DENİZ GÜNEŞ
Sibel Kırcadere Uslu’nun kaleme aldığı, harcını bu toprakların mitolojisiyle, gelenekleriyle ören “Kehanetteki Çocuk” ve “Fırtınadaki Çocuk” serileri, gerek romanların içeriğindeki derinlik gerek de yazarın işlevsel diliyle fantastik edebiyatımızda yeni bir kapı aralıyor.

Çocuk ve gençlik edebiyatı, tıpkı yetişkin edebiyatında olduğu gibi okura sorular sordurmalı, kapağı kapattıktan sonra okurun aklında bir oyuncunun canlandıracağı karakter üzerinde çalışması gibi bir mesaiye tabi tutmalıdır. Fakat maalesef bizde çocuk ve gençlik kitapları belli kalıpların dışına çıkamıyor. Öğreticilik, evet bu alanda önemli bir unsur ama bunu “kafaya kakma” şeklinde yaptığınız zaman çocukların ve gençler üzerinde bir etki yaratma amacı varsa eğer; bu tam aksine genç okurları kitaptan uzaklaştırıyor ve okuma eylemini bir zaruriyete dönüştürüyor.
Genç yaştaki okurun zihninde kalıcı bir yer edinmek için çok katmanlı, onların hayal gücüne yetişebilecek nitelikte bir tema etrafında şekillenen kitapların etkisi kuşkusuz gözden kaçmıyor. Tıpkı Sibel KırcadereUslu’nun Mona Kitap etiketiyle yayımlanan “Kehanetteki Çocuk” ve “Fırtınadaki Çocuk”serisinde olduğu gibi. Sibel Kırcadere Uslu, 2023 yılında genç okurlarla buluşan “Kehanetteki Çocuk”ta, okuru, serinin kahramanı Suzan Orto’nun henüz doğmadan kendisini “Cehennem” adıyla anılan bir yerde, annesinin masallarıyla büyüdükten sonra bu masalların hiç ummadığı bir zamanda gerçeğe dönüşmesiyle beraber amansız bir hastalığın tebelleş olduğu iki dünyayı kurtarmak için ait olduğu yer olan “Ortoköy”e dönüşünün macerasını anlatıyordu. Macera dolu bu fantastik kurgu, köklerimizle yoğrularak Türk mitolojisinin belli başlı unsurlarıyla bezenirken diğer taraftan da Suzan’ın, yabancılaşma, kimlik arayışı, “yuva” kavramı üzerinde durarak bir arayış hikâyesine dönüşüyordu. Kırcadadere, yine Mona Kitap etiketiyle okuyucuyla buluşan serinin ikinci kitabı “Fırtınadaki Çocuk Suzan Orto”da ise kasvetli bir atmosferde okurla Suzan’ı, Ortoköy’deki akıl almaz bir fırtınanın önüne geçmek için atıldığı maceranın peşinden sürüklüyor.

“Fırtınadaki Çocuk”, Suzan’ın kendini ait olduğu yer olan Ortoköy’de, köylülerin de onu kalbine basıp yaşamı üzerine kafa patlatmasını konu ediyor. Ancak Ortoköy’ü alt üst eden, günlerce devam eden fırtınanın köyde tek “yabancı” Suzan’ın neden olduğu düşünülüyor.
Suzan bu defa yalnızca kendini bulmak için değil, hem köyü kurtarmak hem de yuva bellediği Ortoköy’e olan aidiyetini ispatlamak üzere her zaman korkulan bir yer olan Yasaklı Orman’a doğru daha sert bir maceraya atılıyor. Zira bu kez kendi korkularıyla da yüzleşme tehlikesini göze alarak, köylülerin onu “uğursuz” bir “öteki” olduğu gerçeğinin aksini ispatlamak yola çıkan Suzan’ın bu yeni hikâyesinde, yazar Sibel Kırcadere Uslu, daha felsefi bir yaklaşımla birey-toplum ilişkisini fırtına gibi metaforik bir olguyla irdelerken, hikâye içinde başka hikâyelere yer açarak konuyu başka uçlara da başarıyla taşıyor.
Suzan’ın, bu dışlanmanın da ittirmesiyle Yasaklı Orman’a yaptığı yolculuk, aslında kendi korkularına ve toplumun ona biçtiği “uğursuz” gömleğine karşı bir başkaldırıdır. Kahramanın bu süreçte yaşadığı içsel değişim, genç-yetişkin edebiyatının en nitelikli karakter gelişim örneklerinden birini sunuyor.
Harcını bu toprakların mitolojisiyle, gelenekleriyle ören “Kehanetteki Çocuk” ve “Fırtınadaki Çocuk” serileri, gerek romanların içeriğindeki derinlik gerek de yazarın işlevsel diliyle fantastik edebiyatımızda yeni bir kapı aralıyor.


