SEMA KAYGUSUZ’UN YENİ ROMANI “SAF CANAVAR” ÜZERİNE
Burak Soyer
Sema Kaygusuz, “Saf Canavar”ı, yalnızca distopyaya hapsetmiyor. Bununla beraber eko eleştiri, eko feminizm, faşizm gibi pek çok alandan beslenip kendi dilini, biçimini, karakterini, mekânı ve zamanını da kendi yaratıyor. Artık tam merkezinde olduğumuz modern çağın getirdiği dönüşümleri, iktidar anlayışını değiştirme gücünü belirsiz bir zaman diliminde tekrar eline alma ihtimali üzerinde duran “Saf Canavar”, anlatmak istediği meseleyi de aşmış bir roman.

Farsçadan dilimize giren “canavar” kelimesi, TDK’ya göre “masallardaki yırtıcı hayvan, halk dilinde kurt veya domuz ve mecazen acımasız kimse” anlamına geliyor. Yaygın kullanışının kökeninde ise “kötülük”ün yattığını söylesek yanılmış sayılmayız sanırım. Her ne olursa olsun şimdiye kadar insandan ayrılarak farklı bir “yaratığı” nitelese de artık bu parantezin içine insan da dahil oldu. Zira dünyadaki tüm kötülüklerin anası olan insan canavarlaştı. Doymak bilmezliğiyle, kendini her şeyden üstün görmesiyle yeryüzündeki tüm canlı ve cansız varlıklara zarar vererek yaşadığı yeri cehenneme çevirmekte gayet mahir bir “yaratık” insan. Edebiyatımızın kendine has kalemlerinden Sema Kaygusuz’un Metis Yayınları’ndan çıkan son romanı “Saf Canavar” da artık bir canavara dönüşmüş insanın bu dönüşümünün serüvenini kendi beşeriyetinin göbeğinde olmasına rağmen “saf canavar”ın görmezden geldiği unsurlar aracılığıyla anlatıyor.
“Saf Canavar”, gelecekteki birkaç yüzyıl sonradan distopik bir sistemin hâkim olduğu bir ortamda geçiyor. Mezopotamya’nın, Anadolu’nun ortasından herkesin, her şeyin dile geldiği, acılarla yoğrulan yükselen bir coğrafyada geçen bu hikâyede yaşamın tamamı katı kurallarla yönetiliyor. Asıl yerleşim yerleri olan şehirlerden uzakta yaşayan bekçilerin artık var olmayan türlere ait kalıntılar arayan arıyor. Aradıkların türlerin ismiyle anılan bekçilerden Karabalık, kitabın anlatıcısı. Bu kalıntılarda aradığı en büyük “delil” de kemik. Ki kitabın asıl mevzusu da “kemik”ten çıkıyor. Buldukları kalıntılarla yok olan türleri tekrar hayata döndürerek, yapay parklarda gözetim altındaki yaşamalarına izin veren bekçiler, elli fiilin dışına çıkamadıkları bir dile sahip. Ve bu sınırlı dilde yorum katmak, duygusal aktarım yapmak, hayal etmek, anlam aramak suç teşkil ediyor. Aynı şekilde dilin gelişmesine katkı sunmaya yardımcı olacak kitap okumak da yasak. Bekçiler öksüz ve yetim oldukları için aile, akrabalık gibi kavramlarla bir bağları yok. Yalnız bir hakları var: İstedikleri zaman buldukları genetik parçalardan kendilerinin genetik kodlarını kullanarak yapay ortamda kimerik kardeşlere sahip olabiliyorlar. Onlar da bekçilerle birlikte yaşamak için kurallara harfiyen uymak zorundalar. Aksi hâlde, en küçük hatada imha ediliyorlar.

Karabalık bekçisi anlatıya ve dile olan merakını geliştirmek için tüm yasakları delerek bazı yöntemlerle geliştirmiş ve bunu da gayet iyi bir şekilde gizlemiş. Buna rağmen iki kez cezalandırılmış ve bir kez daha cezalandırırsa dili felç edilerek konuşma yetisi elinden alınacak. Fakat Karabalık bu inadından vazgeçmiyor. Düşündüğünü, bildiğini, yorumlayarak anlatmak en büyük derdi, tutkusu. Karabalık’ın arkadaşı Leopar Bekçisi, kimerik bir kardeşe sahip olunca Karabalık, onun hâlâ üzerinde taşıdığı kokuyla, görüntüyle, hayalle bağını kullanarak, girmelerine izin verilen madene inerler. Burada bir toplulukla karşılaşırlar. Bu yeraltı topluluğu, dillerini, geçmişlerini, soylarını, kimliklerini, anlamları kitaplar sayesinde öğrenirler. Hikâye de esas olarak burada başlar…
Sema Kaygusuz, “Saf Canavar”ı, yalnızca distopyaya hapsetmiyor. Bununla beraber eko eleştiri, eko feminizm, faşizm gibi pek çok alandan beslenip kendi dilini, biçimini, karakterini, mekânı ve zamanını da kendi yaratıyor. Artık tam merkezinde olduğumuz modern çağın getirdiği dönüşümleri, iktidar anlayışını değiştirme gücünü belirsiz bir zaman diliminde tekrar eline alma ihtimali üzerinde duran “Saf Canavar”, anlatmak istediği meseleyi de aşmış bir roman.

Burak Soyer
Gazeteciliğe 2005 yılında Radikal Gazetesi Kültür Sanat Servisi ve Kitap Eki’nde başladı. Şimdiye kadar Milliyet, Hürriyet, Hürriyet Kitap Sanat, BirGün, BirGün Pazar, BirGünKitap, Taraf, Cumhuriyet Pazar, T24, Gazete Duvar, sendika.org, solhaber.org’a, siyaset, edebiyat, müzik, sinema, tiyatro yazıları yazdı. Halen Gazete Pencere, Bianet, Gazete İkinci Yüzyıl ve OT dergisine kültür sanat, K24, Edebiyathaber.net, Oggito, Ne Okuyorum?, Ajandakolik, Mahal Dergi, Romanoku internet sitelerine de edebiyat yazıları yazıyor. 2017 yılında ilk kitabı Zıvana Doğan Kitap etiketiyle yayımlandı. Zıvana’nın devamı olanBuji de 2019 yılında aynı yayınevinden çıktı. Son romanı Ring ise, geçtiğimiz Eylül ayında Karakarga Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluştu. 2015 yılında Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun olan Burak Soyer, halen Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Sanat Tarihi bölümündeki eğitimine devam etmektedir.


