Melis Melek
Tuba Ayşe Özgür büyülü gerçekçiliğin, dünyanın yalnızca gördüğümüz kadar olmadığını hatırlatan bir anlatı biçimi olduğunu vurguluyor. Atölyelerinde de sık sık söylediği gibi; gündelik hayatın sıradan akışı içinde açıklanamaz olan beliriyor; fakat bu olaylar metnin içinde bir mucize gibi değil, hayatın doğal devamı gibi anlatılıyor. Böylece gerçeklik genişliyor, zaman ve hafıza yeni anlamlar kazanıyor.

Türkiye’de büyülü gerçekçilik üzerine çalışan bir yazar ve eğitmen olarak Tuba Ayşe Özgür’ün ile hem atölyesi hem de bu konuda yayınlanan “Büyülü Gerçeklik, Kaleydoskop’tan Dünya” kitabı üzerine konuştuk. Tuba Ayşe Özgür, yürüttüğü yaratıcı yazarlık atölyelerinde katılımcıları gerçekliğin sınırlarını yeniden düşünmeye davet ediyor. Özgür’ün atölyeleri yalnızca yazma pratiği sunmakla kalmıyor; aynı zamanda hafıza, zaman ve varoluş üzerine edebi bir keşif alanı oluşturuyor.
- Atölye Bütünsel Edebiyat fikri nasıl ortaya çıktı?
– Ben kendimi öncelikle bir hikâye arayıcısı olarak görüyorum. Yazarlık benim için yalnızca metin üretmek değil. Dünyayı, hafızayı ve insanın varoluşunu anlamaya çalışmanın bir yolu. Bütünsel Edebiyat Atölyesi aslında uzun yıllardır sürdürdüğüm yazma, okuma ve araştırma sürecinin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Yazarken ve metinler üzerine düşünürken şunu fark ettim: Edebiyat yalnızca bir teknik meselesi değil. Hafıza, zaman, varoluş, psikoloji, mitoloji ve kültür gibi birçok alanla iç içe ilerleyen bir düşünme biçimi.
Bu nedenle yazarlık eğitimini yalnızca “nasıl hikâye yazılır” sorusuna indirgemek istemedim. Edebiyatı daha geniş bir perspektiften ele alan, yaratıcı yazma ile kuramsal düşünceyi bir araya getiren bir çalışma alanı oluşturmak istedim. Bütünsel Edebiyat Atölyesi bu ihtiyaçtan doğdu.
- Büyülü gerçekçilik atölyesi nasıl gelişti?
– Aslında bu fikir yazma sürecimin içinden çıktı. Yıllar boyunca yazarken fark ettim ki büyülü gerçekçilik yalnızca bir edebiyat tekniği değil. Dünyaya bakma biçimi. Türkiye’de bu tür çok seviliyor ama çoğu zaman yanlış anlaşılabiliyor. Fantastik ile karıştırılabiliyor ya da sadece “tuhaf olaylar” gibi algılanabiliyor.
Atölye Bütünsel Edebiyat’ı kurarken amacım tüm edebi ve kültürel bilgileri sunabileceğim bir ortam yaratmaktı. Bu ölçüde kendi deneyimlerimden yola çıkarak bir yapı oluştu ve büyülü gerçekçiliği hem teorik hem de yaratıcı bir şekilde ele almak oldu. Katılımcılar yalnızca metin yazmıyor, aynı zamanda gerçekliğin nasıl kırıldığını, zamanın nasıl esneyebildiğini ve sıradan hayatın içinde nasıl bir metafizik katman oluştuğunu da araştırıyorlar.
- Atölyede nasıl bir çalışma yürütülüyor?
– Atölye iki temel eksen üzerine kurulu: kuramsal okuma ve yaratıcı yazma. Önce büyülü gerçekçiliğin dünya edebiyatındaki örneklerini inceliyoruz. Ardından kısa yazma egzersizleriyle katılımcıların kendi metinlerini üretmelerini sağlıyoruz. Zaman kırılmaları, rüya katmanları, nesnelerin hafızası ve eşik mekânlar gibi konular üzerinde özellikle duruyoruz. Amaç, katılımcıların kendi anlatı dilini keşfetmesi.
- Katılımcılar atölyeden ne kazanıyor?
– En önemli kazanım şudur: Katılımcılar gerçekliği farklı görmeye başlar. Bir kapı sadece kapı olmaktan çıkar. Bir gölge bir hikâyeye dönüşür. Bir nesne geçmişin hafızasını taşıyabilir.
- Türkiye’de büyülü gerçekçiliğin nasıl bir geleceği var sizce?
– Bence Türkiye bu tür için çok verimli bir coğrafya. Çünkü bizim kültürümüzde gerçek ile metafizik zaten iç içe. Halk anlatılarında, rüya yorumlarında, masallarda ve gündelik dilde bile büyülü gerçekçiliğin izleri var.
Bu nedenle önümüzdeki yıllarda Türk edebiyatında çok güçlü büyülü gerçekçi metinlerin ortaya çıkacağına inanıyorum.
- “Kaleydoskoptan Dünya: Büyülü Gerçekçilik – Parçalanmış Gerçeğin Sanatı” adlı çalışmanızdan da söz ediyorsunuz. Bu kitap büyülü gerçekçilik atölyesiyle nasıl bir ilişki kuruyor?
– “Kaleydoskoptan Dünya” aslında büyülü gerçekçilik üzerine uzun zamandır yürüttüğüm düşünmenin bir sonucu. Bu kitapta büyülü gerçekçiliği yalnızca bir edebi tür olarak değil, gerçekliğin parçalı yapısını anlamaya yarayan bir bakış açısı olarak ele alıyorum. Kaleydoskop metaforu burada önemli: Nasıl ki kaleydoskopu çevirdiğinizde aynı parçalar sürekli yeni bir desen oluşturur, gerçeklik de hafıza, zaman ve deneyimlerle sürekli yeniden biçimlenir. Atölyede yaptığımız çalışmaların kuramsal arka planını da büyük ölçüde bu düşünce oluşturuyor.
Suare – Atölyenin temel amacı nedir?
– En temel amaç katılımcıların dünyaya farklı bir gözle bakmasını sağlamak. Bazen bir merdiven, eski bir sandık ya da bir gölge bir hikâyenin başlangıcı olabilir. Büyülü gerçekçilik, insanın gündelik hayatın içindeki görünmeyen katmanları fark etmesini sağlar.
- Son olarak atölyeye katılmak isteyenlere ne söylemek istersiniz?
– Eğer dünyaya farklı bir gözle bakmak istiyorsanız, eğer hikâyelerin kapılar açtığına inanıyorsanız ve eğer gerçekliğin bazen çatladığını hissediyorsanız… O zaman bu atölye tam size göre. Çünkü bazen en güçlü hikâyeler, gerçekliğin kırıldığı o küçük anda doğar.
Tuba Ayşe Özgür’ün yürüttüğü büyülü gerçekçilik atölyeleri, yazmayı bir keşif alanı olarak gören herkes için yeni bir kapı aralıyor.



