Violette Leduc
“Savaşçı ve yaratıcı…” Violette Leduc ile Simone de Beauvoir arasındaki bağı anlatan Violette’in yönetmeni Martin Provost böyle tanımlıyor Leduc’u. Onun önemini ise şu sözlerle hatırlatıyor: “Çok tanınan bir yazar değildi ama 20. yüzyılda çok önemli bir figürdü; çünkü hayat hikâyesini anlatan, bugün ‘otobiyografik kurgu’ dediğimiz şeyi uygulayan ilk kadındı.”
Kendi hayatını kaleme aldığı kitabı La Bâtarde ile başarıyı yakalamıştır.
Bu cümleleri aklımızın bir kenarına bırakıp Paris’te bir çatı katına çıkıyoruz. Yoksulluğun kıyısında, hatta biraz ötesinde yaşayan yaşlı bir kadının birkaç gününe misafir oluyoruz. İnsan sesine, bir omuz sıcaklığına yaklaşabilmek için son parasıyla metroya biniyor; biz de onunla birlikte kalabalığın arasına karışıyoruz. Bazen bir çöp kutusunun başında duruyoruz, bazen bir sokağın kenarında görünmezleşiyoruz.
Küçük Tilkili Kadın, yoksulluğu yalnızca maddi bir eksiklik olarak değil; dokunulmamışlığın, görülmemişliğin, çağrılmamışlığın hâli olarak anlatıyor. Leduc, bizi hem açlığın hem de insanın insana değemeyişinin sınırlarında dolaştırıyor. En çok da görünmez olmanın ağırlığıyla.

SuareMag’ın Mart 2026 sayısı için seçtiğimiz romanın ilk sayfası şöyle:
Yirmi dört, yirmi beş, yirmi altı, yirmi yedi, yirmi sekiz, yirmi dokuz, otuz, otuz bir, otuz iki, otuz üç, otuz dört, otuz beş, otuz altı… gümbürtü. Masa sarsılıyor, kahve çekirdekleri eteğine düşüyor.
Kadın bu istilacıya bir türlü alışamamıştı. Oysa ölü saatlerde her beş dakikada bir, yoğun saatlerde ise iki dakikada bir sarsıp duruyor onu. Bu afetle yeniden buluşması, onu beklemesi, takip etmesi, öğrenmesi, ezberlemesi, onunla içli dışlı olması, son durağa onunla birlikte varmak için koşturması şart. Sonra dışarı çıkıyor ve rutin kendini dayatıyor, ona yapması gerekenleri buyuruyor. Önce piyango bileti satan kadının büfesine geliyor, çatakların birinden yayılan kötü talihin pis kokusunu içine çekiyor, gazete satıcısının ininin yanı başında duruyor, öğleden sonra saat üçte Villette Bulvarı’ndaki yaya geçidini geçip Jaurès Metro Durağı’nın merdivenlerine ulaşıyor. Loire Rıhtımı’nın Jean Jaurès Caddesi’yle kesiştiği köşede yer alan Les Palmiers’nin önünde rutin bitiyor. Genç kızlar kafeye giriyor, kadın başını yere eğiyor, kaldırım onunla aynı yaşta. Sise esir düşmüş şubat ayı surat asıyor, kavşaklar ve sokak köşeleri birbirine karışıyor. Kadın şimdilik boş ve sessiz duran Sevran-Paris otobüsünün etrafında dolaşıyor. Parmak uçlarında yükselip büyük bir hevesle camdan içeriye, koltuk arkalıklarına, eşya filelerine bakıyor, orada olmayan, hiç tanışmadığı yolcuları hayal ediyor.
KÜÇÜK TİLKİLİ KADIN
VIOLETTE LEDUC
Can Sanat Yayınları
Çeviri: Berna Günen

