ritmini kurdu; dışarısı dağınık, kaotik ve canlı, içerisi sıkışmış ve durağan. Evdeki renk skalası akvaryum ve deniz metaforlarına göndermelerde bulunması açısında mavi ve tonlarındaydı. Bu da seyircilerin gözünden kaçmayan ve onların ödüllendirdiği detaylardan biri oldu filmde.

    • Hangi ödülleri aldınız? Filmin aldığı ödüller sonrası size en çok dokunan geri bildirim hangisi oldu? Film şu an nasıl izlenebilir?

    Rosinante, 2023’teki Tokyo Uluslararası Film Festivali prömiyerinden bu yana 30 ülkede gösterildi. Uluslararası yarışmalarda en iyi film, yönetmen ve senaryo gibi başlıca ödülleri kazandı; Sao Paulo’dan Tokyo’ya, Napoli’den Cezayir’e kadar farklı kültürlerden seyirciyle buluşmayı başardı. Şu anda HBO’nun modern ustalar seçkisi ve tvplus dijital platformlarında seyirciye ulaşmaya devam ediyor. TRT2 ekranlarında “broadcast” olarak zaman zaman yayınlanıyor. Rosinante, 2023 yılırdan bu yana 15 uluslararası, 4 ulusal ödüle layık görüldü.

    Ödüller filmin görünürlüğü ve ekibin motivasyonu açısından kıymetli elbette ama gösterimlerden sonra soru-cevaplarda gelen sorular ve salondan çıkarken yanımıza gelen seyircilerle olan etkileşim hepsinden daha yaşanası! Ödül günün sonunda bir plaket ya da biyografinizde bir satırı işgal ediyor en fazla. Ama gerçekten bir insanın kalbine ve ruhuna yapılmış bir yolculuğun hazzı paha biçilemez! Belki de bu filmleri bu zorluklara rağmen yapmayı katlanılır kılan şey bu his olabilir. Ayrıca gösterişsiz bir film yapmak istemiştim, yani yönetmenin kendini gösterme, kanıtlama arzusundan çok, “derdin ve meselenin” ön planda olduğu. Seyircilerin filme nasıl ortak olduğunu görünce bu da ayrı bir anlam kattı yolculuğumuza. 

    • Bu zamana kadar kaç film yönettiniz? Kısaca bahsedebilir misiniz?

    Rosinante benim ilk uzun metrajlı filmim. Ama buraya gelene kadar arkamda yıllara yayılmış sayısız kısa film, reklam filmi ve belgesel denemesi var. Reklamcılık yıllarımda özellikle 2000-2015 arasında yarışmalar üzerinden ayrı bir üretim alanı kurmuştum: fotoğraftan kısa filme, grafik tasarımdan sosyal sorumluluk yarışmalarına kadar farklı disiplinlerde üretmeye devam ettim. O dönemin ürünleri tek başına “filmografi” oluşturmaz belki, ama Rosinante’nin altyapısını kuran her şey o yıllarda biriktirildi. Bu yüzden Rosinante’ye “ilk filmim” derken aslında 20 yıllık bir hazırlığın sonunda yapılan ilk uzun metraj demek daha doğru olabilir. 

    • Bir yönetmen olarak bu filmle birlikte sinemaya bakışınızda bir dönüşüm yaşadığınızı düşünüyor musunuz?

    Kesinlikle. Bir hayali gerçekleştirmek için bu kadar süre ısrar ve inat ettiğinizde “zorluk” kavramı da biçim değiştiriyor. Sadece kendinizle rekabet eder hale geldiğiniz, tüm kıstasları kendi geçmişinizden aldığınız, daha soğukkanlı bir zihinsel duruma sahip oluyorsunuz biraz da. Bu nedenle hayatımdan “hız” sözcüğünü çıkardım. Sonuçlardan ve zaferlerden çok süreçten keyif alan, ekiple yan yana olma duygusundan, zorluklardan anlamlar ve küçük hazlar yaratabilen bir duygu durumundayım artık.

    İlk film süreci bende şöyle bir dönüşüm yarattı. Sinemaya artık daha cesur, daha çıplak bir gözle bakıyorum; daha az kanıtlama ihtiyacı, daha çok soru sorma isteğiyle.

    • Rosinante’nin izleyiciden beklediği duygu ya da düşünce nedir? Seyirci üzerinde nasıl bir iz bırakmak istediniz?

    Türk sinemasında sınıf bilincine yönelik filmler oldukça sınırlı. Emeğe ve emekçi sınıfa yönelik üretilmiş filmler de daha çok alt sınıflara ilişkin. Biz “yeni ve tehlikeli sınıf” olarak adlandırılan prekaryaya odaklı bir anlatı kurmak istedik. Çünkü sinemamızda bu insanların yani toplumda en çok yer kaplayan “bizlerin temsili” maalesef eksik! Uluslararası platformların ülke sinemamıza dayattığı şablonlar dışında “bizden ve samimi filmlere” ihtiyacımız var sanki. Festival sineması deyince insanların ayaklarının geri geri gitmeyeceği filmler. 

    Bunun yanında bir de şu duyguyu bıraksın istedim: yenilgi her zaman utanç değildir. Don Kişot da kazanmaz; ama yel değirmenlerine doğru sürmeye devam ettiği için hala ondan bahsediyoruz. Rosinante’nin karakterleri de kazanmıyorlar. Ama sürmeye devam ediyorlar ve bu bence başlı başına bir duruş, estetik bir direnme biçimi!

    • Son olarak, gelecek projeleriniz hakkında ipucu verebilir misiniz? Rosinante’den sonra üzerinde çalıştığınız yeni bir hikâye var mı? Neyi umut ediyorsunuz?

    İkinci uzun metraj film projemiz yakın zamanda Kültür Bakanlığı’ndan yapım desteği aldı. Eğer yakın zamanda yeni bir pandemi ve kapanma ilan edilmezse uluslararası ortak yapım görüşmelerimiz de olumlu sonuç verecek. Daha iyi ve sağlıklı bir set ortamı kurabildiğimiz, kendimi “yönetmen” gibi hissedebildiğim bir set olmasını umut ediyorum. Çünkü koşullar izin verdiği ölçüde “yönetmen” gibi hissedebilirsiniz; bu belli anlamda konfor gerektiren bir şey. Birlikte çalıştığınız insanların psikolojik altyapısı, mikro ölçekte ne kadar dengeli bir atmosferde yaşadığınız, hatta saf şans; hepsi setin ve projenin kaderini etkileyen, bizden bağımsız faktörler.

    Bazen bir film çekmek; “Pirus Zaferi” elde etmek gibi olabilir: o eseri dünyaya getirmek için öyle çok kayıp veriyorsunuz ki hem finansal olarak hem ruhsal olarak. Yine de düştüğümüz yerden kalkıp, henüz zorluklarını bilmediğimiz yeni bir mücadeleye atıyoruz kendimizi. Hair müzikalini çeken Miloš Forman’ın dediği gibi, “başıma gelecekleri bilseydim bu filmi çekemezdim.” Rosinante de böyle başladı; belki ben de metropolde ve pandemi sırasında bir setin nasıl olabileceğini bilseydim korkup hiç çekmeyebilirdim. Ama bugünden baktığımda Rosinante’nin doğmuş olması ve benden bağımsız şekilde hayatına devam ediyor olması beni mutlu ediyor diyebilirim. Şimdi bambaşka bir projeye atılıyorum ve yine sonunu bilmeden. Belki de yeni bir zafer, ama sayısız kayıpla… Dünyanın bugünkü koşullarında kendi “bağımsızlık savaşını” veren her yaratıcı insanın yüzleşmesi ve kabullenmesi gereken bir şey bu. 

    • Sinema dışında nelerle uğraşıyorsunuz?

    Kültür-sanat alanında sadece sinema değil; yayıncılık ve tiyatroda da eserler üretmeye, okurla ve seyirciyle buluşturmaya çalışıyoruz. Alkali Kitap’la 5 yılda 40’a yakın kitabı edebiyat okuruyla buluşturduk. Geçen yıl yayınevimizden çıkan iki eser önemli ödüller kazandı: Kemal Gündüzalp’in Güz Gecesi Ağıtı adlı şiir kitabı Turgut Uyar Şiir Ödülü’nü, Nadya’nın Treni ise Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü aldı. 

    Aynı zamanda İnci Türkay’ın oynadığı, Ayşegül Hardern’in yönettiği tek kişilik oyun Liste’nin ulusal/uluslararası turne yolculuğunu ve iletişimini planlıyorum. Tiyatro ve yayıncılık alanındaki bu eserler de beni en az sinema kadar heyecanlandırıyor. Bu alanlarda yeni ve değerli eserlerin kültür-sanat hayatımıza kazandırılması, “görünürlük kazanması” için mücadele ediyorum. Sinemadaki aynı duyguyla, hızlanarak değil; yavaşlamayı ve süreçten haz almayı bilen, sabırlı, inatçı ve iletişimi sağlıklı insanlarla birlikte… 


    Film Özlem Güller Ünal sinema

    Related Posts

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026 Manşet 2

    Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

    Ağustos 13, 2026 KÜLTÜR - SANAT
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    Çağdaş cazın özgün topluluklarından The Bad Plus, 12 Eylül’de Fiba Salon İKSV sahnesine konuk oluyor.…

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026

    Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

    Ağustos 13, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    OTOGAR

    Temmuz 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    İspanyolca edebiyatın en etkileyici çıkış romanlarından “Kız’la Randevu” okurla buluştu

    Ocak 10, 2025 Edebiyat

    İKİ KÜÇÜREK: NOKTALI VİRGÜL & SARMAL

    Aralık 1, 2025 Demet Çaltepe
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.