Ece Uysal
Oldukça soğuktu. Ilıman iklimi, yumuşak kışı, coğrafi ve meteorolojik tüm kalıpları reddedecek düzeyde hissediyordu soğuğu. Parmaklarını zar zor hareket ettirebildi, pantolonunun cebine sıkıştırdığı parayı çıkarttı ve hemen ilerideki büfeden bir paket sigara aldı. Paketin içinden bir dal çıkartıp yaktı. Yine sızlıyordu. Yine soğuktu, buz gibiydi ve yine sızlıyordu aynı yer.
Nerelere gidip neler yapmıştı oysaki dindirmek için. Dost tavsiyeleri, uzman doktor tedavileri, bitmek bilmeyen rehabilitasyonlar, yeni beslenme, uyku düzeni denemeleri, doğayla iç içe geziler, kamplar, yeni arkadaşlıklar, sohbetler, meditatif ve spiritüel yöntemler, eve çeşitli enerji değiştiren objeler… Hepsi büyük umutlarla edinilmiş bir havayla pişirici gibi denenmiş, istenen sonuç alınamamış ve bir daha kullanılmamak üzere rafa kaldırılmıştı.
Sigarasından bir nefes zehir çekerken, yan yan gülümsedi. Belki hiç de o kadar çabalamak zorunda kalmadan, çivi çiviyi sökerdi de içindeki biriken zehri de alıp çıkartırdı yeni zehri taşıyan verdiği nefesi… Belki bu kadar kolay olurdu geçmesi? Sigaranın yanan tütününü her içine çektiğinde, bir terapiste anlatır gibi açılıyordu birer birer incinmemek için kapattığı kapılar. Ve eskiden tertemiz olan ciğerlerinde dolaşıp, daha da zehirleyip, karakteri olmayan, mutsuz bir renk kuşanıp, duman olup dudaklarından kaçıveriyordu. Şahit ve sebep olduğu hiçbir şeyi hatırlamak istemezcesine, sorumsuzca, dalga geçer gibi havada biraz dans edip, ama sonra da saliseler içinde hiç var olmamalıymış gibi, dağılıp, yok olarak… Sigara da çözememişti yine hiçbir şeyi. Aksine, bu masum ama saçma beklenti, bedenine verdiği zarardan daha çok zarar vermişti ruhuna.
Belli ki, kolay kolay geçmeyecekti. Keşkeler kaplıyordu zihnini, pişmanlıklarının sesini zihninde susturamıyordu. Keşke hiç yaşanmasaydı… Olanlar için kendisi dışında herkesi suçlayabilirdi. Sonuçta, en temel duygulardan biriydi bu ve hatta en kolayı… Bir yandan sebep aramaktan kaçmak da vardı tabi. Kaldı ki bu, aslında her detayının esas sorumlusunu bildiği bu durum için, yargılamamak adına en temiz hissettirecek yoldu.
Neden? Nasıl? Kim? Peki ya? Eğer… Hiçbiri sızısını yatıştıramıyordu.
Soğuktu. Hak edilmiş yalnızlığında, bu soğuk, en yüzeyinde dışarıdan görülebilen açıklıklarından, ruhunun en derinlerine ilerliyor, geçtiği her yeri soğuktan yakarak acıtıyor, sızlatıyordu.
Hava otuz sekiz dereceydi, soğuktu. Kendi elleriyle oluşan çatlaklarının sızısı bir türlü geçmiyordu.



3 yorum
Her kelimesini zihnimde çıt dahi çıkmadan, bir solukta okudum. Yazılarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyorum.
Çok güzel bir eser – teşekkür ederim!
Soluksuz okudum. Çok beğendim ama devamını isterim.