Close Menu
    Son Eklenenler

    Editörden: KIYIYA VURAN KELİMELER

    Ekim 15, 2026

    ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

    Ekim 15, 2026

    DALGALAR

    Ekim 15, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Ekim 15
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

      Ekim 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

      Ekim 13, 2026

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      Sıradan insanın bir “derbeder” olarak portresi

      Ekim 7, 2026

      Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

      Ekim 3, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

      Ekim 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikâyeler – IX

      Ekim 14, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Bağdat Kavşağı: Savaş, Vicdan ve Kefaret

      Ekim 14, 2026

      37. Ankara Film Festivali’nde Ulusal Kısa Film Yarışması jürisi açıklandı

      Ekim 12, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      Cennete 9 Tapınak: İnanç, aile ve ölüm arasında 9 durak

      Ekim 5, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kaş Tiyatro Günleri Likya’nın izinde beşinci kez perde açıyor

      Ekim 6, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Editörden: KIYIYA VURAN KELİMELER

      Ekim 15, 2026

      ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

      Ekim 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikâyeler – IX

      Ekim 14, 2026

      Bağdat Kavşağı: Savaş, Vicdan ve Kefaret

      Ekim 14, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

      Ekim 13, 2026

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » ZIPKIN
    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    ZIPKIN

    Ekim 15, 2026Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Şükran Kaba

    Dalgalar, oyuncağını vermek istemeyen çocuklar gibi önüne kattığı cesedi kıyıya yaklaştırıyor, tam karaya atacak iken tekrar kendine doğru çekiyordu. Bir süre çuval gibi oradan oraya savurduğu cesetle oynaşmaktan sıkılan deniz, onu karaya fırlattı. Bu ne ilk ne son cesetti… Eşsiz doğası ile tatilcilerin gözdesi olan bu Akdeniz sahilinde, deniz neredeyse her gün ceset kusardı.

    Issız, bakir koyun kıyısında sırtüstü yatan cesede uzaktan bakılınca güneşlendiği sanılırdı. Üstünde sadece siyah mayosu olan, 40 yaşlarındaki erkek cesedi, kirpiklerinin arasından gökyüzündeki bulutlarla şakalaşır gibiydi.

    Karadan bağlantısı olmayan ıssız koyun bu dinginliğini, müziği sonsuza kadar açıp yatlarıyla gelen ziyaretçiler bozardı. Onlar geldiğinde ateş böcekleri de susar, koyu şehrin hoyrat gürültüsü sarardı. O gün “Erik Dalı Gevrektir” türküsünün sesini, yattaki “Sütlaç” adlı köpek bozdu. Bir süre sahildeki cesedi izleyen Sütlaç, sağa sola havlayarak koşuyordu. Sütlaç’ın bu hâlini hiç kimsenin umursadığı yoktu. Sütlaç, suya atlayıp can havliyle kıyıya çıkıp havlamasını sürdürünce dikkatlerini çekebildi. Cesedin başında toplanan seyirciler eğlencelerinin bir cesetle kesintiye uğramasından son derece mutsuzdu. Bir an önce cesetten kurtulup eğlenceye devam etmek istiyorlardı.

    Haber verilen sahil güvenlik, merhumu ceset torbasına koyup devlet hastanesinin morguna kaldırırken, meçhul adamın, Hataylı, Zıpkın lakaplı Mehmet’e yani Memo’ya ait olduğu belirlendi. Hatay’da ailesine haber verilse de cenazesini almaya hiç kimse gelmedi. Üç beş kişinin katıldığı cenaze töreniyle memleketinden çok uzaktaki bu sahil kasabasında toprağa emanet edildi.

    Tüm bunlar 24 saatte olup bitmişti. 24 saat önce Memo, beş metrelik botuyla dalgalarla dans eder gibi kıyıya doğru yol alırken ses bombasından yayılan Arapça hareketli şarkı ile ayakta ritim tutuyordu. Bu neşesinin tam zıttını ise dalgıç kıyafetiyle korkudan demirlere sımsıkı tutunmuş genç müşterisi yaşıyordu. Dalgaların yüksekliği arttıkça bot dalgalar arasındaki çukura düşüyor, dalgaların yüksekliği ile tekrar havalanıyordu. Memo, müşterisinin bu korkusundan keyif de alıyordu. “Ağzında altın kaşıkla doğan bu bebeler hayatı da kaskatı, korkarak yaşıyor,” diye içinden geçirirken hafif bir kıskançlık hissetti. Hayat, onu hep hırpalamıştı. Bu bebeler gibi pamuklara sarmamıştı. Sanki yüreğinde kör bir bıçakla yaşıyordu.

    Memo, dalgıç eğitmeniydi. Büyük şehirlerin beyaz yakalıları, tatillerine heyecan katmak, sosyal medyada fotoğraf paylaşmak için ona gelirdi. Memo, dalgıç kıyafeti giydirdiği müşterilerini denizin 10 metre derinliğine indirip ellerine ekmek kırıntısı bırakıp balıklar hücum ettiğinde fotoğraflarını çekiyordu. En eğlendiği an, buydu. Müşteriler, denizin altında ona teslim olur, bir çocuk gibi koluna sımsıkı yapışır, en zayıf anlarına şahit olurdu. Denizin o gizemli dünyasını bilmeyen, çok da merak etmeyen müşterilerin aksine Memo için deniz; ekmek teknesinin ötesinde yaşamın anlamı, keşfiydi. Deniz, onun evi, ana vatanıydı. Hatta Memo, bedeni insan şeklinde olan bir balıktı. Paletsiz, maskesiz denizin ta 62 metre derinliğine kadar inip zıpkınla balık avlamak en büyük tutkusuydu. Ölümle dans ettiği bu anlarda daha da dibe inmeyi hedeflerdi. Zıpkın Memo dünya denilen bu gezegenden her an vazgeçmeye hazır yaşıyordu. Yüreğinde insanlara karşı sevgi kırıntısı yoktu. Nasıl olsundu? Memo insan olmayı unutmuştu. Kadınlar bile onu ele geçiremiyordu. Ruhu karada kartal, denizde balıktı…

    Suriye sınırındaki bir köyde başlamıştı yaşamı… Tek göz odada, anne, baba ve her yıl dünyaya gelen kardeşlerle adeta ölüm kalım savaşı veriyorlardı. Taşlık, tarıma pek elverişli olmayan bölgede geçim kaynağı hayvancılık ya da kaçakçılıktı. Coğrafya kaderindir, derler, çok çocuklu ailenin en büyüğü olan Memo’nun yaşam çizgisi, daha o doğmadan çizilmişti. Oralarda çocuklar çocuk olmazdı. Dünyaya gelişleri de gidişleri de sıradandı. Ne doğana sevinilir ne ölene ağıt yakılırdı. Doğan bebeklere kardeşlerinin ya da komşulardan alınan emanet giysiler giydirilir, iki yaşına kadar ağızlarına anne memesi tıkılır, iki yaşından sonra ne aç mısın, ne tok musun diye sorulurdu. Beş yaşına geldiğinde kız çocukları evin temizliğinden, bulaşığından, çamaşırından, kardeşlerinin bakımından sorumlu tutulur, erkekler ise evin geçiminden…

    Memo da neden gittiğini bilmediği ilkokuldan üçüncü sınıfta alınıp bir günde yetişkin yapıldı. Zamansızdı yaşam… Babası Hüseyin, zapzayıf, kuru, cılız 9 yaşındaki çocuğunun eline bir değnek tutuşturup yüz koyunu emrine verip onu dağların ıpıssız kucağına atıvermişti. Tek göz odadan kekik, çam kokularının sardığı, geceleri yıldızların yağdığı dağlara gitmek Memo’nun ruhunu özgürleştirirken, korka korka korkmamayı, aç kala kala acıkmamayı, tek başına kala kala yalnızlığını sevmeyi öğretmişti. Dağın dışında yuvasının da olduğu pek söylenemezdi. Bir göz odada anne ve babasıyla birlikte çoğu zaman sayısını unuttuğu birçok çocuk… Çoğu zaman ağızlarına kadar inen yeşil sümükleri, tiftik gibi bitli saçları, kirli çıplak ayakları, yırtık pırtık, çiş kokan çiçekli patiskadan giysileri ile insan yavrusunun ötesinde kendi kendine ağlayan, toprakla oynayan, kendi hâlinde yaşam mücadelesi veren yaratıklar… Bu yabani yaratıklar, annesinin yer sofrasının ortasına yerleştirdiği alüminyum tepsiye parçaladığı kuru ekmek parçalarının üstüne döktüğü biber salçalı lapayı, adeta pençelerini hayata geçirir gibi birbiriyle yarışır hâlde siler süpürür, ağızlarının çevresindeki biber kırmızılığı ile oyunlarına geri dönerlerdi.

    Yuva başka bir şey olmalı, diye düşünürdü Memo. İçinde kendini insan gibi hissettiğin korunaklı bir yer. Babasının içtiği tütün ve köşesindeki ocağın isine, yemek, osuruk, yağ kokularının karıştığı bu dört duvar, Memo’nun yuvası değil, cehennemiydi. Günlerin, yılların geçmesiyle hayatlarından herhangi bir şey değişmiyordu. Sanki donmuş bir fotoğraf karesindeydiler… Gülüşleri de yoktu, ağıtları da… Bu fotoğraf karesine doğan bebekler giriyor, ölen bebekler çıkıyordu. Anne ve babasının, neredeyse her yıl bu rezil yoksulluğa yeni bir bebek dâhil etmesini bir türlü anlamasalar da kurak bir dağın eteğindeki bu tek göz odada üreyerek var olma savaşları, Memo’nun midesini bulandırıyordu.

    Arka bahçeleri nine ve dedesinin yorgun bedenlerinin yanı sıra ölen bebekleri de misafir ediyordu. Mezarların üzeri, bahçenin kuytu köşesinde büyük bir ağacın gölgesi düştüğünden en sevdikleri oyun alanıydı. Ölüm ve doğumun durgun suyunda yaşayıp giderken, onları şaşırtacak yegâne şey muhtarlık seçimlerinde hatırlanmaları olurdu. Bir kere hatırlarını sormayan Mahmut Dede’nin evlerine seçim için gelmesi Memo’yu çıldırtmış, kovmaktan beter etmişti. O günden sonra Memo köyün delisi oldu!

    Hafızasız bir yaşamları vardı. O an gerçekti. Annesine baktığında kedi ya da köpeklerin yavrularını emzirmesi aklına gelirdi. Gülsüm’ün memelerinden bebekler eksik olmazdı. Süt korur, deyip hamile kalmayacağına inanan Anadolu kadını gibi Gülsüm de sürekli hamile kalırdı. Bu bebeklerden bazıları bu aç, sefil hayata karşı koyamaz ölüp giderdi. Ama yaşamları kaldığı yerden ya da kalmadığı yerden böyle akıp giderdi. Sorgulanmayan, olduğu gibi tevekkül edilen hayatlarında, kan lekesi gibi hiç çıkmayan bir sefalet vardı. Sefalet yiğitliği öldürür, derler. Memo’nun hücrelerine kadar işleyen sefaletin çürük yumurta kokusu, içini bulandırıyor, kendini insan gibi hissetmiyordu.

    Memo, balık adam kıyafetini çıkarıp beş yıldızlı otelin kafeteryasında soluklanmak için oturduğunda içinde hissettiği o çürük yumurta kokusu çok çok geçmişte kalmıştı. Denizin tuzlu, arındıran şifalı suyu ile çelimsiz, sıska bedeni çevikleşmiş, ruhu deniz gibi özgürleşmişti. Adeta bir yılan gibi çürük kokan derisini soymuş, ruhunu arındırmış, insan olmaya başlamıştı. Eskiden insan kılığında koyun, keçi belki böcekti…

    Suriye sınırındaki köyünde koyunlardan farkı neydi? Onlarla dağlarda yaşıyordu. Haftada bir bir göz odalı evine dönüş yapıyordu. Onun için bu dönüşün en güzel tarafı kardeşlerini sağ salim görebilmesiydi. En sevdiği kardeşinin ateşlenerek ölümünden sonra tadı tuzu kaçmıştı. Memo’nun aklına başka ayrılıklar da gelmiyordu. Oysa sefalet ölümden beterdi. Açlıktan gözlerinin feri kaçan, kemikleri sayılan kirli sarı bedenlerinde atan bir kalp taşıyan kardeşleri eksilmeye başlamıştı. İki kardeşi, çocukları olmayan teyzesine evlatlık verilmiş, uzaklara gitmişlerdi.

    Memo, dağlarda koyun güderek sefaletin bitmeyeceğinin farkındaydı. Babası da yedi yaşından beri hayvan gütmekten tütün tarlasında işçiliğe, kaçakçılığa kadar her işi yapmıştı. Memo, bu sefaletlerine on çocuğu dâhil etmelerine büyük bir öfke duyuyordu. Karın tokluğuna geçen hayat, hayat değildi.

    Memo, koyunları diğer kardeşlerine emanet edip Suriye sınırından kaçakçılık yapmaya başladığında 15 yaşındaydı. Sefalet, korkudan, ölümden daha beter bir şeydi. Kaçakçılığa sisli gecelerde kedi patisi sessizliğinde çıkarlardı. Lakin Suriye macerası da uzun sürmedi. Ekmek kavgası acımasızdı. Lokmanı bölüşme masalı artık ütopyaydı. Orman kanunları geçerliydi. Dik başlı, korkusuz Memo, kaçakçılıkta barınamadı. Elindeki avucundaki mallara el konulduğu gibi bir de eşek sudan gelinceye kadar dayak yedi.

    Babası Hüseyin, öfkesi gittikçe artan, evcilleşmeyen Memo’ya köyün dar geldiğini biliyordu. İnşaat işlerinde yardım için Samandağ’a akrabalarının yanına gönderdi. Memo, sabahtan akşama kadar ırgatlık yapıyordu. Pencerelerinin olmadığı, sıvasız inşaatın bir göz odasında, çocuk işçilerle birlikte kalıyor, baba otoritesini tesis etmek ister gibi çocuklara kol kanat geriyordu. Memo’nun içinde küllenmeyen köz, orada da onu rahat bırakmadı. Ustaları yevmiyelerinden kesinti yapmaya kalkınca, Memo adamın ağzını burnunu kırıp çok uzaklara, Akdeniz’in sahil kasabasına kaçtı, balıkçı teknesinde iş buldu. Teknede yatıp kalkmaya başladı. Geçmişini unutmak ister gibi ne anasını ne babasını ne de kardeşlerini arayıp sordu. Birkaç defa köyüne gitmeyi denese de ayakları hep geri geri gitti. Çürük yumurta kokusunu bir daha duymaya tahammülü yoktu.

    Gözlerinin önünde uzanan iyot kokulu denize sevdalanmıştı. Memo, denizi keşfederken kendi içindeki denizin de farkına vardı. Bugüne kadar fark etmediği bir coşku gelmişti içine… Denizi keşfetmesi ile hayatı bambaşka bir anlam kazanıyordu. İçindeki çürük yumurta kokusu da siliniyordu. Zıpkın ile balık avlama ise en büyük tutkusu oldu. 62 metreye kadar tüpsüz dalmak ona yetmiyor, her geçen gün artırdıkça artırıyordu. Hedefi 100 metreye çıkarak şampiyonluk kazanmaktı. Memo, insan bedenine hapsolmuş balıktı…

    O gün de dalgıç eğitimi verdiği müşterisini otele bırakıp misafirleri için zıpkınla balık avına çıktı. Kayalıkların arasında bir görünüp bir kaybolan levrekle bir süre saklambaç oynadı. Zıpkınıyla nişan alıyor, balık kaçıyor, o kovalıyordu. Memo, hayatta Azrail’in olduğunu unutarak yaşamıştı. İşte tanışma zamanı gelmişti…

    Memo, saatine baktı. Hızla suyun yüzeyine çıkması gerekiyordu. Epey oyalanmıştı. Ama büyülenmiş gibi kayaların arasına saklanan levrekten gözlerini alamıyordu. Git, git, git der gibi bir hâli vardı. Memo, dağda ayı ile karşılaşmasını hatırladı. Koskocaman gövdesi koca koca ayaklarıyla öyle hızlı koşuyordu ki… Memo av, ayı avcıydı… Korkudan yüreği ağzına geliyor, vücudu titriyordu. Altına bile işemişti. Bağıracak olmuştu, sesi çıkmamıştı. Ayı ile göz göze geldiği anı ürpererek tekrar yaşadı. O anda görünmez olmak istiyordu. Kangal köpeği ile ayının mücadelesi sonucunda o gün ayı Memo’ya dokunmadan çekip gitmişti. Şimdi Memo, levreğin de kalbinin küt küt attığını hissedebiliyordu. Levreğe sevgiyle elini uzatıp ona korkmamasını söylemek istedi. Bedenine çok sevdiği denizin suları doluyor, onu nefessiz bırakıyordu. Memo, son kez levreğin gözlerinde Azrail’i gördü. Hayatı, bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçti. İlk defa içinde huzuru hissetti. Yüreğindeki kör bıçak çıkmıştı. Denizin koynunda ölmek ne güzeldi!


    öykü öykü dergisi şükran kaba

    Related Posts

    Editörden: KIYIYA VURAN KELİMELER

    Ekim 15, 2026 H. Nilgün Karataş - Suare

    BEYAZ SABUN

    Ekim 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    ÜRPERTİ

    Ekim 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    GÖLGE

    Ekim 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Editörden: KIYIYA VURAN KELİMELER

    Ekim 15, 2026 H. Nilgün Karataş - Suare

    H. Nilgün Karataş Yüzeyde başlayan küçük bir titreşim, hafif bir esintiyle. Kilometrelerce ötede gerçekleşen bir…

    ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

    Ekim 15, 2026

    DALGALAR

    Ekim 15, 2026

    BENİM DALGALARIM

    Ekim 15, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    PERDE İNDİ

    Eylül 1, 2025 Gökbanu Sezi Coşkuner

    Venedik’te Cinayet’ten yeni fragman

    Temmuz 20, 2023 Film

    Gran Turismo filminin ilk fragmanı yayınlandı 

    Mayıs 9, 2023 Video
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Editörden: KIYIYA VURAN KELİMELER

    Ekim 15, 2026

    ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

    Ekim 15, 2026

    DALGALAR

    Ekim 15, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.