Hatice Güray
Seviyorum sabah rutinlerimi. Makinenin hazırım sesi ile eve dolan kahve kokusuyla uyanıyorum. Camın önünde beni karşılayan renk renk çiçeklerim günaydın diyorlar.
Sokak, aydınlanmaya başlayan gökyüzüyle birlikte uyanmaya başlıyor. Bizim bakkal kepenkleri açmış, Osman sepetiyle fırına doğru yola koyulmuş birazdan ekmekleri kapılara bırakacak. Birinin elinde evrak çantası, birinin sırtında bilgisayar çantası, herkes bir hikâyenin içinde rolünü alıyor.
Çıkıyorum evden.
Bu eve taşınırken en sevdiğim şey parka yakın olmasıydı. Ağaçlar beni davet ettiler. Bazen yürüyorum, bazen koşuyorum. Hep dinliyorum.
Yağmur damlalarıyla yürümek, toprağın kokusunu içime çekmek, sonbahar rüzgârı ile dans eden saçlarım…Konserlerine katıldığım orman serçeleri, iki ayağının üzerinde durup elindeki kestane ile bana gülümseyen sincap.
Yüzümü güldürüp günümü güzelleştirenler.
Dönüş yolumda, bankta oturan yaşlıca bir adam dikkatimi çekti. Aynı saatte, aynı bankta oturuyordu. Cebinden çıkardığı ekmek kırıntılarını atıyor, dallarda bekleyen serçeler tek tek geliyorlardı. Adamın yüzü donuktu, oturuyordu ama uzaklardaydı.
Her gördüğümde selam verdim. Bir sabah bankın diğer ucuna oturdum, ben de elimdeki ekmekleri kuşlara verdim. Sadece dönüp baktı. Bu böyle devam ederken, bir sabah dönüp yüzüme baktı. “Günaydın,” diye cevap verdi. Sonraki günler “Nasılsınız?”, “Buralarda mı oturuyorsunuz?” sorularıyla sohbete başladık.
Günler geçti, mevsimler değişti. O sabah üşümüştük ikimizde.
“Size sıcak bir şey ısmarlamama izin verir misiniz?” diye sordum.
Kafasıyla onayladı. Kahvelerimizi yudumlarken sohbetimiz koyulaştı.
“Neden kuşlara ekmek kırıntısı veriyorum biliyor musun?”
Çocukları olacağı zaman bu mahalleye taşınmışlar, parka yakın diye.
“En sevdiği şey oynadıktan sonra buradaki kuşlara ekmek vermekti.” Kelimeler boğazında düğümlenmişti, çözülemiyordu.
“Sonra…Oğlumuzu kaybettik.”
Bittiğinde ne diyeceğini düşünmeden, sarılıverdim. Öylece durdu önce, sonra sarıldı sıkıca.
“Aylar sonra serçelerin beklediğini hissettim. O günden beri her gün geliyorum, o da…her kuşla…”
Bir derin iç çekti.
Sabahları kuşlar artık bir başka görünüyordu.


