Kenan Doğru
Kafamdaki gürültü
Sert bir fırça ile tuvali aşındıran
Bir ressamın ki gibi
Zihnime atılan çizikler
Zehirlenmiş taşkın nehirlerden
Ayaklarımın altına serilmiş
Ölü balıklar
Çekiçle ezilmiş bir gerçeklik
Tozdan hakikatler,
Ve sessizlik…
Elimde olsaydı hiçbir şey yazmadım buraya. O zaman bu sayfanın bana ait, benim irademle boş bırakıldığını, içinde ne yazdığını, boşluktan başka kim bilebilirdi ki… Ve kim diyebilirdi, ona bakarken: İçimden dolmak bilmeyen, hep bir boşluğun geldiğini.
Keşke çizebilseydim onu sana, boş bir sayfanın, o olduğunu gösterebilseydim. Ne de olsa hep yazmaya söz vermişim dostlarıma, bu seferlik beni affeder: “Hadi öyle olsun,” derlerdi. Fakat o zaman, onca yazının arasında bir yerde, boş bir sayfaya baktığında: “Hiçbir şey yazmadığımı, zannetmez miydin?”
Yine de bir önemi yok.
Altı çizilmiş satırlarla da anlatsam onu, ne fark eder ki! Kim diyebilir, zihnîmden dökülen bunca sözlerin, içimde gizlenmiş o boşluğu görebilmek adına, yine o boşluğu doldurmak için harcandığını.
Hiç anlayabilir miydin, çınlamasa bu sözlerim kulaklarında: Sevinçlerin ıslak olduğunu. Ve kim duyabilirdi içimdeki o gök gürültüsünü, görebilir miydi ki zihnimde çakan şimşekleri: Hayat ağacını yakıp kül eden o ateşine, içimden damla damla kanayan boşluklardan bir tutam eklemeseydim.
Ve diyebilir mi birisi içimizden, en masumu bile: “Bu ıslak kaderin tükürüğünden mi, yoksa göz yaşlarından mı var olduğumuzu?”
Biliyorum, yazamıyorum işte. Anlamsız, bozuk cümleler hepsi. Belki de itici. Ama anladığında beni, anlamayacaksan eğer: Ne önemi var ki anlamış olmanın, ne önemi var tüm bu yazılanları okumuş ya da okumamış olmanın.
Ne önemi var aramızdaki mesafenin!
Ama bil istedim, içimden taşarken fark ettiğim, taşkın bir sessizliğin sebebidir tüm bu anlatmak istediklerim.
Aslında hiçbir şey yazmak istemedim, anlatacak hiçbir şeyim de yoktu. Bir köşeye çekilip, onun gözlerinden görmekti tek umut ettiğim. Ama o olmayan, hiç söylenmemiş, bilinemez, kendinde olan şeyin: Bu sıradan lafların gürültüsünde yok olup, bana varlığını göstermesi…
Evet. Gördüğün gibi ben de bencilim işte! Ama yine de seninle bir farkımız var! Olur da düşersen bir gün, kanatların olsun diye, hiçbir şey söyleyerek fısıldamak istedim kulaklarına.
Ağzımı açmam bundadır işte. Şimdiye kadar tüm söylediklerim, tüm iç çekişlerim: Hiçbir şey demek içindi. Ve hıçkırıklarım arasındaki o sessiz boşluklar olmasaydı, ben bile kendime katlanmaz; hıncından böğüren bir boğa, sert kayalarda sürünüp pullarını döken kör bir yılan zannedip, bırakırdım kendimi uçurumlardan aşağı.
Ama görüntüsünün göreninin göreni olduğumda: Onun, omuzlarımda taşıdığım yıldızlarının, beni çıkardığı en yüksek makamdan gördüm dünyayı: Nasıl inkâr edebilirim o zaman, bir balık gibi yaşadığımı!
Hepsi bu: Gök gürültüsünden kaçarken yağmura yakalandım; yani, bir göreni hep eksik kaldı içimde!
Hiçbir zaman soramadan edemedim: Bunları düşünürken sessizce beni izleyen, benden uzak gitmeyen o şey, neydi acaba? Kimdi o, sonsuzluğu ararken karanın bittiği yerde, dünyanın sonuna geldiğimi, bundan ötesini yürümeyeceğimi bana fısıldamadan sesini duyuran?
İzini sürmek zordu, onu bulduğumda kaybettim; kaybettiğimde buldum. Bu boş sayfalara bakarken onu gördüm her yerde, ama hiçbir yerde karşıma çıkmadı.
Onun boşluğunun içinde sisli dağlar varmış meğer, engebeli yollar, düşersen eğer: Kanatsız uçabileceğin bir alemin o ulvi çekiciliği de cabası.
Böylece onu duydum bazen sert düşüş anlarımda! Tam bir ağacın dikenlerine takılırken sertleşmiş derim: Oysaki bana hiç seslenmemişti ki! Tıpkı bu sayfaları boş bırakırsam eğer anlatamayacağım gibi, yazsam da söylenmemişi duyduğumu nasıl anlatabilirim sana!
Ama şunu söyleyebilirim: O beni gördüğünde, işte o zaman, ben de onu görmüştüm, kendinde olan şeyi. Ve o şey, içimde her şey sustuğunda gözlerini açmış, bana bakmıştı sessizce; bilmem kaç ışık yılı mesafeydi aramızdaki uzaklık.
Kim diyebilir ki şimdi: Aşkın bir sessizlikten doğmuş, içkin bir ışıltının gözlerimi kör ettiğini.
Demiştim ya: Ne önemi var ki beni anlamanın. Çünkü, gözlerimle görmedim; kulaklarımla duymadım. Ve hiç konuşmadım onunla, yine de sessizce dertleştik her şey sustuğunda.

Kenan Doğru, Ardahan’da doğdu. İstanbul’da yaşıyor. Uluslararası bir firmada yönetici olarak çalışmakla birlikte, küçük yaşta tutku edindiği yazı alanında üretmeye devam ediyor. “Sapien Hislerim” adlı deneme aforizmalar kitabının yazarı olan Doğru’nun çeşitli mecralarda yayımlanmış pekçok öyküsü bulunuyor. Mühendislik eğitiminin ardından yüksek lisansını tamamlayan Doğru, şimdilerde İstanbul Üniversitesi “Felsefe” bölümünde eğitimine devam ediyor. Aynı zamanda ilk romanı ile okurlarıyla buluşmaya hazırlanıyor.