Destek Yayınları’ndan çıkan kitabında sağlıklı narsisimden örtük narsizme kadar önemli bilgiler paylaşan Klinik Psikolog Şule Öncü, narsizm konusunda artış yaşandığına dikkat çekiyor. ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabından yola çıkarak her yönüyle narsizmi konuştuğumuz Öncü, özellikle örtük narsizmin sanıldığından yaygın olduğunu belirtiyor.
NİLGÜN KARATAŞ

Adını Yunan mitolojisindeki Narcissus’tan alan narsistlerin varlığını öteden beri biliriz. Ancak son yıllarda narsizm en popüler yıllarını yaşıyor gibi görünüyor. Peri kızı Echo’nun aşkına karşılık vermediği için tanrılar tarafından cezalandırılan ve sudaki aksine aşık olarak amansız bir derde düşüp ölen Narcissus’un çocukları, filmlerden şiirlere kadar birçok yerde baş rolde oldukları yetmezmiş gibi, iş yerlerimizden sosyal medyaya kadar her yerde karşımıza çıkıyor. Klinik Psikolog Şule Öncü, “Hepimiz Narsistiz” adında bir kitap yazınca ilk işim okumak oldu, sonra da Suare Dergi okurları için dolu dolu bir röportaj yaptık. Öncü’nün sorularımıza verdiği yanıtlarlar şöyle oldu:
Son yıllarda aldatan eşler, basiretsiz patronlar, hayırsız evlatlar, kısaca mağduru olduğumuz herkesi narsist olarak yaftalıyoruz. Bir klinik psikolog olarak narsistik kişilik bozukluğu vakalarında bir artış gözlemliyor musunuz?
– Narsisizm çoğunlukla yanlış ve eksik anlaşılmış bir olgu. Bazı “hasta, toksik ya da kötü” insanlara özgü bir oluş zannediliyor ve bireyler başkalarını “narsist” olarak etiketleyip ötekileştirirken kendi içlerindeki narsisizme kör kalıyorlar. Oysaki narsisizm, hepimizi içine alan, normal/sağlıklı narsisizmi de kapsayan çok geniş bir spektrumdur. Maddi manevi ihtiyaçlarımızı karşılarken, sağlıklı ya da patolojik, örtük ya da açık; hepimiz, zamanla değişen düzey ve belirtilerle mutlaka bir tür narsisizm sergileriz.
Gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki ülkemizde narsisizm, özellikle örtük narsisizm zaten sanıldığından çok daha yaygındı. Her danışanımın yakınları arasında çoğu zaman birden fazla narsist birey vardır; annesi, babası, eşi, patronu, arkadaşı ya da kendisi. Kişilik bozukluğu düzeyinde narsisizmin yaygınlık oranını belirlemek çok zordur. Ancak son yıllarda hem klinisyenlerin hem de diğer sosyal bilim insanlarının genel gözlemi narsisistik savunma ve kişilik stilinin büyük bir hızla arttığı yönünde.
İÇİNİZDEKİ ÇOCUK MASUM MU?
Hepimizin içinde uyuyan bir narsist olabilir mi? Bu devin günün birinde uyanıp, harekete geçmesi mümkün mü?
– Bireyin narsisizmi normal/sağlıklı olabilir ya da patolojik olabilir. Normal/sağlıklı narsisizm azaldığında patolojik (sağlıksız) narsisizm artar. Patolojik narsisizmi dev metaforundan ziyade çocuk metaforuyla nitelemek daha doğru. Hepimiz bebek ve çocuk olduk. Hepimiz bir başkasının insafına kaldığımız için çaresizlik, korku, öfke duyduk, kırıldık, gücendik. Bunların kayıtları var içimizde. Dolayısıyla hepimizin içinde istek ve ihtiyaçları karşılanmadığında, yetersizliğini, cehaletini hissedip utandığında ya da duyguları karşılıksız kaldığında bağırıp çağıran, tutturan, şiddete meyleden ya da alınan, küsen, kendine acıya acıya, dudağını büke büke ağlayan bir çocuk var. Bu demektir ki hepimizde bir parça patolojik narsisizm yatkınlığı var ve olumsuz koşullarda, istek ve ihtiyaçlarımızı karşılayamaz hale geldiğimizde ortaya çıkabilir. İşte o çocuk benliğin yönetimini ele geçirdiğinde sağlıklı narsisizm bozulmaya, patolojikleşmeye başlar. İçimizdeki çocuk masum değildir.

Birey olumsuz yaşam deneyimlerinin ardından depresif pozisyon alabilirse, hastalığını hastalanabilirse iyileşir. Yoksa ömrü Kafkaesk bir oluşla, hastalığının kapısında bekleyerek geçer.
Öncü – Hepimiz Narsistiz
NARSİST KENDİNE MAHKUMDUR!
Narsizmin toplumdaki genel karşılığı “kendine aşık kişi” şeklinde. Siz ise kitabınızda “Narsisizm kendine aşık değil, kendine mahkum olmaktır” diyorsunuz. Çok daha trajik bir durumdan bahsediyor gibisiniz. Bu mahkumiyeti açar mısınız?
– Kişilik bozukluğu düzeyinde narsist birey için kendinden başkası sözlük anlamıyla, yoktur. Bütün eylemleri yalnız ve yalnız kendisiyle ilgili, kendine dönük, kendisiyle baş edebilmek içindir. Çünkü narsisizm bir ayrışma-bireyleşme problemidir. Narsist birey ağırlıklı olarak 18 ila 36. aylar arasında gerçekleşen bebeğin anneden ayrışma-bireyleşme evresinde takılıp kalmış, bireyleşememiştir. Dolayısıyla başkalarını kendinden ayrı, özgür iradesi olan bireyler olarak değil, kendi uzantıları olarak algılar. Başkaları, ona istediklerini verecek olan eller ve kollar, onu istediği yere götürecek olan ayaklar ve bacaklar gibi işlev gören birer dış organ, birer araçtırlar. Bir başkasının varlığını idrak edemediği ve bir başkasıyla gerçek anlamda etkileşime geçemediği için, kendine mahkûmdur narsist birey.
NARSİSTİN BENLİĞİ SAHNE PERFORMANSIDIR
Şule hocam, kitabınızda “narsizmi sağlıklı birey” ve “narsizmi patolojik olan birey” diye bir ayrım yapıyorsunuz. Bu ikisini arasındaki ince çizgi neresi?
– Sağlıklı narsisizmde tutarlı, otantik bir benlik yapısı, entegre bir benlik deneyimi vardır. Patolojik narsistin benliği ise parçalı, dağınık ve tutarsızdır. Narsist birey çocukluğundan itibaren kendi gerçekliğini inkâr eder, bir üstünlük fantezisine dayanan grandiyöz sahte benlik geliştirir ve onu başkalarına kendisiymiş gibi sunar. Dolayısıyla narsist bireyin benliği otantik bir yapı değil bir sahne performansıdır. Buna ek olarak bireyin egosu işlevsel ise, yetişkin öz yeterliliği gelişmişse, olumlu ve gerçekçi öz güven, benlik saygısı, benlik değeri, öz onay, kendinden hoşnutluk ve yaşam tatmini varsa, narsisizmi sağlıklıdır diyebiliriz. Patolojik narsisizm ise bütün bunların yetersiz olması durumunda ortaya çıkar.
Kitabınızda da söz ettiğiniz gibi; narsistler “büyüklenmeci” ve “örtük” olarak birbirinden ayrılıyor. Kitabınızda bunları çok anlaşılır bir şekilde anlatıyorsunuz; yine de okurlarımız için bu ayrımı kısaca anlatır mısınız?
– Halk arasında “narsist” denildiğinde ilk akla gelen; literatürde açık, klasik ya da grandiyöz narsist olarak da adlandırılan büyüklenmeci narsisttir. Övüngen, gösterişli, dışa dönük, çekici, havalı, baskın, karizmatik, görünüşte öz güvenli olan; çağın materyalist değerlerine uygun nitelikleriyle bir şekilde başarı kazanmış, sahne alabilen, seyirci ve hayran toplayabilen, narsisistik yakıt ikmali yapabilen yani başkalarından aşırı ilgi, övgü, hayranlık ya da korku, itaat, hizmet alabilen narsist birey genellikle büyüklenmeci narsisttir. Ancak narsisizmin pek bilinmeyen, konuşulmayan ve fakat son derece tehlikeli ve yıkıcı bir tezahürü olan örtük (kapalı/gizli) narsisizm de oldukça yaygındır. Halk arasında bazen A. Adler’in “aşağılık kompleksi” kavramıyla anılır.
MÜZMİN MUHALİFLER, SİNİKLER, NİHİLİSTLER, TROLLER…
Örtükler daha zararsız olabilir mi? Böyle düşünmek bir yanılgı mı?
– Örtük narsist birey; hayattan istediklerini alamamış, yaşam akışı tıkanmış, potansiyelini gerçekleştirememiş, mağdur/kurban rolünde; kırgın, küskün, kindar, kendine acıyan, genellikle içe dönük, çekingen, yakınmacı, reaktif, pasif agresif, kıskanan, haset eden; kendini, yakınlarını ve ilişkilerini sabote eden; eylemsizlik, kararsızlık, şikâyet döngüsünde yaşayan; eyleme geçenleri aşağılayan, beğenmeyen, burun kıvıran; arzu ettiklerine doğru yönelmek yerine korktuklarından ve riskten kaçan, kendi kazancını değil başkalarının kaybını hedefleyen; yüzü geçmişe, imkânsıza, ölüme dönük bir kişilik yapısındadır. Müzmin muhalifler, kasıtlı yetersizler, peşin kaybedenler, sinikler, nihilistler, sosyal medya trolleri genellikle örtük narsistlerden çıkar. Kesinlikle daha zararsız değillerdir çünkü hem yakın ilişkide büyüklenmeci narsist kadar yıkıcı olabilirler hem de habis narsist ve psikopat bireyler tarafından kolayca örgütlenebilirler.
Hocam siz klinik psikologsunuz; danışanlarınızın çoğunluğunu narsistler mi, narsist mağdurları mı oluşturuyor? Kitabınızda “Hem büyüklenmeci hem de örtük narsist, kendisine yardım etmeye çalışan bireylere karşı genellikle öfke duyar, reddedip mesafe alır, onları aşağılayıp değersizleştirir. Çünkü yardım edilmek tümgüçlülük inancına aykırıdır” diyorsunuz. Bu durumda; bir narsistin narsist olduğunu idrak ve kabul edip tedaviye gelmesi mümkün mü?
– Narsist bireylere maruz kalan ve narsisistik istismar mağduru olan danışanlarımız daha çok. Kişilik bozukluğu düzeyinde narsist bireyler nadir de olsa psikoterapiye başvururlar. Bu durumda değişme yönünde bir niyet ve kararlılık varsa kısmen içgörü gelişebilir, mizaç ve yatkınlıklarda olmasa da tutum ve davranışlar yönünde iyileşme sağlanabilir.
ANNELER 0 – 3 YAŞ ARASINA DİKKAT!
Kitabınızda “Bebekliğinde ve çocukluğunda yeterince görülmemiş, onaylanmamış, sevilmemiş, kabul görmemiş olanlar ve gereğinden fazla şımartılmış, uğruna kul köle olunmuşlar” diye iki ayrı noktaya dikkat çekiyorsunuz. Bu sözlerinizden ebeveynliğin ne kadar önemli olduğunu, birey üzerindeki etkisini bir kez daha anlıyoruz. Bu konuda, sizder ebeveynlere özel bir mesaj alabilir miyiz?
– Annesinin aşık olmadığı bebekler ve annesinin üç yaşından sonra aşık kaldığı çocuklar patolojik narsisizme yatkın olurlar. Doğal koşullarda yaşamın ilk yılında bebekte anneye (hayata) güven, ikinci ve üçüncü yılında kendine güven gelişir. Doğumu takip eden ilk yıl annenin görevi, bebeğin fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak, tensel temas halinde olmak; sakin, ilgili, şefkatli bir oluşla bebeğe ruhsal bakım verebilmektir. Ancak ikinci yıl, çocuk yürümeye, konuşmaya başladığında, kendi başına yemeye, içmeye, giyinmeye çabaladığında annenin rolü ve görevi değişir, karmaşıklaşır. Artık sürekli temas halinde, bebekle iç içe olmak, onun uzantısı olarak bütün ihtiyaçlarını karşılamak yeterli olmadığı gibi zararlıdır da. Çünkü artık, hem gerektiğinde yeterince güven veren hem de çocuk hazır olduğunda onu özgür bırakan ve aynı zamanda akılcı sınırlar çizebilen kişi olmak durumundadır. Çocuğa kendi işlerini yapması, özerkleşmesi için alan tanımadığımız, teşvik etmediğimiz ve ona sınır çizemediğimiz durumda çocuk anneden ayrışıp bireyleşemez, anneye yapışık, ruhsal bağlamda rahimde kalır. Egosu ve benliği gelişemez. Benlik zayıf ve kırılgan olduğunda, yanlış işlevli bir telafi stratejisi olarak patolojik narsisizm gelişir.
EN PATALOJİK DURUM KOPUKLUK
“Patolojik narsisizm, hayattan istediğini alamayanın, alsa da tatmin olamayanın huzursuzluğudur.”
Şule Öncü – Hepimiz Narsistiz – 2014
Hocam okurlarınızın kitabın hemen arka kapağında göreceği böyle bir cümleniz var. Ancak yaşadığımız çağda hepimiz hayattan alacaklı gibi görünüyoruz. Elbette hepimiz daha iyisini hak ediyoruz ama kitabınızda değindiğiniz gibi “Sen özelsin, her şeyin en iyisine layıksın, daha fazlasını iste ve oldur!” propagandasına da maruz kalıyoruz. Haliyle alacağımızın peşine düşüyoruz. Ancak kendimizi “iyileştirelim”, “geliştirelim” derken “başarı” mitine kapılıp kendimize kötülük yapmamız da olası mı? Aşılmaması gereken ince bir çizgi var mıdır?
– Narsisistik savunmaları ve materyalist değerleri idealize eden kapitalist propaganda, patolojik narsisizmin düzeyini ve yaygınlığını arttıran etkenlerden biri. Bireyi nesneleştiren, izole eden, dolayısıyla bireyin özneliğini, etkinliğini, gelişimini, huzur ve tatminini baltalayan normları dayatıyor. Bir olguyu “norm” bellerken çok uyanık olmak gerek. Doğaya uygun mu? Yaşamı ve yaşamın çeşitliliğini destekliyor mu? Seni ötekinden koparıyor mu bağlıyor mu? Bu kriterler çok önemli. En patolojik durum kopukluktur. Gerçeklikten kopuk, başkalarından kopuk, kendi duygularından kopuk olmak. En çok kaçınmamız gereken bu.
Peki “sahte narsist” olmak mümkün mü? Yani aslında narsist değilken, yanlış kişilerin gözünde değer kazanmaya çalışmak, popüler ifadeyle “ezik” olmadığımızı ispatlamak için narsistmiş gibi yapabilir miyiz? Bu bir savunma mekanizması olsa da patolojik sonuçlar yaratır mı?
– Evet, sağlıklı bir birey; narsisistik bir toplumda ya da çevrede, narsist bireyleri taklit yoluyla, onların davranış ve tutumlarını takınarak narsisistik bir kişilik stili geliştirebilir. Zaten narsisistik savunma ve stildeki artışlar bu şekilde gerçekleşiyor.
“Narsisizm hepimizi içine alan çok geniş bir spektrum ve bulaşıcı bir olgu. Patolojik narsisizmle baş edebilmek, bireyin narsisizm spektrumunun neresinde olduğunu fark edebilmesi ve nedenleri, sonuçları, türleriyle narsisizmi kavrayabilmesi ile mümkün.”
Şule Öncü – Hepimiz Narsistiz – 2014
Hocam bu cümlenizde dikkatimi çeken iki kelime var. Biri “bulaşıcı” diğeri “baş edebilmek” ve ilki uyarı, ikincisi umut niteliğinde gibi geldi bana. “Çağımızın ruhsal pandemisi” dediğiniz narsizmin bulaşıcılığı ve narsizmle baş edebilme konusunda okurlarımızı bilgilendirir misiniz?
– Narsisistik savunma ve tutumlar çocuklukta ebeveynden, yetişkinlikte yakın ilişki içinde olunan bireylerden öğrenilerek bulaşır. Üstelik narsisizm kitle iletişim araçlarıyla, sistemik propagandayla da yayılabilen, benliği enfekte edebilen bir yapıdır. Ayrıca narsist bireyler yansıtmalı özdeşim mekanizmasıyla başkalarına kendileri gibi hissettirirler. Yani kendindeki duyguyu önce inkâr eder, sana yansıtır; örneğin “Ben değil sen kıskançsın!” der ve sonra onu kıskanmana neden olacak tutum ve davranışlarla sana kendisi gibi hissettirir. Bulaşması böyle.
Baş etmeye gelirsek; hazır taktiklerle, konserve stratejilerle baş etmek mümkün olmuyor maalesef. Çünkü narsist bireyler ana hatlarda birbirlerine çok benzeseler de her narsist aynı değil, daha da önemlisi her narsist mağduru aynı değil ve tabii aradaki ilişki de aynı değil. Her bireyi kendi sistemik koşulları içinde değerlendirmek ve öneriyi ona göre vermek gerekir. Yine de herkes için geçerli olabilecek bir prensip olarak şunu söyleyebilirim; hem dışımızdaki hem de içimize sızmış ve sızmakta olan patolojik narsisizmle benliğimizi güçlendirerek, ruhsal dayanıklılığımızı arttırarak baş edebiliriz. Bunun için de ego işlevlerini, öz yeterliliği, yetişkin öz güvenini, benlik saygısını, öz kabul ve öz onayı arttırmak gerek. Bu nitelikler yerli yerinde olduğunda birey sadece patolojik narsisizmle değil, hayatla da taktiklere ihtiyaç duymadan baş edebilmeye başlar.
“Hepimiz Narsistiz” kitabını kimler için kaleme aldınız? Bu kitabını kimler okumalı? Özellikle kimlere tavsiye edersiniz?
Kendi benlik bütünlüğüne ulaşmak adına kendi karanlığıyla yüzleşmek isteyen herkes için yazdım. Hem narsist bireyler, hem narsist bireylerin istismarına maruz kalanlar hem de bireysel, toplumsal ve küresel ölçekte neyin içinde olduğumuzu kavramak isteyenler için. Bugün çünkü, narsisizm bağlamında, suyun ne olduğunu bilmeyen balıkların birbirine “Sen ıslaksın!” diye bağırdığı bir dünyada yaşıyoruz.
SİNEMATERAPİ ATÖLYESİ YENİ DÖNEMDE
FİLMLERLE ÖRTÜK NARSİZMİ ELE ALACAK

Klinik Psikolog Şule Öncü, 2011 yılından bu yana Sinematerapi Atölyesi düzenliyor. Sinematerapi, psikoterapide kullanılan yardımcı bir teknik. Tek başına psikoterapi ya da tedavi yerine geçmiyor, ancak içgörü ve farkındalığı destekliyor. Şule hocamızla bu kadar narsisizm konuştuktan sonra, bu konuda bir atölyesi olup olmayacağını da sorduk. O da bu konudaki çalışmaları hakkında şu bilgiyi verdi: “Evet, hem narsisizmle hem de günümüzün sürdürülemeyen ilişkileriyle ilgili yeni atölye programları hazırlıyorum. Özellikle ülkemizde çok yaygın olan örtük narsisizmi Türk ve dünya sinemasından örneklerle ele alacağım.

H. Nilgün Karataş
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden “gazetecilik yapmayacağım” diyerek mezun oldum ve yıllarca Milliyet, Dünya, Günaydın, Akşam, BusinessWeek Dergisi, Para Dergisi ve Hürriyet Gazetesi’nde “çok severek” çalıştım. Uzmanlık alanım ekonomi gazeteciliği olmasına karşın kitaplar ve filmler beni her zaman büyüledi, hayatı onlar üzerinden çözümlemeyi sevdim. Hep yazdım, çok yazdım; ilk yayımlanan romanım Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar oldu, Halen Suare Dergi, Bianet, Distopya ve Yeni Sinema Dergisi için yazarken öykü, roman ve senaryo çalışmalarımı da sürdürüyorum. Bu arada ikinci üniversite olarak İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü öğrencisiyim.


