Close Menu
    Son Eklenenler

    Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

    Ekim 13, 2026

    SAYIM ÇINAR İLE KÜLTÜR SANAT TURU

    Ekim 13, 2026

    37. Ankara Film Festivali’nde Ulusal Kısa Film Yarışması jürisi açıklandı

    Ekim 12, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Salı, Ekim 13
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

      Ekim 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

      Ekim 13, 2026

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      Sıradan insanın bir “derbeder” olarak portresi

      Ekim 7, 2026

      Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

      Ekim 3, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      37. Ankara Film Festivali’nde Ulusal Kısa Film Yarışması jürisi açıklandı

      Ekim 12, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      Cennete 9 Tapınak: İnanç, aile ve ölüm arasında 9 durak

      Ekim 5, 2026

      Yalnızlar Rıhtımı restore edilmiş kopyasıyla beyazperdede

      Ekim 2, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kaş Tiyatro Günleri Likya’nın izinde beşinci kez perde açıyor

      Ekim 6, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

      Ekim 13, 2026

      SAYIM ÇINAR İLE KÜLTÜR SANAT TURU

      Ekim 13, 2026

      37. Ankara Film Festivali’nde Ulusal Kısa Film Yarışması jürisi açıklandı

      Ekim 12, 2026

      Cumhuriyet coşkusu Frig Vadisi’nde doğa yürüyüşüyle yaşanacak

      Ekim 12, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

      Ekim 13, 2026

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine
    Ezgi Aktaş

    Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

    Ekim 13, 2026Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Öyküleriyle tanınan Polat Özlüoğlu, ilk romanı Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar’da 12 Eylül darbesinin bedeninde ve belleğinde açtığı yaralarla yaşamaya çalışan Meşhur Kara’nın hikâyesini anlatıyor. İstanbul’da küçük bir peruk dükkânı işleten Meşhur, renkli perukların ardına gizlediği geçmişini geride bırakmaya çalışırken, genç Elmas’ın gelişiyle yıllardır susturduğu anılar yeniden canlanıyor. 2026 Erdal Öz Roman Ödülü’ne değer görülen romanı yazarı Özlüoğlu ile konuştuk.

    EZGİ AKTAŞ

    Darbe ve direniş hikâyeleri çoğunlukla erkeklerin belleği, tanıklığı ve mücadelesi üzerinden anlatılageldi. Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar 12 Eylül’ün yıkıcılığını Meşhur’un belleğinde ve iç dünyasında takip ediyor. Romanın sesini kadınlar üzerinden kurmanızın nedeni neydi?

    Bildiğiniz gibi erkekler kendi deneyim, tanıklık ve hesaplaşmalarını mağduriyet üzerinden uzun yıllar yazdılar edebiyatımızda. Kadınlara dair çok az şey anlatıldı darbe sonrası kitaplarda. Hatta kadınlar yaşadıklarını sakladılar, anlatmadılar, utandılar, belki korktular ve dillendirilmediler çok fazla. Elbette birkaç tane roman, öykü ya da anı kitabı var ama yeterli değil. Devrimci mücadele içinde yer alan kadınların yaşadığı zorluklar, kayıplar ve direnişler, gözaltı, işkence ve tutukluluk halleri, hapisten çıktıktan sonraki yalnızlık, tutunamama ve kaybediş hikâyeleri kurmaca içerisinde layıkıyla anlatılmadı. Daha önce kaleme aldığım öykü kitaplarında da genellikle kahramanlarım hep kadın ve çocuklar olmuştur. Dolayısıyla kadın bakışından, dilinden, yüreğinden anlatmanın önemini her zaman gözetmişimdir. 12 Eylül’ün yakıcı sonuçlarını, adaletsizlik, haksızlık ve karanlığını bir kadının yaşadığı deneyim üzerinden hikâye etmek benim için önemliydi. Romanın çıkış noktası zaten bir kadının mücadele ve direniş haliydi.

    Neşeyi olduğu kadar acıyı da paylaşalım

    Meşhur’un hayatında kadınların yeri büyük; Mü, kimsesizler yurdunda ona kol kanat geriyor, sığınacak bir ev veriyor, anneliği ve aidiyeti hissettiriyor. Madam Eleni, yaşadığı yıkımın ardından Meşhur’a bir peruk dükkânı bırakıyor ve yeni bir hayat kurmasına vesile oluyor. Sonra bir gün karşısına Elmas çıkıyor, bu defa Meşhur genç kıza şefkatle yaklaşıyor, acısını hafifletmeye çabalıyor. Bu kadın dayanışmasını ve aralarındaki sevgi bağını romanın merkezine yerleştirmek neden bu kadar önemliydi?

    Kadınların bu dünyayı ve düzeni değiştireceğine dair inancım her daim var. Romandaki kadınlar da bir dayanışma, yardımlaşma ve umut kaynağı oluyorlar birbirleri için. Kadın kadının yurdudur deyiminin ışığında Meşhur’a dokunan ve ayrıca Meşhur’un dokunduğu kadınlar romanın ana ekseninde önemli bir sevgi birlikteliğini ve güç bağını imliyor. Hayat tüm zorluklarına, tehlikelerine, karanlıklarına ve yoksunluklarına rağmen her zaman paylaşım ve ortaklık duygusu ile değer kazanıyor, sadece mutluluk ve neşeyi değil acıyı, kaybı, yası paylaşmanın önemine inanıyorum. Çağımızda dayatılan mutlu olma rehberlerine, reçetelerine inat acının, yalnızlığın, hüznün, kederin ve sessizliklerin de kıymetine inanıyorum. Mutsuzluktan kaçmaktan başka bir gayesi olmayan insanlar ordusuna dönüşmekteyiz maalesef. Tek yaptığımız şey gözlerimizi, kulaklarımızı ve kalbimizi her türlü olumsuzluğa kapatmak. Yapay dünyalar yaratmaya çalışıyoruz. Sahte bir mutluluk peşindeyiz. Duygudan yoksun, başkasının acısına sağır ve kör, bireysel, bencil bir dünya. Çağın, düzenin istediği de bu değil mi? Bunu kırmak gerektiğini düşünüyorum. Neşeyi olduğu kadar acıyı da paylaşalım.

    Hayalimde okumak istediğim romanı yazdım

    Romanda lineer kurgunun dışına çıkıyor, hikâyeyi Meşhur’un belleğinin izinden geçmişle bugün arasında gidip gelerek anlatıyorsunuz. Bu yazar olarak size nasıl bir anlatım alanı açtı?

    Açıkçası klasik anlatımın dışında romanın pek çok anlatı formlarını bir arada kullanabileceğiniz deneysel bir yapısı var. Öyküde anlatı tek anlatı formunun içine sıkışırken romanda istediğiniz teknikleri kurgunun içine dahil edebilirsiniz. Dolayısıyla Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar’da sadece üçüncü tekil şahıs anlatımı yerine birinci tekil anlatıya, paralel kurguya, geri dönüşlere, hatırlayışlara ve hatta külliyata dair çok farklı anlatı formlarına başvuruldu. Bu hikâyeye renk, zenginlik ve güç kattı. Hayalimde okumak istediğim romanı yazma fırsatını buldum diyebilirim açıkçası.

    Kötülüğün sıradanlığı kavramını yeniden düşünmemiz gerekiyor

    İşkence bölümlerinde farklı bir dil tercihi görüyoruz; romandaki diğer bütün karakterleri dışarıdan bir anlatıcı aktarırken, yalnızca biri bunun dışında kalıyor: İşkence faili. Burada anlatıcı değişiyor, işkence odasında olan biten tüm o onursuzluğu işkencecinin bizzat kendisinden, “ben” diliyle dinliyoruz. Bunun okur üzerinde nasıl bir etki, fark ediş yaratmasını arzu ettiniz?

    Açıkçası romana başlamadan önce emin olduğum tek şey işkenceyi mağdurun ağzından anlatmayacağımdı. Okuduğum kurmacaların, tanıklık edebiyatının ya da otobiyografilerin neredeyse tamamında mağdurun ağzından, bakışından anlatılıyor bu bölümler. Ancak bu romanda bunu ters yüz etmek, öyle kötü şeyler yapan bir insanın aslında sokaktaki, sıradan birisinden farkı olmadığını, onların da gündelik hayatlarında annesi, evladı, sevdikleri birileri, bir ailesi olduğunu, sıradan bir yaşamı idame ettirdiklerini, kötülüklerini, karanlıklarını, yüreklerinin katılığını çok güzel sakladıklarını, maskeler taktıklarını anlatmak istedim. Bu işkence sahnelerini failin ağzından okuyunca kötülüğün sıradanlığı kavramını yeniden düşünmemiz gerekeceğini fark ettim.

    Mağdurun ve failin seslerini aynı anlatıda buluşturmak romana nasıl bir katman ekledi?

    Kötülerin, faillerin yerine kendimizi koyamayacağımızı, onlar gibi düşünüp onlar gibi olamayacağımızı daha keskin çizgilerle idrak ettirdiğini düşünüyorum bu iki anlatı şeklinin karşılıklı kullanılması ile. Hayatın karanlığı ve aydınlığını yeniden düşünmek, iyiliği ve kötülüğü yeniden tartmak için mağdur ve fail seslerinin karşılıklı anlatılması gerekliydi. Katman olarak çok sesli bir anlatıya olanak tanıdı.

    Bu acılar sadece bu coğrafyaya ait değil

    “Külliyat” adı verilen bölümlerde, Meşhur Kara’nın çevirdiği ve ortak konusu “işkence” olan kitaplara dair eleştiriler okuyoruz. Bu metinler Meşhur’un hikâyesini nasıl tamamladı?

    Meşhur’un yaşadığı kötü deneyimlerde, aldığı kapanmayan yaralarda, acıda, yasta ve kayıpta yalnız olmadığının altını çizdiğini düşünüyorum. Bu acıların sadece bu coğrafyaya ait olmadığını, dünyanın herhangi başka bir yerinde de insanların aynı kötülüklere, tehlikelere ve haksızlıklara maruz kaldığını, aynı mücadeleleri verdiğini, aynı direnişlerde bulunduğunun idrakini sağladı. Meşhur yeryüzünün her santimetresinde çağlar boyunca insan evladının çektiği benzer acıları, yaşadığı benzer kötülükleri ve benzer deneyimleri paylaştığını tecrübe ediyor.

    Meşhur’un içindeki kızlar ona hem yoldaş hem kâhin oluyor

    “Meşhur’un içindeki kızlar”ı, birdenbire belirip ayrı telden konuşmalarını çok sevdim. Belki de benim içimde de böyle gevezelerin olmasındandır… Meşhur’un anlatmakta zorlandığı ya da kendisinden bile sakladığı şeyleri mi dile getiriyor bu kızlar?

    Aslında hepimizin içinde pek çok ses var. Bazen aile, bazen komşular, bazen elalem, bazen tabular, bazen gelenek ve görenekler, bazen eril dünya içimizde duyduğumuz o seslere şekil veriyor. Bazılarının sesi daha gür bazılarının sesi daha kısık. Bazılarımız o sesleri bastırıyor, bazılarımız ise o seslere teslim oluyor. Meşhur’un içindeki sesler/kızlar ise onun hayatının odak noktasına yerleşiyor. İşkencede çözülmemek için suskunluğu seçen, kendi içine kapanan, kendi içindeki kızlara, seslere kulak veren bir kadın Meşhur. Gönüllü olarak dilsizliğe sığınıp kendi kendine konuşmaya başladı. Daha sonra hayatına devam etmeye kalktığında da korkularının, kuşkularının, tedirginliklerinin sesi haline geliyor kızlar. Hayatın gizli saklı yoksunluk ve yalnızlığıyla mücadelesinde ona hem yoldaş hem Kassandra misali geleceğe dair tahminler yürüten kâhin oluyor.

    Edebiyat, yaraları ve yasımızı diri tutmak için var

    İşkencecilerin karanlık odalardan çıkıp hiçbir şey olmamışçasına gündelik hayata karışması, adaletin bir türlü yerini bulamaması gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor. Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar romanını bir tür yüzleşme çağrısı olarak okuyabilir miyiz?

    Romanı istediğimiz şekillerde okuyabiliriz, bu okurun kendi deneyim, dünya görüşü ve bakışına bağlıdır. Elbette failler yargılanmadı bu topraklarda, bir ceza almadı, sokaklara salınıp aramıza karıştılar. Belki komşumuz oldular, belki yolda yanımızdan geçtiler, belki maskelerini hiç çıkarmadılar. İşkencede sakat kalan, kendine gelemeyen, kaybolan, ölen onlarca, yüzlerce canın yası hâlâ tutuluyor, hâlâ evlatlarının kemiklerini, mezarını arayan anneler, babalar var bu memlekette. Acıların en büyüğünü yaşadık biz toplum olarak yeryüzünde tıpkı Latin ülkelerinde ya da Afrika ülkelerinde olduğu gibi hem de devlet eliyle, zorla, cebren ve hileyle. Yüzleşebildik mi, hesaplaşabildik mi, cezalandırabildik mi? Hayır. Yaralarımız kapanmadı maalesef. Edebiyat işte bu yaraları, kayıpları, yasımızı diri tutmak, unutturmamak için var.

    Toplumsal belleğimizi okuyarak, yazarak, direnerek diri tutmalıyız

    “Sadece oradayken değil oradan çıktıktan sonra da devam etmişti bu dışlanma. Hepsi fişlenmişti. Bütün hepsi suçlanmış, yargılanmış, ceza almış öyle ya da böyle damgalanmışlardı. Devlet eliyle küstahça ondan aldıkları buydu. Oradan çıktıktan sonra Meşhur ve onun gibiler başka bir dünyada hayatta kalmaya mahkûm edilmişti. Ne döndükleri şehirler eskisiydi ne bıraktıkları insanlar aynı. Her şey unutulmuş, unutturulmuş, üstü örtülmüş, davalar kapatılmıştı. Zaman değişmişti. Kimse ne acılarına ortaktı ne kayıplarına artık. Kimsenin umurunda değillerdi.”

    Bunlar Meşhur’un işkencecisinin kim olduğundan emin olduktan sonra aklından geçenler. “Kaçamazdı. Yüzleşme hiçbir zaman olmayacaktı. Hesaplaşma diye bir şey yoktu.” Sizce geçmişin travmalarından, ağırlığından kurtulabilir miyiz? Romanın finali Meşhur açısından bir umut içeriyor, peki bir toplum için bu hafifleme nasıl mümkün olabilir? Türkiye’nin geçmişindeki yüklerle yüzleşme ihtimaline dair umut var mı?

    Umut her zaman olmalı yoksa niye kalemi elime alıp yazıyorum diye soruyorum kendime çoğu zaman. Umutsuzlukla dünyanın kötülüğüne, zorbalığına, karanlığına katlanmak zor gelir diye düşünüyorum. Yazar olarak, insan olarak, nefes alan bir canlı olarak her zaman yarına dair umudum var. Bu yapılan kötülükler her zaman hatırlanacak, haksızlıklar, adaletsizlikler unutulmayacak, tıpkı iyiliklerin unutulmayacağı gibi. Güzel günler göreceğimizi düşünüyorum bu coğrafyada yaşayan biri olarak. Toplum olarak dayanışma içinde olursak ancak aydınlıklara çıkabileceğimizi düşünüyorum. Toplumsal belleğimizi okuyarak, yazarak, direnerek her zaman diri tutmalıyız.

    Erdal Öz edebiyatına çok yakın hissediyorum

    Erdal Öz Roman Ödülü’ne değer görüldünüz. Erdal Öz, 12 Mart döneminde yaşanan işkenceleri, baskıyı ve insanın devlet şiddeti karşısındaki kırılmasını aktarıyordu romanlarında. Erdal Öz adına verilen böyle bir ödülü almak size neler hissettirdi?

    Erdal Öz’ün yazdıklarını okuyan, düşüncelerine ortak olan, devrim inancına bağlanmış, mücadelesini ve hayat gailesini takip etmiş biri olarak gurur duydum. Toplumsal belleğimizin en güçlü temsilcilerinden biri olan Erdal Öz’ün hem insani yanı hem edebiyatımızdaki kıymeti hem de devrimci mücadele içindeki yeri bakımından her zaman takdir ettiğim ve sevdiğim bir rol model olmuştur. Edebiyat eserlerinde devlet yoluyla yapılan baskıya, şiddete ve kötülüğe karşı devrimci mücadele içinde yer almış insanları, bireysel ve toplumsal hafızayı, tanıklığı ve insanın önemini ortaya koyan bir yazar olarak her daim örnek olmuştur. Hem yayıncılık hem yazarlık hikâyesi ile onun gücünü, vizyonunu ve değerini her daim hatırlayacağımızı biliyorum. Erdal Öz edebiyatına çok yakın hissettiğim için kendi yazarlık serüvenimi, bu ödüle layık görülmek ayrıca mutlu etti beni. Teşekkür ederim.

    12 Eylül Darbesi bellek darbe romanları direniş Erdal Öz Roman Ödülü geçmişle yüzleşme ilk roman işkence kadın dayanışması Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar Meşhur Kara Polat Özlüoğlu siyasi baskı toplumsal hafıza Türk edebiyatı

    Related Posts

    SAYIM ÇINAR İLE KÜLTÜR SANAT TURU

    Ekim 13, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    Melek Toksoy M.’nin ilk romanı okurla buluştu: Yüksek Merdivenler

    Ekim 12, 2026 Edebiyat

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026 Edebiyat

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026 Manşet 2
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

    Ekim 13, 2026 Ezgi Aktaş

    Öyküleriyle tanınan Polat Özlüoğlu, ilk romanı Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar’da 12 Eylül darbesinin bedeninde ve…

    SAYIM ÇINAR İLE KÜLTÜR SANAT TURU

    Ekim 13, 2026

    37. Ankara Film Festivali’nde Ulusal Kısa Film Yarışması jürisi açıklandı

    Ekim 12, 2026

    Cumhuriyet coşkusu Frig Vadisi’nde doğa yürüyüşüyle yaşanacak

    Ekim 12, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    İRADENİN SÜRGÜNÜ

    Temmuz 1, 2026 Sevin Bayrı

    MEN DAKKA DUKKA

    Mayıs 1, 2025 İsmail Akman

    Stefan Zweig’ın kaleminden sonsuz bir aşk hikayesi…

    Nisan 24, 2024 Edebiyat
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

    Ekim 13, 2026

    SAYIM ÇINAR İLE KÜLTÜR SANAT TURU

    Ekim 13, 2026

    37. Ankara Film Festivali’nde Ulusal Kısa Film Yarışması jürisi açıklandı

    Ekim 12, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.