Fahriye Mine Şener
İç sesini duyabilen her insan manevi uyanışına başlar…
Selin otuzlu yaşlarının sonunda 1.70 boylarında, incecik zarif bedeni ile hayatla tek başına mücadele eden, ama sıkışıp kaldığı hayat döngüsünün içinde ışığını kaybetmiş genç bir kadın. Hiç evlenmemiş. Babasını çocuk yaşında, elim bir trafik kazası sonucunda, annesini ise üniversiteden mezun olduktan 3 yıl sonra ani bir kalp krizi ile kaybetmiş. Selin okuduğu üniversitenin “İngilizce işletme bölümü” nü dereceyle bitirmiş, profesyonel kariyerine, üniversite yıllarında hayal ettiği kurumsallıktan uzak, küçük bir aile şirketinde finansal modelleme yaparak başlamıştı. Bir süre sonra tükendiğini hissetmiş ama ortada kalıverme korkusundan bir daha da adım atamamıştı.
Hafta içi her gece olduğu gibi sabah işe gitmek için alarmını kurdu, cildini güzelce temizledi, dişlerini fırçaladı ve bembeyaz nevresim takımının olduğu yatağına şöyle iyice yerleşip kısa sürede uykuya daldı. Sabah uyandığında güneşin doğduğunu görünce telaşla saatine bakıp “olamaz nasıl alarmı duymadım” diye kalp çarpıntısıyla yerinden fırladı. On yılı aşkın iş hayatında nadiren geç kalmış olduğu için deli danalar gibi koşturarak hazırlandı. Ne giyeceğine geceden karar veren bir insan olduğu için şükür ki onu düşünmek zorunda kalmadı. Başında hafif ağrı ile evden çıkıp durağa yürürken kendi kendine; “Zaten geç kalmışsın hâlâ dişimi fırçalayacağım diye uğraşıyorsun bir günde fırçalama öyle git be kadın, böyle başlayan günden hayır beklenmez artık,” diye de söylendi içinden. Tıklım tıkış otobüse son yolcu olarak zorla bindi. “Tamam,” dedi bir kadın sesi “artık biraz sakin olabilir miyiz?” Ses çok yakından birinin ona fısıldaması gibi geldiği için etrafına şöyle bir baktı ama etrafta öyle birinin olmadığını hemen anladı. “Sabahki telaştan tansiyonum yükseldi galiba,” diye geçirdi içinden. İneceği durağa geldi ve ofise doğru yürümeye başladı, duyduğu sesi düşünerek. Sabahki telaşının da yok olup gittiğini fark etti. Sanki o duyduğu ses ile nefes aldığını hissetti Selin. Ve derin bir nefes daha aldı, burnundan giren soğuk havanın içine doluşuyla hafifledi.
Ofise girdiğinde masasına ulaşmak için geçeceği koridor her zamankinden daha uzun gözüktü gözüne. Ofisteki iş arkadaşlarıyla göz göze gelirse “saat kaç oldu Selin hanım diye saatlerini parmaklarıyla gösterip, cık cık” diye sesler çıkaracakmış gibi hayal ederek mahcup ve hızlı adımlarla masasına yöneldi. Tam bu sırada otobüste duyduğu sesin aynısını duydu “çok komik olmaz mıydı?” dedi ve bastı kahkahayı Selin. Tüm ofistekiler dönüp ona baktı. İş arkadaşları onun bu kadar içten kahkaha attığını ilk defa görmüş olabilirlerdi. Bir anda durumun farkına varan Selin hemen kendini toparladı ve yanakları al al “günaydın arkadaşlar” diyerek hızlıca yerine geçti. Masasına yerleşirken bir müddet ilginin üstünden çekilmesini bekledi. Ve derin bir nefes alarak “ne oluyor bana?” diye geçirdi içinden. Bu yaşadığı şizofreni hali; ona şimdilik böyle diyordu; alarmı duymadığı için kalp çarpıntısıyla uyanışının bir sonucu muydu yoksa geç uyanmak değil de kendine olan uyanışı mıydı kalbinde çarpıntı yaratan? Buna bulabildiği bir cevap olmadı ama çok daha huzurlu hissettiği, kendine gitmeye hiç izin vermediği arka bahçesini görmüştü Selin. Biraz ipleri gevşetmenin tadına bakmıştı bugün. Mesaisi bittiğinde günü, sabah düşündüğünün tam aksine gayet keyifli geçmişti.
Akşam olup eve geldiğinde önce hızla elini yüzünü yıkar ve üstünü değiştirip mutfağa koşardı. “Ne gündü” diye düşündü musluktan akan soğuk suyla yüzünü yıkarken. Aynada kendine bakarken yine o şefkatli sesi duydu “yavaşla” dedi. “Sadece yavaşla.” Artık duyduğu sesten tedirgin olmuyordu. Çünkü olan her ne ise onu anlamlandıramadığı sıkışıklıktan çıkartmış nefes aldığını hatırlatmıştı. Telefonunu aldı en yakın arkadaşını aradı ve onu dışarda yemek yemeye davet etti. Giyinme odasındaki dolabını açtı, altına tayt üstüne sweat shirt bir de spor bir şapka seçti, en sevdiği parfümünü sıktı, spor ayakkabılarını ayağına geçirdiği gibi evden çıktı. Selin buluşacakları yere doğru yürürken, hayatı ilk defa deneyimliyor gibi hissediyordu. Yürürken attığı adımın ayaklarında, esen serin rüzgârın yüzünde bıraktığı hissi çok sevmişti. Değişik bir şekilde kendini hiç bu kadar rahat ve özgür hissetmediğini düşündü.
O gece yatağına yattığında yaşadıklarını baştan sona düşünerek huzurla uykuya daldı. Günler geçtikçe daha önce kaçırdığı birçok “an”a şahit oldu. Yeni doğmuş bir bebeğin hayatı öğrenişi gibi “an”ların onda bıraktığı hislerin tadına baktı keyifle. Kaybettiği ışığına kavuşuyordu günbegün.
Yine bir gün iş yerindeyken, maillerini kontrol etmek için mail kutusuna girdi. Ve bir yıl önce kabul edilmeyeceğinden emin olduğunu düşünüp korkarak başvurduğu, ama çalışmayı çok istediği o şirketten bir mail olduğunu fark etti ve büyük bir heyecanla açtı. Özgeçmişini insan kaynaklarından bulduklarını, hâlâ bu pozisyonla ilgileniyorsa verilen numaradan onlarla bağlantı kurması gerektiği yazıyordu. Eli ayağı heyecandan birbirine karıştı. Sevinçten çığlık atacak gibi oldu ama elini yumruk yapıp ısırarak kendini durdurdu. Eskiden kaygı, başarısızlık korkusuyla karışık hislerinin yarattığı o kalp çarpıntısının yerini şimdi heyecan ve tatlı bir gurur almıştı. Sonra aniden yine duydu o sesi “uyan tatlım harekete geçme vakti.” Kendine gelmeye çalışır gibi başını salladı. Bir an gördüğünün hayal olduğunu düşündü, ekranını tekrar kontrol etti, hayal görmüyordu. Derin bir nefes aldı. Saate baktı. Mesainin bitmek üzere olduğunu fark edince hemen yerinden fırladı. Başka bir şirketle iş görüşmesi için randevulaşacaktı bunu ofiste yapamazdı. İş arkadaşlarına çaktırmamaya çalışarak ofisin teras kısmına çıktı ve verilen numarayı aradı. Ertesi gün sabah 10.00’daydı iş görüşmesi.
Normalde sabah ya uyanamazsa diye uyumamayı bile düşünürdü Selin. Ama bu sefer ofisten çıkmadan önce bir iş arkadaşından gelen teklifi geri çevirmemiş bir şeyler içmeye gitmiş ve eve de oldukça geç bir saatte dönmüştü. Kendini dışardan izliyor gibi hissediyordu böyle zamanlarda, o değil de sanki başka biri gibi şaşırıyordu kendine, ama rahatsız da hissetmiyordu. Her şey bir yana her ne oluyorsa çok daha kolay ve keyifli hale gelmişti hayatı.
Ertesi sabah günün ilk ışıklarıyla gelen huzurlu bir uyanışla zinde bir şekilde yatağından çıktı. Tatlı bir heyecan vardı üstünde. Önce güzel bir duş aldı, sonra henüz bornozu üzerindeyken saçlarını kuruttu, dişlerini fırçaladı, makyajını yaptı. Giyeceklerini geceden hazırlamadı bu sefer, giyinme odasına girdi şöyle bir askıdaki kıyafetlerine göz attı. Mini siyah elbisesini ve üzerine kısa siyah ceketini giydi. Son bir kontrol için aynaya baktı. Biraz renge ihtiyacı olduğunu düşündü ve annesinden kalan sıklamen rengi ipek şala gitti eli. Şalı, erken yaşta kaybettiği annesinden hatıra olarak almıştı ama hiç kullanmamıştı. Aynanın karşısında şalı boynuna bağlarken bir an annesinin kokusunu duydu. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı makyajının bozulacağını önemsemeden. Onu ne kadar çok özlediğini hatırladı aniden. Tekrar tekrar kokladı ipek şalı. Daha önce hiç aklına gelmemişti alıp koklamak. Giyinme odasının ortasında dizlerinin üstüne yere çöktü. İçinde derin bir sızı hissetti. Annesini kaybettiği gün de hissettiği ama gözyaşlarını içine akıttığı o derin sızı yıllar sonra dışarı dökülüyordu sonunda. Giyinme odasının ortasında ağlarken öylece uyuyakaldı.
Uyandığında şöyle göz ucuyla telefonuna baktı. Saat öğleni geçmişti. Birçok cevapsız çağrı bir de mesaj olduğunu gördü. Ofisteki iş arkadaşları onu çok merak etmiş olmalıydı. Sonra mesajı açtı. Mesaj görüşeceği şirkettendi. “Merhaba, sizinle planladığımız iş görüşmemizi, ortaya çıkan acil bir konu sebebiyle ileri bir tarihe ertelemek durumundayız. Yeniden tarih planlamak için tarafımızdan size dönüş sağlanacaktır,” yazıyordu.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra bir gün ofisteyken telefonu çaldı. Arayan iş görüşmesi yapacağı şirketin insan kaynaklarından bir bayandı ve cuma günü yani konuştuklarından iki gün sonra saat 14.00’da onun içinde uygunsa görüşmeye beklediklerini iletti. Selin büyük bir zevkle ama son derece oturaklı bir şekilde uygun olduğu cevabını verdi. Kendini o şirkete ait hissediyordu bu sefer. Ve görüşme günü geldiğinde yine kendini dışardan izliyor gibi hissediyordu Selin, kendi uyanışına şahitlik ediyordu resmen hayranlıkla. Aynı giysileri giydi, annesinin ipek şalını taktı, kendini çok daha rahat ve güvenli hissetti. Çocukken annesi elinden sıkı sıkı tutmuş gibi sıcacık bir his. Görüşme vaktinden yarım saat kadar önce yeni bir sayfa açacağı şirketin önündeydi. Eski çalıştığı şirketten ayrılma fikri içine düşmüştü artık bir kere kendini oraya ait hissetmiyordu. Daha aktif olacağı, gelişeceği, kendi alanında, ait olduğu meslekte bir iş yapmak için net bir seçim yapmıştı içsel olarak. Binanın önünde durup zihninden bunları geçirirken “Artık hazırsın hadi bitir şu işi” dedi aynı ses. Hem bu sefer coşkulu ve gururluydu sanki. Görüşmeye girdi. Çok sakin ve netti, ses tonu, mimikleri ve vücut diliyle zaten büyülü bir etki yaratmıştı görüşme yapılırken. Sıra Selin’in şirketten beklentilerinin sorulmasına geldiğinde son derece naif, mütevazı ama kendi hakkını da vererek yanıtladı sorulanları. Görüşme biterken sıra dışı bir durum yaşandı. Normalde görüşmeler “size olumlu ya da olumsuz dönüş sağlanacaktır” cümlesiyle son bulurdu. Ama bu görüşmenin sonu öyle olmadı. Görüşmeyi yapan bölge müdürü, Hakan hem Selin’den hem de şirkete katkı sağlayacağını düşündüğü vizyonundan çok etkilenmişti. Ona, bulunacağı bu pozisyonda sadece finansal veriler üzerinde çalışan bir ekip olmadıklarını, şirketin geleceğini de planladıklarını anlattı ve “Bu dinamik ekibimizde seni de aramızda görmekten mutluluk duyarız,” dedi. Selin’in gözlerinin içi parladı. Evet, artık tam da hayal ettiği gibi bir şirkette “finans direktörü” olarak işe kabul edilmişti. Yıllardır tükendiğini hissettiği, tabloların rakamların arasında kurduğu o hayali şimdi yaşıyordu. Selin görüşme yaptıkları toplantı odasından ayrılırken içi huzur ve sevinçle doluydu. Onun için bu uyanış sadece meslek hayatındaki bir adım değil, yıllardır biriktirdiği o sessiz gücün hayatına yansımasıydı. Bu güzel başlangıcın; zaman içinde sadece kariyerini değil, Hakan ile inşa edeceği mutlu birlikteliğin de ilk adımı olduğundan henüz habersizdi.


