Alev Toparlı
Alelade bir günün sabahıydı. Yataktan kalkılmış, kahvaltı hazırlanmış, çocukların okul için beslenmeleri çantalarına konmuştu. Sonbaharın son ayı olmasına rağmen pastırma sıcakları bastırmıştı, daha sabahın erken saatinde bunaltıcı bir hâl almıştı. Kadının koşturmaktan her yeri yapış yapış olmuştu. Nihayet herkes evden gidince azıcık soluklanmak, kendine bir kahve yapmak için mutfağa gitti. Önce kahvaltı sofrasına baktı. Evin beyi işe aceleyle çıkmış, giderken de çayını yarım bırakmıştı. Soğumuş çayı lavaboya döktü. Sofrayı topladı, kahvaltılıkları buzdolabına yerleştirdi. Her günkü rutin işlerini bitirdi. Kadın bilmiyordu, aslında rutin güzeldi.
Televizyon açıktı, haber programında sunucu havanın nem durumunu veriyor, şiddetli yağmur beklendiğini söylüyordu. Cezveyi ocağa koydu, iki kaşık kahve attı, büyük bir fincanla suyu ölçüp cezveye doldurdu ve ocağın altını açtı. Kahve pişerken içini saran sıkıntının havadaki nemden olduğunu düşünüp pencereyi açmaya gitti. Sıkıcı hava bastıkça basıyordu, içindeki sıkıntıya ekleniyordu. Kahveyi hatırladı, geri döndü, ocağın altını kapattı. Kahve kabarmıştı. Hava da kararmıştı. Sonra bir uğultu oldu, yer sarsılmaya başladı, kadın tutunacak bir yer aradı, elini tezgâha uzatıp ayakta durmaya çalıştı. Donmuştu sanki. Hareket etmesi gerektiğini biliyor ama hareket edemiyordu. Her şey donmuş gibi gelmişti kadına, hâlbuki her yer sallanıyordu. Şangırtılar duyuldu, bir şeyler devrildi, gök gürledi. Açık olan televizyonun sesi kesildi. Uzaklardan bir yerden bağırışlar geliyordu. Kadın ne bir adım atabildi ne de olduğu yerde sabit durabildi. Sadece tezgâhı tuttu. Sanki bir asır tezgâha tutunmuş gibi elleri ağrıdı. Aklına okula gönderdiği evlatları, işe gönderdiği eşi geldi, ayakları hareket etti. Üzerindeki pijamasını çıkartmak için yatak odasına gitti, yerdeki cam parçaları terliklerinin altında ezilirken yatak odasında yere düşen kıyafetlerin içerisinden eski bir pantolon alıp üzerine geçirdi. Çantasını bulamadı. Kargaşa ve korkudan odaya bir iki defa gitti geldi, sonunda çantasını buldu. Anahtarını kapıdan çıkardı ve ayağındaki ev terlikleriyle merdivenleri inmeye başladı. Elektrikler kesikti. Merdiveni inen komşular hiçbir şey söylemediler. Karanlıkta merdivenden inen ayakların tıkırtıları ve ağlayan çocuk sesleri vardı. Kendi derdiyle merdivenleri indi. Kapıdan çıkarken yağmur yüzüne şiddetiyle vuruyordu. Hava kararmış, garip bir sis basmıştı. Nefes alırken göğsü sıkışıyordu. Sokak değişmişti, apartmanın karşısındaki bina yıkılmıştı. Yer yarılmış, yollar yer yer çökmüştü. Kadın gördükleri karşısında dehşete düşmüştü.
Terlikleri çamurlu sulara gire çıka koşuyordu. Aklında sadece çocukları vardı. Her gördüğü yıkıntıya üzüntüyle bakarken kendi derdine düşmüş her insan gibi sadece koştu. Yolların nereye gittiğini bilemeden koştu. Sonunda önüne yıkıntılar çıkınca geriye döndü, çıkış yolu aradı. Kulaklarında bağırışlar, feryatlar vardı. Ana caddenin yönünü bulmaya çalıştı. Bulabildiği çıkıştan caddeye girdi. Sis daha da ağırlaştı, yollarda tepecikler oluşmuştu. Tepeciklerin etrafı insanlarla çevrilmiş, elleriyle topraktan bir şeyler çıkarıyorlardı. Bu adamlar ne yapıyorlar diye dikkat edince yerdeki mücevherleri gördü. İnsanlar birbirlerini ittirerek tepelerin etrafını sarmışlardı. Midesi bulanıyordu onlara bakarken. Gözünü kaçırmak istedi ama yapamadı. Bir adam yerde bulduğu değerli taşları topluyordu. Adamın yüzü dikkatini çekti. Yüzünün yarısı farklılaşmış, gözü beyazlaşmış, göremez olmuştu. Kulaklarında tıkaçlar vardı. Kucağındaki bebeğini yere bırakan bir kadın yerdeki cevherleri toplamaya çalışıyordu. Çocuk annesini çekiştiriyor, oradan ayrılmaları için zorluyordu. İnsanlar yıkıntılara bakmıyorlar, mücevherlerin derdine düşmüşlerdi. Havlayarak gelen köpek ilerideki yıkıntıya doğru koşup girintiden yavru bir köpek çıkardı. Birlikte koşturarak gittiler. Denizin dalga sesleri geliyordu. Biraz önce kesilen yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başladı. Hiç kimse kıpırdamadı, kimse kalkmadı. Mücevherleri toplama derdindeydi insanlar. Kadın onları izlerken hem ağlamaya hem de öğürmeye başladı. Sabah yediği her şeyi çıkarmak istiyordu. Kalbi acıyordu, ayaklarına ilk kez dikkat etti, ayaklarından kan sızıyordu. Acısına, etrafında gördüğü her şeye rağmen koşmaya devam etti. Kulaklarını bağıran insanlara tıkadı. İğrendiği görüntüden gözlerini kaçırdı. İleriden sular geliyordu. Kadın sulara doğru koşuyordu. Dalgalar önüne kattığı birikintileri sürükleyerek yükseliyordu. Kadın ayaklarının altındaki mücevherlere basarak dalgaya doğru koşuyordu.


