Close Menu
    Son Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Nisan 30
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » Göç, ‘sapına kadar’ edebiyat taşır
    Manşet 2

    Göç, ‘sapına kadar’ edebiyat taşır

    Mart 28, 2025Yorum yapılmamış11 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Belçika’ya yerleşen Türk toplumunun orada 60’ıncı yılının anısına yazılan “Göç Edebiyat Taşır” adlı kitap 37 farklı yazar ve şairin eserlerini bir araya getiriyor. Gazeteci-yazar Fikret Aydemir, şair-ressam Nerkiz Şahin ve şair Yılmaz Koçak’ın editörlüğünü yaptığı kitap, her iki ülkenin de arşivine girmesi için hem Türkçe hem de Flamanca hazırlandı. Çünkü göç, hiçbir zaman tek bir toplumu ilgilendirmiyor ve Fikret Aydemir’in dediği gibi  ‘sapına kadar edebiyat taşıyarak’ bir sorundan çok daha fazla anlama geliyor.

    Sayım ÇINAR

    Türkiye Cumhuriyeti ile Belçika Krallığı arasında 16 Temmuz 1964 tarihinde imzalanan iş gücü anlaşmasıyla Belçika’ya yerleşen Türk toplumu, oradaki 60’ıncı yılını doldurdu. Göçün 60’ıncı yılı için çok özel bir kitap projesine de imza atıldı. 37 farklı yazar ve şairin “göç” temalı yazıları, “Göç Edebiyat Taşır” adlı kitapta bir araya getirildi. Gazeteci-yazar Fikret Aydemir, şair-ressam Nerkiz Şahin ve şair Yılmaz Koçak’ın editörlüğünü yaptığı eser, Türkçe ve Flamanca olarak yayımlandı. Brüksel’in simge yapılarından Grand Place’da Fikret Aydemir’le buluştuk, Belçika’da kütüphanelere ve devlet arşivlerine de giren bu çok özel kitabın nasıl doğduğunu konuştuk.

    * Öncelikle teşekkür ediyorum röportajı kabul ettiğiniz için. Yıllar önce sizinle “inceliklere” dair bir kitap yayınlamıştık; “Hayata Dair Bi’kaç Satır”. O kitabın kokteyli Grand Palas’ta olmuştu, yeni kitabın “Göç Edebiyat Taşır”ı konuşmak için de bugün yine aynı yerdeyiz…

    – Ben teşekkür ediyorum, ayaklarınıza sağlık.

    * Bu yeni kitapta farklı milletlerden yazarların “göç”e dair çok özel yazıları ve şiirleri var. Türklerin Belçika’ya göçünün 60’ıncı yılı için hazırlanan kitabın projelendirilme sürecinden bahseder misiniz biraz? 

    – 2024, Türklerin yanı sıra dünyanın birçok yerinden insanların Belçika’ya göçünün 60’ıncı yılıydı. Bununla ilgili birçok etkinlik yapıldı. 60’ıncı yıl konseri, 60’ıncı yıl sergisi oldu. Ama biz kalıcı bir şey olsun istedik. “Söz uçar, yazı kalır” derler. Söz uçmasın ama yazı kalsın istedik ve kitap hazırlamaya karar verdik. Özellikle çift dilde; hem Türkçe hem Flamanca yaptırdık ki buradaki bütün belediye kütüphanelerine, milli kütüphaneye girebilsin. 

    * Önemli bir arşiv çalışmasına imza atmışsınız…

    – Evet. Göç hikâyeleri de arşivlerde olacak böylece. 1964’te Belçika ile Türkiye arasında iş gücü anlaşması yapıldıktan sonra buraya gelen insanlar neler yaşamış, neler hissetmişler? Bunları hem Türkçe hem de Flamanca anlatmak istedik. Kitabın editörlüğünü şair-ressam Nerkiz Şahin ve şair Yılmaz Koçak’la birlikte yaptık. Nerkiz’in kendi yaptığı özel desenler ve resimlere de yer verdik. Kapak da ona ait. Bu kalıcı eser burada hem kütüphanelere hem de devlet arşivlerine girdi. 

    GÖÇTÜĞÜMÜZ YERE EDEBİYATI DA YANIMIZDA GETİRİYORUZ

    * Bir döneme tanıklık eden, yaşanmış hikâyeler var kitapta. Şiirler de aşırı derecede içten. Yazmak için yaşamışlar adeta… 

    – Evet, kitabın en önemli özelliklerinden biri bu; daha saf duygularla karşılaşabiliyorsunuz. Profesyonel yazarlar, yazarken teknik düşünürler ama bu tür ilk denemelerini yapan insanlar yaşadıklarını daha saf duygularla kâğıda döküyorlar. Kitabın ismi; “Göç Edebiyat Taşır.” Evet, biz göçüyoruz ama göçtüğümüz yere edebiyatı da yanımızda getiriyoruz. Göç sırasında bütün hikâyeler, duygular ortaya çıkıyor. Sıla hasreti, vatan özlemi, yabancı olma, hayata tutunma, yeni bir hayat kurma çabalarının sonucunda biz buraya geldik. Ve o çabaların hepsini bu kitapta bulabiliyorsunuz. Kitabın Türkçe editörlüğünü de yaptığım için bütün yazıları, şiirleri, denemeleri, öyküleri defalarca okudum. Defalarca çevirileri yapıldı. Çünkü Belçikalı, Arap kökenli, Tunuslu, Faslı, Afrikalı arkadaşlarımız da var kitapta. Hatta Vietnamlı, Latin Amerikalı arkadaşlarımız bile var. Kendi göç hikâyelerini yazdılar. “Göç Edebiyat Taşır”, evet göç sapına kadar edebiyat taşır… 

    * Tabii ki, çünkü o kadar çok duygu var ki… Göçmenlik meselesi genelde belgesellerde işleniyor. Bu konuda az sayıda kitap var. Siz önemli bir iş yapmışsınız, bunun farkındasınız değil mi? 

    – Umarım öyledir. Biz bu yönde çaba gösterdik. Kitap demişken; Günter Wallraff’ın orijinal adı “Ben Ali” olan ama Türkçeye “En Alttakiler” diye çevrilen, Almanya’daki Türk göçmenleri anlatan muazzam bir kitabı var. Herkes de bilir. Biz sadece deneme yaptık. Çünkü 60’ıncı yılı es geçmemek lazımdı. 

    İNSANLAR MADENDE EŞİTLENİYORDU

    * Şiir denildiği zaman akla önce aşk şiirleri gelir. Oysa dünyanın en büyük acısının aşk acısı olmadığını, insanların daha ağır dramlarının, ciddi özlemlerinin olduğunu bu göç kitabında net şekilde görebiliyoruz. Belçika’ya göçen Türk maden işçileri örneğin, çok zor bir iş yapmaya gelmişler buraya…

    – Hem Flaman bölgesinde hem Frankofon toplumunun olduğu bölgelerde maden ocakları vardır. Belçika’da 1990 yılında tamamı kapatıldı. Kömürü Afrika ülkelerinden daha ucuza satın alabildikleri için, kendi rezervlerini korumak amacıyla kapattılar. Dediler ki; “Daha sonra bize lazım olursa, kendi madenimizi çıkarırız”. Ama 1964’ten 1990’a kadar Türk göçmenlerin aile bireylerinden biri mutlaka madenci oldu. Belçika’ya gelen çoğu kişi madencidir yani. Madende de herkes simsiyahtır. Madene inip 1 saat kalırsanız, o kömür tozundan simsiyah oluyorsunuz. Belki de eşitleniyordu insanlar orada. Yani beyaz tenliler de siyah oluyordu. Benim babam maden emeklisi, büyük abim maden emeklisi, küçük abim maden emeklisi… Bir ben madenci değildim.

    MADENCİLER SÜRME GÖZLÜ OLUR

    * Neler hissediyordunuz onların madende çalıştığı dönemde? 

    – Çok ağır işçilerdi. İki abimin de sürekli gözlerinde sürme vardı. Gözleri maden tozundan sürmeliydi. Çalıştıktan sonra uzun uzun duş alırlar ama kirpiklerinin arasında kalan tozlar bir türlü gitmezdi. Onun için madenciler sürme gözlü olur. O yıllardan en çok aklımda kalan şeylerden biri de hem babam, hem abilerim eve geldiklerinde 1 litrelik soğuk süt içerlerdi. O gırtlakta biriken maden tozunu temizlesin diye. En ağır iş kollarından biridir madencilik. İç organların büyük tahribat görür. O nedenle Belçika’da emekli olma yaşı 67’yken, madenciler 10 yıl çalıştıktan sonra emekli olma hakkını kazanır. 

    * Sizinkiler kaç yıl çalıştı?

    – En küçük abim 10 yıl, büyük abim 15 yıl, babam da yaklaşık 22 yıl çalıştı. Belçika’da demir çelik ve inşaat sektörü de var. Anadolu’nun farklı kentlerinden, köylerinden buraya gelenlerin yapabilecekleri en iyi şey, kol gücüyle yapılan işler. Yani inşaatta, demir çelikte ve maden ocağında çalışmak. Büyük cesaret aslında. Yani dilini, dinini, kültürünü bilmedikleri bir ülkeye göçüyorlar. Ve aslında sıfırdan değil, eksi bilmem kaçtan gelip bir hayat kuruyorlar. 

    BU KİTAP BELÇİKA’YA GÖÇ EDENLERE BİR SAYGI DURUŞU

    * Babanız hangi şehirden göç etmiş buraya? 

    – Ardahan’ın Posof ilçesinden. Çok Posoflu var burada. Kayserililer, Sivaslılar da çoğunluktadır Belçika’da. Anadolu’nun çeşitli kasabalarından, köylerinden, kentlerinden birçok kişi geldi buraya ve dediğim gibi eksi bilmem kaçtan başlayarak yeni hayatlar kurdular. Onun için bu kitap, aynı zamanda onlara bir selam durmadır. Biz aynısını yapabilir miyiz, o cesareti gösterebilir miyiz bilmiyorum. O zamanlar köylerden gelenler okuma yazma bile bilmiyordu. Benim babam da askerde okuma yazma öğrenmiş. Annem hiç bilmiyor. Ama işte onların çocuklarından biri benim; gazeteci yazarım.

    * Siz yıllarca gazetelerde Brüksel temsilciliği yaptınız… 

    – Evet. Sadece ben değil, Anadolu’dan kalkıp gelmiş, okuma yazma bilmeyen o anne-babaların çocukları doktor oldular, mühendis oldular, avukat oldular, hâkim oldular… Hatta politikacı oldular, bakan oldular, belediye başkanı oldular. Yani büyük bir başarı öyküsü aslında. 

    * Bir bakanımız da buradan Meclis’e girdi.

    – Evet, şu anda Türkiye Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı olan Mahinur Özdemir… Gurbette olmak insanları birbirine bağlıyor. Mahinur Özdemir’in de ben neredeyse çocukluğunu bilirim. En son göçün 60’ıncı yılıyla ilgili burada bir tören vardı. Konuşmacılardan biri bendim. Mahinur Özdemir de oradaydı. “Sevgili Mahinur hoş geldin” dedim. Birçok insan “Koskoca bakana niye ismiyle hitap ettin?” dedi. Dedim ki çocukluğunu biliyorum ben! Burada birlikte büyüdük, hepimiz birbirimizi tanırız. En son 1 yıl önce makamına gitmiştik, “Abi hoş geldin” diye karşıladı. Yani o bakan, ben gazeteciyim ama hâlâ abi-kardeşiz. Dünya görüşümüz farklı olabilir, hayatta duruşumuz farklı olabilir, onun makamı farklı olabilir ama ortak noktamız göçmen olmamız. Onun için birbirimizi çok iyi tanır, birbirimizi çok iyi biliriz. Eğer gurbetteysen ortak paydada buluşmak çok daha kolay oluyor ve biz ortak paydalarda buluşabiliyoruz. Almanya’daki Türklerle de, Hollanda’daki Türklerle de, Fransa’daki Türklerle de öyle. 

    TÜRKİYE’DE HER GÖÇMENE ‘ALAMANCI’ DİYORLAR!

    * Bir süre Almanya-Berlin’de çalışıp sonra Brüksel’e gelen birçok kişi de var, değil mi? 

    – Tabii. Önce Münih’e, Berlin’e gelir, oralarda yapamazlarsa Belçika’ya geçerler. Orada da olmuyorsa Fransa’ya giderler. Belçika’daki, Fransa’daki, Hollanda’daki Türkler “Yahu Türkiye’de bize niye Alamancı diyorlar? Biz Alamancı değiliz ki” derler ama göçün çıkış noktası 1961, Almanya olduğu için böyle söylenir.

    * Kitapta 37 yazarın yazı ve şiirleri var. Bunları kim seçti? 

    – Yılmaz ve Nerkiz’le beraber seçtik. 

    * Ben çok okuyan biri olarak, bu kitabı elime aldığımda “Dikkatli okumalıyım, çünkü bir meselesi var” dedim. Şiirleri de bayağı iyi buldum. İyi şiir yazabilmek için şair olmaya gerek olmadığını bir kez daha gördüm. Ortalama bir insan da çok derinden yazabiliyor işte… 

    – Duyguları saf çünkü. Nerkiz Şahin sekiz tane şiir kitabı olan bir arkadaşımız. Zaten kitabımızın sonsözünü de o yazdı. Önsözü ise gazeteci ve tarihçi Tina De Gendt’ten istedik. Çünkü kendisi Belçika’nın Gent kentinde bir göçmen sergisi de açmış, bu konuda kafa yoran bir arkadaşımız. “Böyle bir kitap yazıyoruz, lütfen önsözü sen yazar mısın?” diye rica ettik, “Seve seve” dedi. Göçmenlerle ilişkisi olan, göçmenlerle iç içe olan bir tarihçi. Belçika’nın yakın tarihini çok iyi takip eden biri. Oturdu, toplumsal ve sosyolojik bir bakışla önsöz yazdı bize; 60 yılda neredeydik, nereye geldik ve nereye gitmemiz gerekiyor, bunları anlatan. Ve yazısını üç bölüme ayırdı; ‘zaman’, ‘mekân’, ‘toplum’ diye. Kitapta yedi tane de görsel var. Hepsi üzerinde uzun uzun düşündük, tasarladık, çok uzun zaman harcadık. Sonuçta kitap ortaya çıktığında da çok mutlu olduk. İlk lansman, Brüksel’de bir kültür merkezinde yapıldı. Şimdi Brüksel Başkent Kütüphanesi’nde bir imza günü planlanıyor. Gent Kütüphanesi’nde 23 Mayıs’ta da bir imza günümüz olacak yazar arkadaşlarımızla.

    * Bu buluşmalar size ilaç gibi geliyordur, çünkü ortak sorunlarınız var…

    – Terapi gibi düşünmek lazım. Göç eden herkesin bir meselesi olduğu için oturup hep beraber konuşuyoruz. Latin Amerika’dan, Afrika’dan, Türkiye’den gelen arkadaşlarımız göçe farklı bakabiliyor ama ortak payda elbette göç.

    AVRUPA’DA YERLEŞİK KÜLTÜR VAR, ANADOLU İNSANI HEP “GÖÇE” ÇOCUĞU

    * Siz aynı zamanda gezginsiniz. Gezginlikle göçmenliği birbirine bağladığınız zamanlar oluyor mu, kıyaslıyor musunuz ya da?

    – Biz aslında “göçe” çocuklarıyız. Göçe çocukları bence önemli. Yani atalarımızın atalarının ataları. Orta Asya’dan yola çıkmışlar ve gidebilecekleri en uzak yer olan Amerika’ya kadar göç etmişler. Belki biraz iddialı olacak ama; Anadolu insanı dedesinin dedesinin mezarına dönüyor. Avrupa’nın başkentinde, Brüksel’de yaşıyoruz. Burada bir dostum var mesela. Dedesinin babasının evinde kalıyor. Dedesinin babası da o evde doğmuş büyümüş, benim arkadaşım da. Onun çocuğu da orada doğdu. Bu, Batı Avrupa’nın yerleşik kültürünü gösteriyor. Oysa biz Anadolu insanları hep göçe çocuğu olmuşuz. Orta Asya’dan kalkıp Anadolu’ya gelmişiz. Ki Anadolu’nun bir de köprü coğrafyası var. Asya’yı Avrupa’ya, Avrupa’yı Afrika’ya bağlayan bir köprü Anadolu. Ve aslında Anadolu içinde de herkes göç ediyor. Sana soruyorum; Anadolu’dan geliyorsun, hayatında kaç tane ev değiştirdin? 

    * En az beş…

    – Herkes öyle. Bu yüzden dedemizin dedesinin mezarını bilmiyoruz. Ya da hiç gitmedik. O nedenle biz Anadolu insanının göçe çocukları olduğunu düşünüyorum, çünkü sürekli göç ediyoruz. 

    AVRUPA’DAKİ TÜRKLERİN SORUNU: ÖLÜNCE NEREYE DEFNEDİLECEĞİZ?

    * Hep bir gitme arzusu var, gitmek üzerine kurulu bir hayatımız var… 

    – Avrupa’daki Türklerin en büyük sorunlarından biri nedir biliyor musun? Öldükten sonra defnedilecekleri yer… Onu bilmiyorlar, karar veremiyorlar. Büyük çoğunluğu kendi topraklarında, Türkiye’de defnediliyor. Ama o zaman da çocukları yılda belki bir defa, belki iki yılda bir defa mezarını ziyaret edebiliyor. Yavaş yavaş şu tartışma başladı Avrupa’daki Türklerin içinde; “Acaba buraya mı defnedilsek? Çocuklarımız daha sık mezarımızı ziyaret eder mi?” Türkiye’de dini bayramlarda insanlar anne-babasının mezarına gider, dua okur. Ama anne-baba Türkiye’de defnedilmişse, buradaki çocuklarının gitmeleri neredeyse imkânsız. “Acaba buraya mı defnedilsek?” diyorlar şimdi. Ki büyük ihtimalle buradaki göçmenler öldüklerinde buraya gömülecekler. Bu, hayatın kaçınılmaz sonu…

    * Avrupa’ya göç eden Türkler geçmişlerinde büyük zorluklar yaşadı ama artık milletvekili de olabiliyorlar, Meclis’e de girebiliyorlar. Burada bir başarıdan söz etmek mümkün, öyle değil mi? 

    – Tabii ki. Çok gezen bir gazeteci olarak benim Kopenhag’da da dostum var, Frankurt’ta dostum var, Münih’te dostum var, Paris’te dostum var… Nereye gitsem tanıdığım insanlar var. Bu da inanılmaz güzel bir şey. Türkiye’den kalkıp buraya gelmişiz ama bütün Avrupa’da kök salmışız aslında. Kök salıyorsun ve oradaki ilişkilerini besliyorsun. O ilişkiler de seni besliyor aslında. Belki de metropollerde yaşamanın ya da Batı Avrupa’da yaşamanın en güzel özelliklerinden biri. Eğer biz göç etmeseydik, Ardahan’da kalsaydık, sadece Kars kültürüyle yetişecek, Kars kazını, Ardahan’ın soğuğunu bilecektik. 

    * Siz kitapta yer alan öykünüzü, diğer yazıların editörlüğünü yaptıktan sonra mı kaleme aldınız, önce mi?

    – Ben hiçbirini okumadan kendi öykümü yazdım, ki onlardan etkilenmeyeyim. “Göç”ü düşünürken etimolojik kökenine indim. Bir fiziksel, bir de ruhen göç etmek vardır. O nedenle ben de bir cenazeyle başlayıp öyküme öyle giriş yaptım.

    * Sizin öykünüz 37’nci sayfada yer alıyor. Sıralamayı nasıl yaptınız?

    – Mail kutularını açtık, kim önce gönderdiyse onu öne aldık. İsme göre alfabetik sıraya koymayı düşünmüştük önce, sonra “hayır” dedik. Önce gönderenin yazısını öne koymaya karar verdik.

    Related Posts

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026 Fotoğraf

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026 Edebiyat

    Bahar Geldi

    Nisan 26, 2026 Kadir Horzum

    Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

    Nisan 22, 2026 Edebiyat
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Dolunay Kocabağ, New York’taki oyunculuk kariyerine yeni başarılar eklemeye devam ediyor. Sahne adıyla Luna Vintner…

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Adına ne diyeceğimi bilemediğim karakterin hissettirdikleri

    Temmuz 28, 2023 Elif Gülünay

    BU SABAH BABAMLA ÖLÜMDEN YAŞAMA UYANDIM

    Nisan 1, 2025 SUAREMAG

    GEÇİRGENLİĞİN SESSİZLİĞİ

    Aralık 1, 2025 SUAREMAG
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.