Arzu Özdemir
Her gün biriktirip aslında yığınla çoğalan sandıklarım var; duygularım, umutlarım, kararlarım ve hatta kararsızlıklarım… Yarınlar yokmuşçasına attığım kahkahalarım bile bir kenarda büyükçe bir sandığa dönüşüyor zamanla.
Küçük bir çekmecenin bile insanın tüm geçmişini saklayabileceğine inanırım. Benimkilerse çekmece olmaktan çıkıp koca bir odayı dolduracak kadar büyüdü. Her biri başka bir hikâyeyi, başka bir beni saklıyor. Bir sandıkta çocukluğumun masumluğu duruyor hâlâ; kırık bir oyuncak, unutulmuş bir şarkı ve kokusu değişmeyen bir defter sayfası ile…
Bir başka sandıkta gençliğimin aceleciliği, yanlışları ve doğru sandıklarım var. Bazen açmaya bile korktuğum, kapağını kaldırınca içimden taşan anılarla yüzleştiğim anlar… Ama en çok da umutlarımın saklandığı sandığı seviyorum. Tozlanmasına izin vermediğim, her açtığımda içimi tazeleyen o ışığı…
Zaman geçtikçe fark ettim ki sandıklarım aslında beni ben yapan parçalar. Kimini kilitliyorum, kimini aralık bırakıyorum; bazılarını ise artık taşımıyorum. Yine de hepsinin ortak bir yanı var; yaşadığım her şey, hissettiğim her duygu, sustuklarım ve söyleyemediklerim orada duruyor.
Belki de bu yüzden, insan kendi sandıklarını ne kadar taşırsa taşısın, içlerinden çıkanlarla biraz daha hafifler. Ben de her gün biraz daha hafifleyerek, yeni sandıklar açmaya devam ediyorum.


