Sibel Kırcadere Uslu
“Bu alış veriş merkezleri, küçük esnafı öldürüyor.”
Geçen ay başlayan, neredeyse bitmek üzere olan devasa inşaatın yanından yürüyorduk. Keşke beş saniye önce söyleseydim. Ölümden bahsederken söylemek olmaz tabi.
“Kapitalist sistem” diye devam etti konuşmasına. “İnsanoğluna yapılan en büyük kahpeliktir.”
Ben insanoğluna yapılan kahpeliği hiç umursamıyordum. Ayaklarım şişmiş, taşlık zeminde yalınayakmışım gibi canım acıyordu.
“Şurada kahve içelim mi?”
Aniden durup, onda bir türlü sevemediğim alaycı gülümsemesiyle,
“Gerçekten mi?” diye sordu. “Starbucks’dan iğrenç kahve almak için, karton bardakta, sıraya girip, tek dertleri gösteriş olan, zavallı kapitalist maymunlar gibi mi davranmak istiyorsun?”
Ben hiç maymun görmüyordum. Sıcacık ortamda, hoş sohbet içinde, birkaç insan vardı ki bu saatte sıra da olmazdı. Cevabımı bile beklemeden yürümeye devam etti. Birkaç saniye hareket etmedim. Arkasından seslenip, ‘Ben gelmiyorum. Ayakkabı ayağımı çok fena vurdu. Üşüdüm. Mis gibi de kahve kokuyor’ demeliydim. Onu kuzu kuzu takip ettim.
Dolmuş bizim mahalleye gelene kadar susmadan konuştu. Bir ara şoför, dikiz aynasında öyle ters baktı ki, inmesini isteyecek sandım. Dolmuştan inerken, elimi tuttu.
“Önemli bir şey söyleyecektin? Söylesene haydi” dedi.
“Önemi değil, söylerim sonra. Yarın görüşürüz.”
Hava iyice kararmıştı. Mahallede in cin top oynar bu saatte. Adımlarımı hızlandırdım. Köşeyi dönünce, Şefikahanım teyzelerin duvara yansıyan mavi kırmızı ışıkları gördüm. Apartmanımın da olduğu çıkmaz sokağa ambulans gelmiş. Esra’nın annesi yemenisinin ucu ile gözlerini kuruluyor. Dudakları incecik. Mırıl mırıl bir ses çıkarıyor. İnsan sesi gibi değil. Birkaç komşu etrafında. Omzunu tutmuş biri, başkası kolundan tutmuş. Ayak parmaklarımdan biri kanıyor olmalı. Sanki ıslak ayakkabımın içi. Koşarak gittim yanlarına. Şefikahanım Teyze kulağıma fısıldadı.
“Bakkal Emin Efendi, asmış kendini.”
“Esra nerde?”
Ben de fısıldamıştım. Çok ayıp veya çok gizli bir şey konuşuyor gibiydik.
“Daha işten dönmemiş. Haberi yok.”
Ambulans, köşeyi dönene kadar arkasından baktık. Esra’nın annesini, komşular eve götürdü. Şefikahanım Teyze’nin arkası sıra yürüdüm.
“Sen evine git kızım. Ölü evi sana yaramaz bu halde.”
Gözleri karnımdaydı.
“Esra gelirse…”
“Ben derim ona. Zaten bu gece ne anası ne de o anlamaz ne olduğunu. Gündüz vakti kapıdan başsağlığı dileyiverirsin, olur biter.”
Herkes eve girince, sokak, bu saatlerde nasılsa o haline geri döndü. Tenha. Apartmana doğru yürürken Esra seslendi.
“Ne bu acele kız, bekle bak ne söyleyeceğim.”
Yanıma koşarken yüzünde güller açıyordu.
“Nihayet söyledi!”
“Neyi?”
“Hani diyordu ya kaç gündür. Bana önemli bir şey söyleyecekmiş.”
“Neymiş önemli olan?”
“Evlenme teklif etti!”
Esra küçük bir kız gibi etrafında dönmeye başladı.
“Ne zaman ?”
“Az önce, telefonda.”
Bana teklif etseydi bile böyle hoplaya zıplaya dönemezdim. Ayaklarım yangın yeri.
Esra arada ellerimi tutup, “İnanabiliyor musun? Benimle evlenmek istiyor” diyor.
Aslında bana ölüm emri veriyor. Öldürme emri.
“Akşam aynı dolmuştaydık biliyor musun? Ben de ona önemli bir şey söyleyecektim. Fırsat bulamadım. Artık önemi yok ama. ”
Bir an için donuklaşan gözleri yine parlamaya başladı. Tahammül edilecek gibi değil. Seke seke yürüdü evlerine doğru.
“Esra!”
“Söyle kuzum.”
“Baban. Asmış kendini.”

Sibel Kırcadere Uslu
Bursa’da doğdu. İlk, orta, lise ve üniversiteyi Bursa’da okudu. Bursa’da yaşıyor. Zehra Su ve Zeynep Ada’nın annesi. Kehanetteki Çocuk Suzan Orto ve Fırtınadaki Çocuk Suzan Orto serisinin yazarı.


