Duygu Görücü
Mahallenin en sakin insanıydı. Etliye sütlüye karışmaz, kendi halinde yaşardı. İlk gördüğümde durgun bir duruşu, çökük omuzları ile yaşı geçkin bir insan sanmıştım. Yüzüne bakmayan herkes de öyle düşünürdü. Otuzlarına varmaya az kalmış yaşını öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Sorsalar mümkün değil bilemezdim. Taşındığımda karşı binamda oturan bu delikanlı ile sadece balkonda ya da kapı önünde denk geldiğimde selamlaşmaktan öteye gitmeyen bir ilişkimiz vardı. Havanın güzel olduğu bir hafta sonuydu izlemeye başlamaya karar verdiğim zaman. Balkondaki çiçekleri sularken ağzının devamlı oynadığını gördüğümde şaşırmıştım. Küçük bir sokak arasında oturduğumuzdan ortalığın sabah sakinliğinde dinlediğimde söylendiğini, küfrettiğini duyunca çok şaşırmıştım. Böyle kibar ve sakin birinden bu kadar öfke ve küfür beklemiyordum. Elbet küfür hepimizin hayatındaydı ama onun söyledikleri… Sonra gözüm saksılara ilişti. Hiç çiçekli bir bitki yoktu. Hepsi kaktüstü. Anlam veremesem de ilginç gelmişti. Zira etrafımda bitki yetiştirenler hemen her çeşit saksı bitkisini sever, yetiştirirdi. Göz göze geldiğimizde yüzündeki masumiyet ve gülümse beni hepten şaşırttı. Sanki biraz önceki öfke ondan gelmiyordu. Merak edip, mahallede çaktırmadan araştırma yapmaya karar verdim.
Akşamları iş çıkışı uğradığım kahvede otururken çökük omuzları ile geçtiğini gördüm. Tam o sırada çayımı getiren gence “Bu kim? Tanıyor musun?” diye sorduğumda gösterdiğim kişiyi görünce yüzüne yayılan gülümseme de sempati vardı. Gözden kayboluncaya kadar izledikten sonra “Yaşar abi kendisi, buranın en sakin ve kibar insanıdır. Annesi ile yaşıyor. Çok hasta olduğu için her işi o görür. Bugüne kadar ağzından kötüyü bırak ters bir söz bile çıkmamıştır. Öyle kendi halinde biridir,” dediğinde şaşırsam da “Ya öyle mi? Sağ ol,” dedim. Annesini hiç görmemiştim. Yeni taşındığımda izinliyken bile hiç denk gelmemiştim ne pencerede ne de balkonda.
Bir gün uyku tutmadığında dışarıya bakarken sabaha karşı eve geldiğini gördüm. Gece işinde çalışıyordu muhtemelen, kıyamadım. Hem annesine bakıp, hem de gece çalışmak yorucu olmalıydı. Birkaç gün sonra markete girdiğimde denk geldik. Kibarca selam verip, çıktı. Hesabı öderken kasadaki sahibine, “Komşum olur ama hiç konuşmadık. İyi birisine benziyor,” diyerek yorumda bulundum.
Yüzüme baktı, “Öyledir. Bir babası vardı ki fenaydı. Öyle kavgacı biri değildi ama hep bir muhalefet halindeydi. En sonunda da içeriye aldılar bunlarda ana oğul kaldılar böyle,” diye kısa bir özet geçti.
Başımı hafifçe sallayıp, “Yazık, siyasi suçtan mı girdi? Annesini hiç görmedim,” dedim.
Marketin sahibi acı bir tebessümle yanıt verdi: “Annesi yatalak. Babası devlete karşı gelmekten içeriye girince kadına inme indi. Buncağız çocukken de böyle sakin, kibardı. Çok dayak yedi mahallenin çocuklarından, tüm ayak işlerine koştururlardı. Bu da ses çıkarmaz ne derlerse yapardı hep.”
“Anladım, ondan görmedim demek ki, iyi günler,” deyip çıktığımda içimden işini de soraydım keşke diye geçirdim ama artık çıkmıştım.
Küçük bir mahalleye sonradan gelmenin iyi yanı kimse seni bilmezken herkesin diğerlerini çok iyi bilip, anlatma meraklısı olması. Ben de bundan faydalanıp, komşumla ilgili epey bilgi topluyordum. Aradan geçen zamanda işlerimin de yoğunlaşmasından dolayı evden erken çıkıp, geç girer olmuştum. Haliyle komşumla denk gelmem de zor oluyordu. Bu zaman içinde arada yaptığım sohbetlerde kıyısından köşesinden komşumun vardiyalı çalışmadığını, saygın bir şirkette yönetici üstelik başarılı birisi de olduğunu öğrenmiştim. Yine de sık olmasa da sabaha karşı gelişlerine anlam veremiyordum.
Bir tatil sabahı uyandığımda küçük sokaktan gelen yüksek mırıltı ve konuşmaları duyunca balkona çıktım. Neredeyse tüm mahalle benim evin önündeydi. Ne olduğunu öğrenmek için üzerime bir şeyler alıp indiğimde, komşumun hiç görmediğim annesinin öldüğünü duydum. Cenaze arabasının sokağın başından gidişini gördüğümde gözlerim Yaşar’ı aradı. Yanımdaki kişiye nerede olduğunu sorduğumda ise daha da şaşırdım. Çünkü komşum son günlerde evde yokmuş. Kendi yoğunluğumdan fark etmemişim. Apartmandakiler kokuyu duyunca aramışlar ulaşamayınca da kapıyı açtırıp annesinin ölü bedeni ile karşılaşmışlar.
Hâl böyle olunca diğerleri gibi ben de meraklandım. Herkes, “Ne oldu ki? Hiç böyle yapmazdı. Bugüne kadar habersiz bırakmazdı annesini, illâ birimizin haberi olurdu, başına bir şey mi geldi ki?” diye her ağızdan buna benzer sözlerle söyleniyordu.
Günler geçtikten sonra bir sabah evden çıktığımda gördüm. Yanına yaklaşıp, “Başınız sağ olsun, anneniz… ” dediğimde suratıma baktı. Ne bir cevap verdi ne de bir hareket yaptı. Onu ilk kez bu kadar tepkisiz görmüştüm. Takip eden günlerde de değişmedi bu durum. Bir gün kahveye uğradığımda yanlarına oturduğum mahalle sakinlerine sordum. Sadece bana mıydı bu hareketi?
“Hangi Yaşar, şu bizim mıymıntı mı? Anası ölünce değişti ama acısındandır. Geçer yakında, uzun süre huysuzluk onun işi değil,” dediklerinde rahatlasam da bana hiç öyle gelmediğini söyleyemedim. Sonuçta onlar çocukluğunu biliyordu.
Değişen tek şey hareketleri de değildi. Balkonundaki kaktüslerin sayısı artmış, küçük bir bahçeye dönmüştü. Sularken söylenmese de istemeden yaptığı belli oluyordu. Anlamadığım sevmediği hâlde neden bakmaya devam ettiğiydi. Ve o gün… Dışarıda kopan kıyameti duydum. Apar topar aşağıya indiğimde Yaşar’ın evinde polisleri gördüm. Yer gök dolmuştu. Mahalleli şaşkın, mırıltılar anlamsızdı. “Ne olmuş? Yaşar nerede?” dediğimde “Valla denilene göre kaçakmış ama inanasım yok, o çocuk hayatta yapmaz öyle bir şey,” dediklerinde ben de diğerlerinin şaşkınlığına katılmıştım. Taşındığımdan beri her zaman uysal, uyumlu, güler yüzlüydü. Bir gün bile kimseye bağırmayı geçtim, ses tonu değişik bir şekilde bile konuşmamıştı. Şimdi de kaçaktı, öyle mi?
Balkondan gelen sesleri duyduğumda başımı kaldırdım. Kaktüslerin çoğu dağılmış, bazıları da kasalara konmuştu. Anlam verememiştim polisin kaktüsleri neden aldığına, sormak istesem de sesim çıkmadı. Olaylar geçtikten çok sonra öğrendik ki onlar bildiğimiz çiçek değilmiş, Yaşar bildiğimiz kişi değilmiş ve daha birçok şey… Öyle sakin, uyumlu birisi… Duyduklarımız… Yaptıkları…

Duygu Görücü, Balıkesir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Balıkesir’de, liseyi yatılı olarak İzmir’de Maliye Okulu’nda okudu. 1996 yılında başladığı memuriyet hayatı devam ederken, öğrendiği günden bu yana okumayı, ortaokuldan bu yana da yazmayı seviyor. İki kolektif kitapta öyküleriyle yer aldı. Halen kızı ve kedisiyle Balıkesir’de yaşıyor ve yazmaya devam ediyor.

