Gülşehri Kanyılmaz
2000 senesi Ağustos’un beşinci günü akşamı okul arkadaşım Latife beni aradı.
“Belgin, hazırlan. Kilyos sahiline piknik yapmaya gidiyoruz, denize de gireriz.”
Latife, benim yüzme bilmediğimi, piknik yapmaya da bayılmadığımı bildiği için cevabımı beklemeden telefonu kapadı. Latife ile yıllardır arkadaşız. Neyi sevip neyi sevmediğimi iyi bilir. Çok tatlıdır. Şaka yapmaya bayılır. Beni kızdırmayı da çok severdi. Ne zaman bir konuda hayır desem uzun saçlarını avuçlar, bana vurmaya başlar. Sonunda beni ikna ederdi.
O gece annem piknik için izin verdi. Birlikte piknik sepetini doldurduk. Ertesi sabah erkenden altı arkadaş yola çıkıp şarkılar eşliğinde Kilyos’a vardık. Arabadan iner inmez “Biz geldik, Karadeniz!” diyerek sahile koştuk.
Deniz girilecek gibi değildi. Deniz, zincirlerini koparmış bir dev gibi kükrüyordu. Her bir dalga yumruklarını sıkmış, kayaları ve sahili dövüyordu. Dalgalar kendi içinde çarpışıyor, yükseliyor, yırtıcı bir hayvan gibi bembeyaz köpükler oluşturuyordu. Dalgaların çıkardığı sesler ve uğultular martı sesleriyle karışıyordu. Manzara bizi korkuttu.
Latife’nin erkek arkadaşı Murat, “Denizi unutun, biz sadece piknik yapalım,” dedi.
Rauf gitar getirmişti. Hep birlikte şarkılar söyleyip eğlenecektik. Arabadan çantaları aldık. Yaşar ateş yaktı, çaydanlığı alarak çay yapmaya çalışırken Nihan’la kocaman bir sofra bezi açtık. Kahvaltı hazırlayacaktık.
Tam o sırada Latife, mayosunu giymiş, omzunda havlusu, ayağında kırmızı terlikleriyle yanımıza geldi.
“Kızlar, ben biraz güneşleneceğim, kahvaltı hazır olunca seslenirsiniz,” diyerek sahile doğru koşarak uzaklaştı.
Murat endişelenerek, “Bu kız başımıza bir dert açmadan gidip getireyim,” dedi.
Latife çok iyi yüzer, denize dalar, fotoğraf çekerdi. Ama bugün denize girmek çılgınlıktı.
Kısa süre sonra Murat bağırmaya başladı. Hemen hepimiz sahile koştuk. Latife dalgaların arasında yok olmuştu. Murat onu çırpınırken görmüş, sonra Latife gözden kaybolmuştu.
Murat avaz avaz haykırıyordu.
“Latife, hemen çık!” diyordu.
Biz de ister istemez panikledik. Murat sinir krizi geçiriyordu. Hepimiz ağlıyor, bağırıyorduk. Dalgalar gitgide hırçınlaşıyor, martı çığlıkları korkumuzu artırıyordu.
Yaşar hemen Kilyos Jandarma Karakolunu aradı, yardım istedi. Sonra Latife’nin babasını aradı. Babası gülmüş, inanmamış, “Size şaka yapacağını akşam bize söyledi,” demiş.
Yaşar, “Asım amca, siz gelin. Deniz bugün şaka kaldıracak gibi değil,” demiş.
İki saat sonra annesi ve babası geldiler. Dalgaların şiddetini ve arama kurtarma botlarını görünce durumun ciddiyetini anladılar. Latife’nin babası sağa sola telefon ederek havadan arama başlattı. Öğleye doğru sahile dalga dalga insanlar gelmeye başladı.
Bir ara annesi Lütfiye Hanım, kızının sahilde kalan havlusunu ve terliklerini görünce kendinden geçti.
Aramalar uzun süre sürdürüldükten sonra durduruldu.
İki ay sonra Murat bizi aradı.
“Latife her gece rüyama giriyor, benimle buluşmak istiyormuş. Birlikte oraya gidip onu analım mı?” diye sordu.
Onu yalnız bırakamazdık. Birlikte Kilyos sahiline gittik. El ele tutuştuk. Saygı duruşuna geçtik.
Tam o sırada bir adam sahilden bize doğru koşmaya başladı.
“Latife! Latife!” diyerek sahili işaret ediyordu.
Biz de ona doğru koştuk. Dalgalar Latife’yi aldığı yere bırakmıştı, kumların üzerinde yatıyordu.
Dehşetle irkildik. Gerçekten bizi, arkadaşlarını oraya çağırmış, şakasını orada tamamlamıştı.
Hemen emniyet güçlerine ve ailesine haber verdik.
O gün Latife’nin anne ve babasının yaşadığı üzüntüyü kelimelerle ifade edemem. Demek ki Latife’nin şakasına gerçekten inandırmışlardı kendilerini. O ana kadar onları bu derece perişan görmemiştim. Bugün acı gerçekle karşılaştılar. Latife onların tek çocuğuydu. Gelecekleri, neşe kaynaklarıydı. Artık ne neşe kaynakları ne de gelecekleri vardı.
Cenazesi omuzlarda mezarlığa doğru giderken herkes beraberce “Latife, Latife!” diye ağlıyordu.


