Betül Çakıroğlu
-Nasıl yapalım?
-Siz başlayın. Ben gerektiği yerde müdahale ederim.
Kenarları ceviz kolçaklı, koyu mavi kadife sandalyede bacak bacak üzerine atmıştı. Kadın elindeki kalem ve bacaklarının üzerindeki defterle birlikte ona bakıyordu. Oda uçuk maviydi. Kendisi de takımın bir diğer koltuğuna oturmuştu. Kadının siyah buklelerinin kafa derisi ile birleştiği noktanın üzerinde sarı bir tablo vardı. Uçuk mavi üzerine sarı tablo. Bu renk uyumunu sevmemişti.
-Karımı çok seviyorum. Sorun sevgi değil. Birlikte bir paylaşımımız kalmadı. Belki de bu etkiliyordur Ahmet’in davranışlarını. Ahmet oğlumuz yani.
Bir yanıt için on saniye bekledi. Ama bir karşılık alamadı. Devam etmesi mi gerekiyordu?
-Biliyorsunuz Ahmet’in dersleri için okulun tavsiyesi ile geldik.
-Evet. Devam edebilirsiniz anlatmaya.
-Bir şey paylaşmadığımız için karımla ilişkim biraz kötü. Yani büfede duran ve oynanmamasına izin verilemeyen biblo gibi karım evin içinde. Eskiden daha neşe doluydu. Ben de kendimi biraz hobime verdim evde durum böyle olunca. Ama tabi bu durumu en çok evdeki varlığı ile kayınvalidem yaratıyor. Yoksa eşim böyle değildi. Benimle dalmaya bile gelirdi. Artık gelmiyor.
-Kayınvalidemin evdeki varlığı dediniz. Bunu açabilir miyiz?
-Kayınvalidem oğlum altı aylıkken taşındı bize. Altı sene oldu. Herkes ne kadar şanslısın diyor. Çocukların bakıcı elinde büyümüyor diyor. Bunları dinlemekten bıktım. Boğuluyorum evde. Kayınvalidem bir taraftan, karımın ilgisizliği bir taraftan. Geçenlerde karıma şu popüler dizilerden birini izleyelim dedim. Başladık. Sevmedi. Sonra onun sevebileceği bir dizi buldum. Biz onu annemle seyrettik dedi. Sinirlendim. Yattım. Arkamdan bile gelmedi. Kayınvalidem de herkesin gözünde melek. Bana yaptıklarına artık dayanamıyorum. O beni kendi evimde boğacağına, ben onu boğayım da kurtulayım diyorum.
-Sizi bu kadar boğan ne?
-Geçen pazar herkesten erken kalkıp, bir güzel kahvaltı hazırladım. Çayı bile demledim. Bardakları doldurdum. Oturduk masaya. Kayınvalidem masaya baktı ve kalktı. Ne oldu anne, dedim. Çay bardağını almış gitti. Geri geldi. Biraz daha açık içiyorum da ondan oğlum dedi ve oturdu. Tam başlayacağız hop yine kalktı. Balkona gitti. Bir kavanoz zeytin getirdi. Elinde boş tabak onları tabağa çıkardı. Anne oturun ama artık dedim. Herkes onu bekliyordu. Yumurta, sucuklar buz gibi oldu. Siz yiyin yavrum dedikten sonra ben başladım. Ama eşim bekliyordu. Tam oturdu. Zeytin faslı da bitti. Sucukları oğlumun tabağına vermeye kalktı. Yemiyorsanız kalsın Ahmet de çok kilo aldı dedim. Çocuk o demez mi? Hem bana dokunuyor oğlum. Sen nereden bileceksin tabi diye de ekledi. Anlatınca bile daraldım. Bunu anlattığım birkaç arkadaşım sen de ne abartıyorsun, kadın tuzlu zeytin yiyemiyor diye melek kadını gömdün dedi bana. Bazen gömme düşüncesi fena gelmiyor değil. Geçen gün karımda da aynı annesinin halini görünce korktum. Nasıl koptuk bu kadar bunu nasıl fark edemedim diye düşündüm. Kayınvalidemi sonsuza kadar hayatımızdan çıkartırsak belki sevdiğimin kadını kurtarırım ona dönüşmeden dedim. Düşündüm durdum.
-Ne oldu?
-Kayınvalidemin bir takıntısı var. Masa örtüleri. Ama o işli süslü olanlar değil. Basit yemek yerken serdiklerimizden. Ona göre o örtüye bir şey dökülmemeli. Ama üzerinde yemek yiyorsunuz. Mümkün mü? Örtüye bir şey döküldü mü çıldırırdı. Rahmetli kayınpederim ne çekti. Artık bizde çok yapamıyor da kendi evinde torunlarına bile söylenirdi. Dün de sofra da Ahmet masa örtüsüne yemeğin suyunu döktü. Eşim battı örtü diye bağırdı. Ne yapacağımı bilemedim. Dökülür çocuğum boş ver dedim. Gül de sustu sonra. Sen de annene benzedin diyemedim. Ama demek çok istedim. Evliliğimizin ilk yıllarında annesinin bu takıntısına birlikte nasıl güldüğümüzü hatırladım. Bu değişim ne ara oldu? Hiç bilmiyorum. Korktum. Bir yanda öldürmek istediğim kadın, bir yanda sevdiğim kadın. Ya tamamen annesine benzerse? Ömür geçmez ki!
Bir sessizlik oldu.
-Devam edeyim mi?
-Böyle anlarda istediğiniz kadar durabilirsiniz.
Saatine baktı. Zamanda akmıyordu. Anlat anlat monolog. Bitince tekneye gitmesi lazımdı. Çocukları almadan önce. İnşallah yetişirdi.
-Tam öldürme isteği değil tabi. Ölse de kurtulsam dediğim anlar, çocuklar büyüdü artık gitse dediğim anlar. Evin içindeki varlığını öldürmek istiyorum.
-Peki bunu eşinizle paylaştınız mı?
-Tabi ama eşim ilk annem geldiğinde böyle anlaşmadık. Kadın evini kapadı geldi. O gelmeseydi ben gidecektim. Sen de bu şartları kabul ettin dedi.
-Bir dakika eşiniz neden gidecekti?
-Bakıcı bulamıyorduk. Eşimin çalışması gerekiyordu. Filan.
Bir süre durdular. Aslında durmak istemiyordu. Ama çok yorulmuştu.
-Ali Bey ne zaman isterseniz devam edebiliriz.
-Sürekli evde bir şeyleri düzeltmesi bunu da böyle tatlıymış gibi yapması çok sinir bozucu. Yaz başı karpuz aldım. Kesiyorum. Ensemde bitmiş. Elinde bir poşet hışırdatıyor. Oğlum kabukları buraya koy da suyunu salmasın çöpe. Dokunuyor işte. Çok sinir.
-Şöyle yapacağız Ali Bey, bir seans daha devam edeceğiz. En son Ahmet’i alacağım. Bugün için zamanımız bitti. Ama bence seans tam bitmedi. Haftaya görüşmek üzere.
Mavi boyalı duvarlardan, mavi denizdeki teknesine giderken söyleniyordu. Ah Ahmet neler açtın başımıza.
Seans başladığında aynı mavi duvarlar, aynı sandalyeler ve aynı tablo odadaki hakimiyetini sürdürüyordu. Değişik olan soruyla başlamasaydı.
-Ahmet doğduktan sonra neler oldu? Çocukluğunuz ve aile ilişkilerinizi hakkında konuştuk. Şimdi biraz bu konuyu konuşalım. Mesela Ahmet nasıl bir çocuktu? İlk altı ay olarak başlayalım.
-Sakindi. Her bebek gibiydi. Uyuyordu, kalkıyordu, meme emiyordu.
-Sakin, kullanacağınız sıfat bu mu?
-Evet sakindi.
Sürekli not alması ne kadar sinir bozucuydu.
-Şimdi siz pat diye sorunca insan şaşırıyor tabi.
Gülümsedi. Karşısındakinden bir tepki alamadı.
-Gerektiği kadar bekleriz.
Saatine para ver, bir de bekle yok öyle yağma. Gül iki seans gelmişti. Beni niye 3 kere çağırdı acaba?
-Eşiniz kolikten dolayı çok rahatsız ve ağlayan bir bebekti dedi.
-Arada fön makinası filan açıyorlardı evet. Şimdi hatırladım. Ben genelde banyosundan sorumluydum. Banyoda çok sakindi.
-Bebek dahil olunca değişim nasıl oldu sizin için?
-Normal geçti. Aynı yani.
Gül’ü geldiğinde hep uyumuş bulduğunu hatırladı. Sürekli kavga ettikleri geldi gözünün önüne. Bir süre sessizlik oldu. Duvardaki sarı tabloya gözü takıldı. Sarı fona siyah çizgiler var. Birazı akıyormuş, birazı uçuyor şeklinde göründü zihnine. Uçan geçmiş, akan şu an, belirsiz gelecek.
-Biraz soru ile devam edelim. Kayınvalidenizin çocuklar üzerindeki etkisi nedir?
-Çocuklarım onu çok seviyor. Benden başka herkes onu seviyor.
-Karışmaları devam ediyor mu?
-Mizacı o. Arkanı dönsen tuzun yeri değişmiş. Ben burada kullanabiliyorum da oğlum. Sen yemek yapmıyorsun ki zaten der. Halbuki eskiden Gül’den çok ben yemek yapardım. Şimdi içimden bile gelmiyor.
-Karınızın sizi gitmekle tehdidi sizde nasıl bir etki yaptı?
Saatine baktı. Daha çok vardı.
-Kavga etmiştik. Boşanmaktan bahsetti. Karım çalışmak istiyordu. Bakıcı bulamıyorduk. Ona hak verdim.
-Sık sık kavga eder misin? Mesela bu kavganın sebebi neydi? Boşanma lafı geçmiş. Neden?
Dökülecek miydi dudaklarından. Burnuna lavanta kokusu geldi.
-Bir kadın vardı. İş yerinde karım kıskandı.
-Sonra?
-Boşanacağım dedi. Annesi geldi, boşanmadık. Ama hala o soğukluk senelerdir baki.
-Tabi biz burada Ahmet için bulunuyoruz ama bir çift terapistine danışmanızı önerebilirim. Çocuklar için ev içindeki bu durum olumsuz etkiler yaratır.
-Gül bu ara daha da soğuklaştı.
-Bir sebep var mı?
Süre doldu.
Kapının önünde iki valiz vardı. Bu ne şimdi? Kayınvalidesi de kapıdaydı.
-Oğlum sen git şimdi. Çok sinirli. Yine konuşursunuz sakin sakin daha sonra. Çocuklar da evde şimdi.
Kadına bak beni evimden kovuyor. İttirdim geçtim. Oda kapısı kapalıydı.
-Gül! Kapıyı açar mısın?
-Sevgilin açsın. Çık evden!
İkisini de boğmak istiyordu. Kapıyı yumrukladı. Gül açmadı. Kayınvalide çocuklarla mutfağa kaçmıştı. Yandaki aynada suratını gördü. Korktu. O anda vazgeçti kapıyı yumruklamaktan. Kızaran elinin yan kısma baktı. Kızaran yüzü olmalıydı. Mutfakta Ahmet ve Alya’nın korkmuş suratlarını gördü. Üzüldü. Çocuklarını korkutmuştu. Valizlerini alıp gitti.

Betül Çakıroğlu, Gelibolu’da doğdu. Mimarlık eğitimi için geldiği İstanbul’da kızıyla birlikte yaşıyor. Mimarlık bir yana edebiyat sevgisi bir yana diyen yazar her zaman çantasında taşıdığı kitaplarından vazgeçmiyor. Çocuk kitapları yazma, çocuk kitapları editörlüğü, çocuk ve gençlik edebiyatı başlıklı çeşitli atölyelere katıldı. Yazarın ilk kitabı Kumdan Hayaller olsa da kollektif kitaplarda öyküleri ile ve editörlük yaptığı kitaplarla da okuyucu ile buluştu.

