Pınar Cebeci
Adımı anneannem koymuş. Cemre. Baharın müjdecisi. Havaların ısınmaya, toprağın uyanmaya başlaması.
Afganistan’da iki odalı bir evde dünyaya gelmişim. Anneannem ile aynı odada kalıyoruz. Onu çok seviyorum. Şimdi yaşlandı ve onu kaybetmekten çok korkuyorum. Çocukken simsiyah belime kadar uzanan saçlarımı çayla tararken (parlaklık verdiğini söylerdi) “Sen çok akıllı bir kızsın, okuyacak, büyük adam olacaksın, adın gibi ülkemize de baharı getireceksin,” derdi. O zamanlar söylediğinden çok bir şey anlamasam da beni tatlı tatlı sevmesi hoşuma giderdi.
Babamın sert tavırlarına karşı annem ile birlikte hemen kalkan olur benim üzülmemem için ellerinden geleni yaparlardı. Ben de okuluma gider, derslerimde başarılı olarak onları hiç üzmezdim. Çocukluğum, anneannemin ve annemin anılarını dinlemekle geçti. İki ayrı çocukluk, iki ayrı dünya. Anneannemin zamanında kızlar, erkek çocukları ile karma okurmuş. O dönemde giydiği kıyafetleri sakladığı fotoğraflardan görmüştüm. Hiç şimdikilere benzemiyordu. Hepsi yabancı artistler gibi.
Sonra ülkede bir şeyler olmuş ve o masalsı hayat bitip, annemin dönemi başlamış. Anneannem çok zorlanmış ama bir şey gelmemiş ellerinden. Annem, sıkıntılarla büyümüş. Eğitimi kısıtlamışlar, kıyafetleri değiştirmişler, kadınların ellerinden haklarını almışlar ve kâbus gibi bir dönem başlamış. Anneannem İngilizce biliyor, zamanında çok kitap okumuş. Hukuk mezunu. Annemin eğitimden geri kalmaması için ne biliyorsa evde öğretmiş ona. İçlerindeki umudu hiç yitirmemişler.
“Bir gün mutlaka ama mutlaka her şey çok güzel olacak,” diyorlardı.
İşte böyle böyle yıllar geçti. Şimdi lisede öğretmenlik eğitimini bitiriyorum. Babamı ikna etmeleri biraz zor olsa da İngilizce kursuna gittim okul dönemince. Dünya edebiyatının önemli yazarlarının kitaplarını okuyabildim bu sayede. Öğrendiğim ne varsa arkadaşlarımla paylaştım. Kimisi çok meraklandı, kimisi babasının öfkesinden korktu. İnsan anlatmaya başladıkça daha çok okuma gereği duyuyormuş, anladım. Evde kitaplarımı koyacak yer bulmakta zorluk çektiğim bir gün babam eve elinde tahtalarla geldi. İki üç saat içinde bana bir kitaplık yaptı. Hepimiz şaşkınlık içindeydik. Babamın gözleri nemli bana doğru iki adım attı ve belki de ilk defa bana gülümseyerek omzumu sıvazladı. Bir şey demesine gerek yoktu. Hepimiz ne olduğunu anlamıştık. Benimle gurur duyuyordu. İçimde umutlar yeşermeye başlamıştı.
Bugün 6 Mart. Havaya, suya derken nihayet toprağa da son cemre düştü. Bahçemizde rengârenk çiçekler açmaya, güneş de yüzünü göstermeye başladı. Toprağın uyanması ile içimizi bir sevinç kapladı. Annem ile anneannemin yüzü daha çok gülüyordu sanki. Hafta sonu komşularımızla birlikte havuç, şalgam, pancar ekmek için tarlada çalışmaya gittik. Koca bir alan baştanbaşa sürüldü. Otlar ayıklandı. Bir taraftan sebzeleri ektik, bir taraftan suladık. Çıkan solucanların toprağı havalandırdığını öğrendiğimden beri onları rahat bırakıyorum. Ne de olsa işbirlikçilerimiz. Günün yorgunluğunu ise sulanmış toprak ve ayıklanmış otların birbirine karışmış kokularını içimize çekerek attık.
Eve döndüğümüzde sofrayı kurarken “ne acayip toprak da aynı insan beyni gibi,” dedim. Annemler anlamaz gözlerle birbirlerine baktılar. Ben devam ettim: “Yani beyni de aynı toprak gibi önce yanlış ya da zararlı düşüncelerden temizlemek gerekiyor yeni bilgiler eklemeden önce. Toprağı nasıl suluyorsan filizlensin diye, beynini de okuyarak, düşünerek filizlendiriyorsun. Onlar da senin hayallerin, umutların oluyor.”
Anneannem “Ben size demiştim, bu kız büyük adam olacak…” dedi.
“Benim kızım öğretmen olacak, çocuklara da öğretecek, onlar bizim gibi olmayacak,” ekledi annem. Babam da gözleriyle onayladı annemi.
On gün sonra ekim yaptığımız alan çimlenmişti. Toprağa biraz ilgi gösterdin mi sana çok cömert davranıyordu. Tıpkı edindiğin bilgiler gibi. İki üç ay sonra ektiğimiz tüm sebzeler kendini göstermeye başladı. Arkadaşlarımla geliştirdiğim sulama tekniğiyle neredeyse hiç ürün kaybı olmadan hem de.
Okulum bitti ve ben öğretmen oldum. İçimde karşı konulmaz bir öğretme isteği. Okuldan arkadaşım Ferhunde ile birlikte o yaz komşu çocukların eğitimini üstlendik. Oyunlar oynadık, kalem tutmayı öğrettik, kitaplar okuduk. Anneleri çok mutluydu, bize sevgi ile bakıyorlardı. Babaları ve erkek kardeşleri için ise aynı şeyleri söylemek zordu. Birkaç kez çalışmalarımıza engel olmaya çalıştılar. Yılmadık. Babam da çevresindeki arkadaşları ile konuşup, onları ikna etmeye çalışıyordu. Yavaş yavaş arkamızda duranların sayısı artıyordu. Biz ise, büyük bir inançla çalışmaya devam ediyorduk. Artık bir sınıfımız ve içinde gözleri ışıl ışıl öğrencilerimiz vardı. Ferhunde ile birlikte yine toprağa son cemre düştüğünde çocukları çalıştığımız tarlaya götürdük. Toprağın ilk kuru halinden, sürülüp ekilmesine sonra da sulanıp, çimlenmesine kadarki tüm aşamalarını izlemelerini istedik. İstedik ki onlar da anlasın bizim gibi. Yüzlerini güneşe çevirsinler.


