SAYIM ÇINAR
Marmaris, tarih ile sanatın kesiştiği özel bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Yaklaşık 1000 yıl önce cam külçeleri taşıyan bir Bizans gemisinin Serçe Limanı açıklarında batmasının yıldönümü, bu kez çağdaş sanatın diliyle anılıyor. 3 Mayıs’ta açılan Ekrem Özen Cam Sanatı Sergisi, 31 Mayıs’a kadar Marmaris Belediyesi Kültür Sanat Evi’nde ziyaret edilebilecek.

MAKSAD (Marmaris Kültür Sanat Derneği), Marmaris Ticaret Odası’nın desteğiyle ve sualtı araştırmalarında gün yüzüne çıkarılan cam külçelerin anısına bir cam sanatı sergisi düzenledi. “Serçe Limanı Batıklarının Anısına Ekrem Özen’in Cam Sanatı Sergisi”, Marmaris Belediyesi Kültür Sanat Evi’nde sanatseverlerle buluşuyor.
Tarihle Kurulan Bağ
Sergide, ressam Ekrem Özen’in camla kurduğu çok katmanlı ilişkiyi yansıtan eserleri yer alıyor. Özen’in çalışmaları, camın yalnızca işlevsel bir malzeme değil; ışık, renk ve form aracılığıyla anlam üreten bir sanat nesnesi olduğunu güçlü biçimde ortaya koyuyor.
11. yüzyılda sulara gömülen Bizans gemisi, taşıdığı cam külçelerle yalnızca ticari değil, kültürel bir miras da bırakmıştı. Bu sergi, söz konusu batığın tarihsel önemini günümüz sanatıyla yeniden düşünmeye davet ediyor. Sergi kataloğunda yer alan yazısıyla ressam Hanefi Yeter de bu bağa dikkat çekiyor.
“Cam Deyip Geçmeyelim”
Sergi yalnızca görsel bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda camın insan hayatındaki yerini sorgulayan bir düşünsel çerçeve de kuruyor. Cam; bazen bir pencere, bazen bir bardak, bazen de bir duygu taşıyıcısı… Kırılganlığıyla insan ruhuna, şeffaflığıyla hakikate, yansımasıyla kendimize işaret ediyor.
Ekrem Özen’in üretimi de tam bu noktada konumlanıyor. Camı yalnızca biçimlendirmekle kalmayan sanatçı; onu eğip büküyor, renklendiriyor, ışıkla buluşturuyor ve yeni anlam katmanları yaratıyor. Vitraydan heykele uzanan geniş bir üretim alanında, camın sınırlarını genişletiyor.
Marmaris İçin Bir Umut
Sergi, aynı zamanda Marmaris’te kalıcı bir cam müzesi fikrini de gündeme taşıyor. Bu yönüyle yalnızca bir sanat etkinliği değil; kentin kültürel geleceğine dair bir öneri niteliği de taşıyor.
Hanefi Yeter’in kataloğa taşıdığı şu söz ise serginin ruhunu özetliyor: “Dünya bir aynadır ve her insana kendi yüzünün yansımasını geri verir.”
Hanefi Yazar yazısında ayrıca şunları dile getiriyor: “Yüzyılların içinden süzülüp gelen ışığın, rengin has dostu, insanın ayrılmaz faydalı bir parçası, havada, suda, karada hep yanında. Yeri gelir sudan ucuz, yeri gelir altından değerli bu doğa parçası, kâh evimize kapı pencere, kâh elimize bardak tabak, gözümüze fer katan olur. Yüzyıllardır bizimle dost, derdimize derman, gönlümüze huzur katandır. Öyle bir dost ki narindir, kolay görünen zordur. Konuştuğudili anlamak her babayiğidin harcı değildir. Yeri gelir kırılan kalbimizi onunla anlatırız, yeri gelir dürüstlüğümüzün sembolüdür.İşte bu yaşam parçamızın yıllardır Ekrem düştü peşine. Camı camın yanına, camın canına renk koydu. Işığı, pencereye vitray kıldı. Yetmedi camı kızgın ateşlerde eğdi, büktü, rölyef yaptı. Heykel yapıp camın canına can katıp gözlerimize sundu.”


