Burak Soyer
SIMONE PÉTREMENT’İN “SIMONE WEIL’İN HAYATI” ADLI BİYOGRAFİ KİTABI ÜZERİNE
Simone Pétrement’in yazdığı, ip adlı kitap, Weil’in yaşamını elle tutulur örneklerle anlatıyor. Pétrement, düşüncenin eylemle, vicdanın getirdiği sorumlulukla, inancın gerçek karşısındaki pozisyonuna da vurgu yaparak başka bir parantez daha açıyor. “Simone Weil’in Hayatı”, bir filozofun yaşam öyküsünden çok daha fazlasını barındırıyor.

Simone Weil, geçtiğimiz yüzyılın sınırlarını aşan en ilginç figürlerinden biri. Weil’in zihninin içinden geçenlerle yaşadığı hayat arasındaki çizginin netliği, bunun en belirgin noktasını oluşturur. Düşünceleri, ilkenin ötesine geçmiş değerleri, kendi yaşamının direksiyonudur bir bakıma. Akademide bırakmadığı felsefe, haybeye peşinden gidilmiş inanç, umut niyetine kendi adadığı adalet, Simone Weil’in yaşamının köşe taşlarıdır. Ve sisteme kafa tutan herkes gibi tüm bunların bir bedeli vardır. Weil de bunu hayatıyla ödemiştir.
Simone Pétrement’in kaleme aldığı, Ketebe Yayınları’ndan Mehmet Yazgan çevirisiyle yayımlanan “Simone Weil’in Hayatı”, bu zorlu koşullar altında, doğrunun peşinde koşarken yolundan bir milim sapmayan bir kadının hayatını enine boyuna inceleyen bir biyografi kitabı.
1909 yılında Paris’te, varlıklı ve entelektüel Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir Simone Weil. Erken yaşlarda çevresi tarafından fark edilen duyarlılığı ve merakı, aldığı felsefe eğitimi, öğretmeninin Alain olması, Weil’i kendi kuşağının öne çıkan isimlerinden biri hâline getirir. Weil’in alametifarikası düşünceleriyle bir köşeye çekilmeyip tam aksine bütün bunları hayatın karşısında dimdik durarak hayatının merkezine yerleştirmesinde yatar.
Kitabı önemli kılan yönlerinden biri de Weil’in düşün dünyasında olup bitenleri, Weil’in deneyimlerinden ve somut örneklerinden yola çıkarak anlatmasıdır. Weil hem içinde yaşadığı toplumun hem de evrensel boyuttaki eşitsizliğe, sömürüye sadece teori aşamasında bırakmamıştır. Örneğin işçilerin çalışma şartlarını anlayabilmek adına fabrikalarda çalışmıştır, ağır sanayinin insan zihni ve bedeni üzerindeki etkisini bizzat tecrübe etmek için bu iş kolunda görev yapmıştır. Öğretmenliği bırakıp Alsthom ve Renault’nun fabrikalarında işçilerle aynı koşullar altında çalışmaya başlaması, fikriyatıyla hayatını birbirine eklemlemiştir.
Simone Weil için kendinden başkasının duygularını anlamak, o kişiye uzaktan bakmakla, mercek altına almakla olacak iş değildir. Dünyadaki adaletsizliği görmek ve göstermek istiyorsa, insan bununla yüzleşmek zorundadır. Weil bunu bir tercihten ziyade gerçeğin kendisi olarak görür. Garibanlığı, ezilmişliği, sömürü düzenini ekonomik bir soruna indirgemekle kalmaz, insan onurunun ve onun bu dünyadaki yerinin başkaları tarafından belirlenmesi biçiminde algılar ve bu yaranın üzerine gider. Weil’in İspanya İç Savaşı’na katılması da bunun bir başka örneğidir. Cephede yaşadığı kaza buraya kadar anlattıklarımın vücut bulmuş hâlidir.

Yazar Pétrement’in Weil’in hayatını anlatırken onu bir kahraman mertebesine çıkartmaması, yaşadığı çatışmayı, zamanla olgunlaşan katılığı, bazen anlaşılması zor davranışları, insanlarla kurmaya çalıştığı ilişkilerin de sekteye uğramasını olduğu gibi anlatması, Weil’i sadece fikirleriyle öne çıkan bir düşünür değil, kendi iç dünyasındaki büyük yarıklarla da baş etmeye çalışan bir insan olarak karşımıza koyar.
İkinci Dünya Savaşı, Weil’in yaşamındaki trajik sonun da başlangıcıdır. Fransa işgal edilince ülkesinden kaçmak zorunda kalır ve Londra’ya giderek Özgür Fransa hareketine katılır. Fakat işgal altındaki ülkesinin insanlarıyla kurduğu dayanışmanın sadece düşünsel düzlemde kalmasından rahatsızlık duyar. Sağlık sorunlarına aldırmadan kendi insanının daha iyi koşullarda yaşaması için hayatından ödün vermesi bir süre sonra ölümüne sebep olacaktır. Ve Simone Weil henüz 34 yaşındayken, 1943 yılında hayatını kaybeder.
Simone Pétrement’in 752 sayfalık hayli hacimli kitabı “Simone Weil’in Hayatı”, kronolojik bir biyografiden ziyade Weil’in düşüncesini, siyasi görüşünü, inanç arayışını ayrıntılarıyla ele alan, dostlarının, arkadaşlarının mektuplarıyla, yazışmalarıyla birleştirerek okura sunan gerçekçi bir izleğin peşinden giden kapsamlı bir çalışmadır.
Simone Pétrement, “Simone Weil’in Hayatı”nda, Weil’in yaşamını elle tutulur örneklerle anlatırken düşüncenin eylemle, vicdanın getirdiği sorumlulukla, inancın gerçek karşısındaki pozisyonuna da vurgu yaparak başka bir parantez daha açar. “Simone Weil’in Hayatı”, bir filozofun yaşam öyküsünden çok daha fazlasını barındıran, düşünceleriyle hayatını birbirinden ayırmayan, ezilenin derdini kendine dert edinen bir insanın, yaşamından vazgeçmek uğruna bitmek bilmeyen verdiği mücadelenin kanlı canlı bir örneğidir.

Burak Soyer
Gazeteciliğe 2005 yılında Radikal Gazetesi Kültür Sanat Servisi ve Kitap Eki’nde başladı. Şimdiye kadar Milliyet, Hürriyet, Hürriyet Kitap Sanat, BirGün, BirGün Pazar, BirGünKitap, Taraf, Cumhuriyet Pazar, T24, Gazete Duvar, sendika.org, solhaber.org’a, siyaset, edebiyat, müzik, sinema, tiyatro yazıları yazdı. Halen Gazete Pencere, Bianet, Gazete İkinci Yüzyıl ve OT dergisine kültür sanat, K24, Edebiyathaber.net, Oggito, Ne Okuyorum?, Ajandakolik, Mahal Dergi, Romanoku internet sitelerine de edebiyat yazıları yazıyor. 2017 yılında ilk kitabı Zıvana Doğan Kitap etiketiyle yayımlandı. Zıvana’nın devamı olanBuji de 2019 yılında aynı yayınevinden çıktı. Son romanı Ring ise, geçtiğimiz Eylül ayında Karakarga Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluştu. 2015 yılında Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun olan Burak Soyer, halen Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Sanat Tarihi bölümündeki eğitimine devam etmektedir.


