Çağla Günay
Kasvetli havanın ağırlığıyla buğulanmış gözlerini, titreyen elinde tuttuğu kalemden ayıramıyordu. Aylardır beklediği o imzayı atarken tuttuğu nefesini olanca hızıyla bıraktı. Öyle bir bırakıştı ki bu, tüm yaşanmışlıkların yorduğu bir ciğerin sönüşü gibi acısız ama tükenmiş…
Kaleminden yavaşça uzaklaştırdığı gözlerini, az önce atmış olduğu imzaya yöneltti. Yine böyle kasvetli bir günde, hastane odasında bir başına yatarken vermişti ayrılık kararını. Hemşireden, çantasındaki küçük makyaj aynasını vermesini rica edip yüzündeki yaraları uzun uzun incelemişti. Sağ gözü, arka arkaya yediği darbelerden dolayı tamamen kapalıydı. Kaşının üzerine dikiş atılmıştı. Sol gözü de saatlerce akıttığı yaşlardan dolayı şişmiş ve bulanık görüyordu. Bunlara rağmen gözleri, o gün açılmıştı Leyla’nın. “Sen bugün uyandın, Leyla. Yeniden uyumamak üzere, bir daha geriye bakmamak üzere uyandın.” Bunu kendisine söylerken, aynada her şeyin ne kadar net görünmeye başladığını düşündü. Uzun zaman sonra ilk kez kendinden emin görünüyordu.
Bu kararı verebilmesi tam üç yıl beş ayını almış; bu süre zarfında dört kere karakolluk, üç kere de hastanelik olmuştu. Her olaydan sonra kocası pişman olup özür diler, ona bir daha bunları yaşatmayacağına dair yeminler ederdi. İnanırdı Leyla ona, çok seviyordu çünkü. İçmediği zamanlarda, âşık olup da evlendiği o adamdı. Yakışıklıydı, kibardı, merhametliydi, eğlenceliydi. “Bu sefer düzelir belki, çok pişman oldu,” derdi kendine. Bu inançla her pişmanlığında, ona bir şans daha verirdi.
İlk birkaç hafta, Leyla’dan mutlusu olmazdı. Kocası onu çiçeklere ve öpücüklere boğar, sevgi içeren sözleriyle yaralarını sarıp yüreğini sarmalardı. Sonra yavaş yavaş başlardı içmeleri. İlk birkaç gün birer şişe şarap veya birkaç kadeh rakıyla yetinirdi. Ardından bu dozlar artar ve en nihayetinde Leyla’ya önce sözlü, sonra fiziksel şiddeti yaşatırdı. Komşular, gürültüleri duyup polisi çağırdıklarında ise aniden sakinleşiverirdi kocası. Cemiyet hayatında sayılıp sevilen bir avukat olduğu için tatlı dilini, saygınlığını ve keskin zekasını kullanarak Leyla’yı onlara şaka yollu şikâyet eder, her defasında kendisini haklı göstermeyi başarırdı. Onun bu manipülatif tavırları Leyla’yı ürkütür, bir girdabın içinde çaresizce kıvranırdı. Böyle bir adamın karşısında savunmasız, aciz ve çok güçsüz hissederdi Leyla. Ta ki üçüncü kez hastanelik olduğu o geceye kadar…
Bu sefer bir hata yapmıştı kocası. Canını kurtarmak için kendini sokağa atan Leyla’yı; yolun ortasında dövüp saçlarından tutarak yerlerde sürüklerken tükürüklerini saça saça savurduğu küfürleri ile oradan geçmekte olan bir gencin telefon kamerasına yakalanmıştı. Tanındığı için de şiddet içeren bu videosu, sosyal medyada kısa sürede binlerce kez izlenerek basının da dikkatini çekmişti. “Avukatın Zulmü, Adliyede Melek Evinde Şeytan, Sokak Dövüşçüsü Avukat, Kadın Düşmanı” gibi türlü başlıklarla yayınlanan o video, Leyla için tünelin ucundaki ışık olmuştu. İlk kez yüreğinde bir yerlerde cesaret kıvılcımı tutuşmuştu. Bu kadarla da kalmamış hastane doktoru Sema Hanım da ona destek olabileceğini söyleyip onu darp raporu alma konusunda yüreklendirmişti. Tünelin ucundaki ışık büyümüş, gözlerini kamaştırmaya başlamıştı. Yıllardır yaşama tutunmak için çırpınan yüreği, yeniden umutla atıyordu artık. O umut, tutunmaya değer bir yaşam dalıydı.
Yine tüm sevimli tavırlarıyla hastaneye gelen ve özür dilemeye çalışan kocasını bu sefer affetmedi yüreği. Baro da affetmeyecekti mesleğine yakışmayan o görüntüleri. Tatlı dili yetmeyecekti uyguladığı şiddeti hafızalardan silmeye.
Kolay olmadı elbette ayrılık süreci. Bazen beklemediği yerden geldi, bazen de beklediğini bulamadı. Öfke patlamaları, çatışan egolar, uykusuz geceler, özür cümlelerinin tehditlere dönüşümü, hakaret içeren mesajlar, üzüntüyle başlayıp nefrete evrilen duygular, geleceğe dair kaygılar…
Neyse ki kardeşten öte dostlarının sayesinde aşabildi tüm engelleri. Cesaretini desteklerinden, gücünü teşviklerinden, kararlılığını sevgilerinden aldı. Günün sonunda atılan o imza; Leyla’nın hastane odasındaki uyanışının ve bundan sonra sadece kendi kalemiyle yazacağı tertemiz bir defterin teminatı oldu.


