Close Menu
    Son Eklenenler

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Ekim 12
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

      Ekim 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      Sıradan insanın bir “derbeder” olarak portresi

      Ekim 7, 2026

      Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

      Ekim 3, 2026

      Kıraathane Kitap Şenliği 8. yaşında

      Ekim 2, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      Cennete 9 Tapınak: İnanç, aile ve ölüm arasında 9 durak

      Ekim 5, 2026

      Yalnızlar Rıhtımı restore edilmiş kopyasıyla beyazperdede

      Ekim 2, 2026

      İki Dünyanın Prometheus’ları: Ateşin, Bilginin ve Isdırabın Sinematik Silsilesi

      Eylül 18, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kaş Tiyatro Günleri Likya’nın izinde beşinci kez perde açıyor

      Ekim 6, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026

      BİR REPLİKANTLA HAYATIN ANLAMINI ARAMAK

      Ekim 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » BEDEL
    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    BEDEL

    Kasım 1, 2025Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Dilek Tanık

    Orada köşede duruyorlardı. Çocukluğumun dikenli telleri. Ben yaklaştıkça, onların sıcağına sığınmak istedikçe yararlardı; dikenleri görünen, görünmeyen yerlerimi. Hastaymış, babam olacak o adam. Helallik istermiş benden. Af dilermiş ikisi de. Ben bilirim o af dilemeleri; hep peşinden bir şey gelir. Almıyor muyum açlıktan kokan nefeslerini? Fırsatçılar! Çocukken zayıflığımdan faydalanıp hayata dair her türlü negatifliklerini üstüme kustular. Şimdi de boktan giden hayatlarının faturasını bana ödetmek gibi bir arzu okuyorum gözlerinden.

    ​Bu hayattan öğrendiğim bir şey varsa, o da ruhun karanlık tarafa geçmişse eğer dünya ne yaparsan yap senin için karanlık bir diyar. Böyle insanların hayatının güzel olma şansı var mıdır? O kadar kötülükten beslenince insanca yaşamak mümkün müdür? Körler sanki, simsiyah bir duvak var yüzlerinde ve onu açıp renkleri gösterecek sevgi dolu bir damat yok etraflarında. Bunlar gibilerin çevrelerindeki insanlar da kendilerine benziyor. Muhitleri, evleri, sokakları, hatta oturdukları mahalledeki hava durumu bile kendilerini bire bir yansıtıyor. Güneş düşmez böylelerin caddelerine. Karafatma gibi, yeraltına yakın yaşamaya mahkûmlardır. Amaç yaşamak değil çünkü, doğduğu günün kan davasını gütmek.

    ​Aralıksız her gün bekliyorlar beni. Tek amaçları beni yıldırmak. Belki utanırım da kucak açarım ikisine.

    ​”Zeynep, hele bir dur kızım!” Nefret ediyorum bu sesten.

    “Zeynep!”

    ​”Zeynep değil, Leyla benim ismim. Burada durmanızdan çok sıkıldım. Bekleyişiniz boşuna. Ne bu dünyada ne öteki dünyada… Değil hakkımı helal etmek size, ateşinizi yakan çakmak, kibrit ne varsa o olmak isterim. Artık yok o çaresiz kız karşınızda. Eğer yarın da sizi burada görürsem polis çağıracağım. Üstümde buldukları o izlerin kaydı duruyordur hâlâ bir dosyada. O zaman beni geri verirler diye isminizi vermek istemedim ama şimdi hiç çekinmem. Şu an vermeme sebebim de belki hapiste size kaza eseri iyi bakarlar diye. Böyle sürünmeniz beni dünyanın bir adaleti olduğuna inandırıyor. Çok acı çekin lütfen. Canınız çok yansın. Bu dünyada da cayır cayır yanın.”

    ​Eski benliği peydah olmuştu bir anda suratında. O tanıdığım adi herif çıkmıştı gün yüzüne.

    “Seni küç…”

    ​”Orada bir durun bakalım! Defolun gidin buradan, beni daha fazla zorlamayın.”

    Neden sizli bizli konuşuyordum ki? Aşağılık herif yüzünden. Bu konuşma tarzını herkesle arama bir mesafe koymak için alışkanlık haline getirmiştim. Beni hem doğduğum yerden farklı birisi yapıyordu hem de insanlarla arama bir mesafe koyuyordu. Bir sınır çizgisi gibi… Ama bu… Nasıl adlandırabilirim? Gerçekten bilemiyorum. Beni eski fabrika ayarlarıma geri getirmek için çok çaba harcıyordu.

    ”Artık o çeneni de kapat. O sesine tahammülüm yok, o yüzden defolun gidin buradan. Benden size fayda yok. Ağzımı mı bozayım!”

    ​İçimdeki öfkeye engel olamıyordum. Onlara benzeyen bir yanım olmasından ölürcesine korkmama rağmen.

    Sanki tebeşirle kara tahtanın üstünde sürterek çıkarılan o sese verilen tepki gibi bir his yaratıyordu baba dediğim o bok çuvalının sesi. Arkamı dönüp gitmeye yeltendim. Elimi tutmaya çalıştı. Yüzümdeki ifadem bir şeyler anlatmış olmalı ki geri çekildi korkarak. Ve ben hareket ettim. Durmuyorum, durmayacağım. Zaten anneme gösterdiğim o kısa anlık zaaflık getirdi onları peşimden. Sadece görsünler istedim, nasıl o çukurdan çıktığımı. Utansınlar istedim biraz olsun. Ama unutmuşum, insan olanlar böyle duyguları taşır içlerinde; olmayanlar bunlar gibi işte…

    ​Nasıl da her gece bu ses irkilmeme sebep olurdu. Oysaki ne kadar zavallıymış karşımdaki. Ama o zamanlar sadece dayakla biten günlerim bir zaferdi. Çünkü dayakla gelen acı zamanla geçerdi. Asıl sessizlikte olanlar, bedenimin, aklımın, ruhumun ayrılmasına sebebiyet verirdi. Zamanla yolculuğun bir yerlerinde bu üçü hemfikir olmaktan vazgeçmişti zaten. Olayları yorumlamaktansa kabul etmeyi yeğlemişlerdi. Susmuştu, susturmuştu içimdeki, dışımdaki sesleri; tüm yapılanlar.

    ​Çocukluğumu yeterince ele geçirmediler sanki. Şimdi de eşek gibi sırtıma binip kendilerini baktıracaklar akılları sıra. Onları böyle görenler de beni yargılıyor: “Ne yapmış bu insancıklar?”

    Ben anlatamam, anlatıp bir daha yaşayamam o günleri. Sadece yazmak ruhumun akıl sağlığının anahtarı. Yine kurduğum bu düzeni parçalayacaklar diye korkmam çok garip değil mi? Odamdaki kalem kâğıda birkaç satır dökmeden çalışmaya başlayamam. Bir şekilde kelimeler yatıştırıyordu beni. 

    Sen sarılınca tüm acılarım geçecek mi sandın?
    Affedeceğim seni, öyle mi?
    Helallik demek ki?
    Nasıl yani? Bir de utanmadan!
    Açtığın yaraları kapatabildi mi zaman?
    Öyle yaralı, bereli görünen bir şey değildi de üstelik…
    Görünmeyen yerler daha bir çizik çizik.
    Kanatırken iyi idik,
    Eğleniyor gibiydik,
    Kusunca hayatın tüm öfkesini üstüme,
    Nasıl da rahat rahat mışıl mışıl uykuya geçerdik!
    Oysaki korku içinde yan odadan gelen horultuyla irkilirken ben,
    “Sensiz bir güne uyanmak nasıl olurdu acaba?” diye
    Düşünürdüm, üzüntüyle cebelleşirken.
    Sonra yine sana sığınırdım,
    Derdim ki: “İçine doğdum, bildiğim yer cehennemse,
    Kim bilir ya bilmediğim koca dünya nasıl da öcüleriyle nöbet bekliyordur, düşmem için ağına.”
    Tanımlamaya bile yetmezdi kötülükleri kelimelerim; en nihayetinde çocuktu daha tüm zihniyetim.
    Masumiyetin hamuruydu yüreğim.
    Yoğurdun, yoğurdun,
    Yorgun ettin.
    Yoğurdun, yoğurdun, hasta ettin.
    Yine de derdim, ekrandan dünyayı gördüğüm o uzunca, korku içinde geçen zamanlarda:
    Ağlayan, bağıran hep canı yanan çocuklar ve
    Kan vardı, onları koruması gereken herkesin ellerinde… Kan…
    Demek ki yer yoktu yeryüzünde senin benim gibi çocuklara.
    Büyümek gerekliydi hem de öyle bir anda.
    Sevmiyordu dünya masumiyeti.
    Kirletmekti en büyük meziyeti.
    Kirletmekti korunmayanı, zaten her yanı yara bere içinde lime lime ortalıkta sahipsiz dolananı.
    “Kurtlukta düşeni yemek kanundur,” demişti Kemal Tahir.
    Kim derdi ki korunmayan çocukların kaderi düşmekti…

    ​Aklımdan çıkmıyor insanların bana bakışı. Sanki her şey benim suçummuş gibi. “Hayırsız evlat” damgası tokat gibi. Bir onlar eksikti zaten. Kimse bilmiyor ki ben o tokatları her gün yedim öyle lafın gelişine de değil üstelik fiilen.

    Bazen “Bu bir kâbustu,” diyorum ve “sen uyandın.” Sonra orada köşede görüyorum ikisini, aç köpekler gibi. Kan beynime sıçrıyor. Diyorum ki: “Çek, vur şu ikisini.” Sonra da diyorum ki kendi kendime: “Bu sefilliklerini izlemek de güzel.” Sonra silmek istiyorum aklımdaki tüm bu kötü düşünceleri. Ya birlikte düşersek cehennem denen o çukura? Cennet olmasa olur ama cehennem olsun Allah’ım, ne olursun olsun! Çünkü eğer bir cehennem yoksa bu ikisine ne olacak? Böyle mi bitecek hikâyeleri? Cayır cayır yanmalılar! Cehennemin ateşi bu ikisi için harlanmıyorsa kimin için harlanıyor bilmek isterim.

    Her gün ​tüm olanları tekrar yaşıyorum bu ikisi yüzünden. Cezamın sonu yok gibi sanki kurbanlık bir koyun gibi dağladılar ruhuma adlarını. İki manyak sevişip bebek sahibi oldukları için çekilen onca işkence… Kendi çığlıklarım kulaklarımda, yalvarmalarım, sonra sessiz çektirilen işkenceler… “Yapma lütfen…”

    ​Ama kafam düşüncelerden, anılardan, tekrardan hatırlananlardan şelale. İçtiğim onca ilaç etki etmiyor. Duygu durumum titrek, korkak. Ya hepsi bir rüya ise ve ben tekrar o evde uyanırsam? Bir kere gücüm yetti o evden çıkmaya. Tek şansım vardı ve ben o şansı kullandım. Kaçtım, hiç kimseye ismimi söylemedim. Yolda buldular beni yara bere içinde, her yanımda yaşadıklarımın harita misali izleri. Ne dediyseler ikna edemediler, vermedim isimlerini. Ya beni geri alırlarsa diye korktum. Gözümde o kadar büyütmüştüm ki onları, herkes ben gibi korkar sanmıştım onlardan. Çocuk Esirgeme Kurumu’na yerleştirdiler beni, adımı Leyla koydular. Zeynep öldü, Leyla doğdu.

    ​Beni aradılar mı bilmiyorum, sanırım aramaya korkmuşlardır. Tek bir hatam oldu bunca yıl içinde: Geriye dönmek. Aklıma takıldılar. Aslında görmek istediğim manzara buydu: Sefillikleri. İlahi adaletin tecellisi. Anne denilen o karafatma tanıdı beni. “Zeynep” diye seslendi ve ben ona baktım, ona doğru yürüdüm, emrini yerine getirmek için amade bir köle gibi. “Yaşıyor musun sen? Çok iyi görünüyorsun kızım. Çok aradık seni ama nafile.” Hipnozdan kurtulana kadar her şeyimi öğrenmişlerdir zaten. Bundan sonrası her gün taciz ama başka türlüsü bu sefer.

    ​Artık orada değilsin. Unutma bunu. Silme aklından. Korkmana gerek yok. Sadece soluklan, nefes al, nefes ver. Ele geçirmesine izin verme seni. Sana ulaşmak imkânsız. Zaman farklı, mekân farklı. Sana dokunmaları imkânsız. Artık o zayıf yaratık yok ki karşılarında. Tek var olan, ruhundaki parmak izleri. Faili meçhul bir cinayetin eseri gibi. Unutma, zihnin oynuyor, sanki oradaymışsın gibi bu oyunları. Affedip Allah’a havale etmeyi düşünsen, belki kurtulursun. Ne dersin? Unutmak mümkün mü ki? Kendine gel…

    ​Boğuluyorum, nef… nefessss almak imkânsız… Hep bir kuytuda bekliyorlar beni. Karabasanlar. Öyle en kötü anımda çökseler üstüme, hazırlıklı olurdum en azından. Çok gördüm öyle gündüzleri, geceleri; hazırlıklıydım o zamanlarda olacak olanlara ama ne yazık ki şu anda en güzel anımda diz dize oturmak istiyorlar benimle. İstiyorlar ki tasasız bir günümde, mutluluğa en yakın olduğum dilimde, soframda, uykumda bana katılsınlar. Sanki mutluluğumun hapishanesinin gardiyanları anılarım. Öyle bir yere kilitlediler ki içimdeki çocuğun neşesini artık yetişkin olarak bulunması imkânsız gibi.

    ​Garip olan, soluksuz olanın bedenim değil de ruhumun olması. Demek ki insanın ruhunun da soluk almaya ihtiyacı varmış diye düşünmeden edemiyor insan. Sadece yara bere içinde olan beden değilmiş, ruhun da yara beresi olurmuş. Kapanmayan, kabuk bağlamayan, solmayan yaralarla bir ömür geçirmek. Ruhun dağlanmışlığını dindirmek, iyileştirmek için bir antibiyotik bile icat edilmemiş olması ne kadar acı. Tek bildikleri acıları uyuşturucu ile dindirmek.

    ​Oysaki korumak mümkündü beni. Bir duvar ötedeydim. Mahalleli duymuyor muydu hiç sesleri? Peki, görmüyor muydunuz hiç üstümdeki izleri? Beden, izler yoksa unutuyormuş tüm olanları. Yaralar kabuk bağlıyor, sonra soyuluyormuş, sonradan soluyormuş. Bazen ufak bir iz kalıyormuş geride, bembeyaz. Beden an gibi yaşıyormuş gibi geliyor hayatı ve hesabını kapatabiliyor yaşadıklarının. Ama ya yirmi bir gramlık ruhum, nasıl da kalıyor tonlarca yükün altında? Omuzlarında yük olmayan insanları görüyorum; sanki kumların üstündeki ayak izleri bile benim kadar derin değil. Beni böyle bir hikâyenin başrolü yapan, onları pas geçmiş gibi bir hayat.

    ​Ama neden? Belki de içimdeki şairin uyanışı için gerekli tüm bu olanlar, ne dersin? Keşke yatıp zıbarsaydı o şair ama uyumuyor işte, yazmaktan başka bir şey yok aklında. Sanki günah çıkarma ayini ruhunun. Sadece acılarından doğan kelimeler var. Yazmasam ne olurdu bilmiyorum, inan. Yazdıkça iyileşiyor tüm benliğim.


    dilek tanık kabuk öykü suare öyküler

    Related Posts

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026 Edebiyat

    DEKADANS

    Ekim 1, 2026 Arzu Kurt

    MIH

    Ekim 1, 2026 Benan Bilek

    İKİ KÜÇÜREK:TOPRAĞIN SAÇLARI & ALTIN KÜPELİ

    Ekim 1, 2026 Demet Çaltepe
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026 Edebiyat

    Yazar Tuba Ayşe Özgür’ün, fotoğraf sanatçısı Nihal Gündüz’ün fotoğraflarıyla yer aldığı yeni kitabı Kırık Yansımalar üzerine İstanbul…

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026

    2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

    Ekim 8, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    İMDAT POLİS

    Mayıs 1, 2026 Betül Çakıroğlu

    Beril Bozdoğan’ın ilk romanı raflarda yerini aldı

    Ekim 5, 2023 Beril Bozdoğan

    Booky Kitabevi: Bir insan, butik bir kitabevi, kocaman bir topluluk

    Haziran 22, 2025 Betül Çakıroğlu
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.