Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Temmuz 6
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » ‘DOKTORUN KARISI’NIN FISILTISI: GÖRÜYORSAN SUSAMAZSIN
    Nilgün Karataş - SuareMag

    ‘DOKTORUN KARISI’NIN FISILTISI: GÖRÜYORSAN SUSAMAZSIN

    Temmuz 1, 2025Yorum yapılmamış6 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    henize Nilgün Karataş
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Nilgün Karataş

    Bakabiliyorsan, gör.
    Görebiliyorsan, gözle.
    Nasihatler Kitabı

    Körlüğü sessizlikle, görmeyi gürültüyle eşleştirmeyi hiç düşünmemiştim, doktorun karısı aklıma soktu. İşitsel iki kavramı hem felsefi olarak bilgiye hem de ahlaki olarak eyleme uyarlayabilir, iki ayrı deneyim biçimi olarak ele alabilir miydim? Alırsın, diye fısıldadı doktorun karısı: Görüyorsan susamazsın!

    Aslında görme eylemi antik felsefeden bu yana hakikatin ve varoluşun en temel metaforlarından biri. Platon’un mağara alegorisinde görmek yalnızca fiziksel bir fiil değil, zihinsel bir uyanış. Descartes’a göre; ‘Gören, göz değil tindir; ancak tin, doğrudan değil, beyin aracılığıyla görür.”

    Maurice Merleau-Ponty, görmeyi bedensel bilinç olarak tanımlıyor. Körlük bu anlamda dünyayla bağın kopuşunu mu simgeliyor? Judith Butler ise kırılganlığın tanınması için ‘görünürlük’ten söz ediyor. Birine bakmak, onu görmek, ahlaki bir eylem ona göre.

    Anlaşılan o ki modern aklın ışığı ‘görmek’le özdeşleşiyor. Zaten José Saramago’nun sözünü ettiği körlük de; ışığın yok olması değil tam tersine göz alıcı bir beyazlığa dönüşmesi. Tam da buradan yola çıkarak, sessizliği körlükle, gürültüyü görmekle eşleştirerek yeni bir anlam arayışına girebilir miyim?

    Konuşma, dedi doktorun karısı yumuşak bir sesle, hepimiz susalım, sözlerin işe yaramadığı anlar vardır, keşke ben de ağlayabilseydim, her şeyi gözyaşlarımla söyleyebilseydim, anlaşılayım diye konuşmak zorunda kalmasaydım.

    Doktorun karısı ile tanışıklığım; taa 1999 yılına uzanıyor. Saramago’nun ilk okuduğum ve etkisinden günlerce çıkamadığım alegorik romanı. Ben okuyuncaya kadar Türkçe’ye çevrildiği ilk yılında üçüncü baskısını yapmıştı bile. Tüm dünyada olduğu gibi biz de sevmiştik. Neden?

    Çünkü Körlük, adı anılmayan bir ülkenin isimsiz karakterlerinden söz ediyor olsa da hikayede asıl anlatılan biziz. Hepimiz. 

    Doktor, doktorun karısı, koyu gözlüklü kız, birinci kör, birinci körün karısı, şehla çocuk, siyah bantlı yaşlı adam, araba hırsızı, haydutların lideri, gözyaşı yalayan köpek ve yazar.
    Ve okur.

    İsimlerimizin bir önemi yok, giderek çürük kokan, yapış yapış pislik akan o sayfaları sessiz sessiz çeviren biz okurlar da adı anılmayan ülkelerin, adı anılmayan karakterleriyiz. Kimimiz gerçekten körüz, kimimiz görüyoruz; çoğumuz susuyoruz.

    Çoğumuzu simgeleyen kişi de doktorun karısı olmalı; o bir tanık, romanın göreni. Gördüğünü saklamak zorunda kalanı. Körlüğün yalnızca hastalık değil vicdani çöküş anlamına geldiği o dünyada, sadece görmeyenlerin değil bizim de gözümüz, doktorun karısı. 

    Onu hiç unutmamış, Saramago’ya hayran olmuştum… Yazarın Görmek adlı romanı 2008 yılında yine Can Yayınları’ndan Aykut Derman çevirisiyle ülkemizde yayımlanınca bu kez hiç beklemeden aldım. Yine isimsiz ülkedeydik ancak bu kez meselemiz çok farklıydı; seçim günü halkın oy kullanmaya gitmemesi ile başlayan bir kaos ortamı vardı.

    Görmek bir devam romanı değil, ancak okudukça anlıyoruz ki, 2004 yılında yayımlanan Görmek’teki başkent, yazarın 1995 yılında yazdığı Körlük romanındaki şehir. Edebiyat takvimine göre aradan sadece dört yıl geçmiş, körlük salgınından kurtulan halk o karanlık günleri unutmuş bile. Biri hariç; başkana mektup yazan muhbir, bu iki olayı birbirine bağlamakta pek mahir.
    Suçladığı kişi kim?
    Doktorun karısı!

    İki roman, iki farklı zaman, iki tuhaf olay ve bir kadın… 

    Doktorun karısının özel biri olduğunu biliyordum, emin oldum. O görüp de susanlardan öte görüp de eyleme geçenlerin neler yapabileceğini anlatan kadındı. Sırça fanusu kırmakla kalmayıp, çatlaklardan usul usul sızarak sessizliği bozandı. 

    Okuyanlar ve henüz okumayanlar için Körlük romanını kısaca özetleyeyim: Roman, bir adamın aniden kör olmasıyla başlıyor. Körlük, karanlık değil; ‘süt beyazı bir ışık’ olarak salgına dönüşüyor. Göz doktoru, hastaları ve onlara temas eden herkes kör oluyor. Devlet, hastaları eski bir akıl hastanesinde karantinaya alıyor. İçlerinden yalnızca biri görmeye devam ediyor: Doktorun karısı.

    O, eşinin yanında olmak için kör olduğunu söyleyerek karantinaya giriyor. Tanıklığı sessizlikle başlıyor, ancak yükü arttıkça olaylarla müdahale etmesi gerekiyor. Tanıklığın yükünü ve gözleri açık kalmanın bedelini çok ağır ödüyor, ödetiyor da…

    Körlük toplumsal çürümeyi, iktidarın umarsızlığını, kadın bedeni üzerinden kurulan şiddet ağını, kimi zaman usulca kimi zaman patırtıyla anlatırken, doktorun karısı gören tek kişi olmasına rağmen, diğerleriyle birlikte pisliğin, açlığın, şiddetin içine giriyor.

    Judith Butler’ın “Precarious Life – Kırılgan Hayat” adlı çalışmasında belirttiği gibi, başkasının kırılganlığı karşısında özne olmanın yolu, o kırılganlığı görmek ve ona karşı sorumluluk almaktan geçiyor. Doktorun karısının suskunluğu da edilgenlik değil; etik farkındalık oluyor.

    “Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük, Gören körler mi, Gördüğü halde görmeyen körler.”

    Susan Sontag, “Regarding the Pain of Others – Başkalarının Acısına Bakmak” kitabında, görme ediminin hem duyarsızlaştırıcı hem de dönüştürücü gücünden söz ediyor. Doktorun karısı da tanıklıkla yetinmiyor, sonunda eyleme geçiyor. Makası eline alıp tecavüzcü lideri öldürdüğünde, sessizce sessizliğin ötesine geçiyor.

    “…sıradan bir tabanca fazla gürültü yapmaz. Makas hiç ses çıkarmaz, diye düşündü doktorun karısı. Bu düşüncenin nereden çıktığını sormadı kendi kendine, bu gereksizdi, aklına gelişindeki yavaşlığa, ilk sözcüğün kendine yer açmak için geçirdiği zamana, ardından gelen sözcüklerin gecikmesine şaşırdı yalnızca, sonra, o düşüncenin zaten orada, belirsiz bir yerde durduğunu, eksik olan şeyin yalnızca onu giydirecek sözcükler olduğunu düşündü…”

    Doktorun karısı bastırdığı düşüncelerine sözcükler giydirirken karantinadaki körlerin sessizce olan bitene boyun eğmesi Hannah Arendt’in ‘kötülüğün sıradanlığı’ kavramıyla açıklanabilir.

    Biliyoruz ki kötülük çoğu zaman suskunlukla, boyun eğmekle besleniyor. İşte bu noktada, doktorun karısının tecavüzcüyü öldürme eylemi yalnızca bir karşı çıkış değil, aynı zamanda bir uyarı anlamı taşıyor. Saramago bu cümleyi yazmamış ama doktorun karısı okura fısıldıyor: Görüyorsan, artık susamazsın!

    Süt beyazı körlük, gürültülü sessizlik ve biz…

    Tam da içinde bulunduğumuz dönemi özetlemiyor mu? Bugün, hepimiz evimizdeki, elimizdeki ekranlardan olan biteni izliyoruz. Savaşlar, göçler, yoksulluk, kadın cinayetleri, hayvan katliamları, ormansızlaşma… Her şey gözümüzün önünde.

    Görmüyor muyuz? Görmemiş gibi mi yapıyoruz? 

    İzlediğimiz görüntüler atılan bombaların gümbürtüsünü, çocukların ağlayışını, annelerin ağıtlarını, erkeklerin çaresizce iç çekişlerini ulaştırıyor bize. 

    Duymuyor muyuz? Duymamış gibi mi yapıyoruz?

    İşitme ve görme aralığımıza uygun olsa da onca gürültüyü, patırtıyı anlamlandırmak zor mu geliyor bize? Anlamak mı istemiyoruz?

    Saramago’nun beyaz körlüğü, belki de çağımızın en bulaşıcı hastalığıdır: Görüp susmak.
    Doktorun karısının sessizliği sonunda eyleme dönüşürken, biz çoğu zaman kendi iç sessizliğimizin konforuna sığınıyoruz. Bazılarımız klavye şövalyeliği yapacak kadar cesur!

    Körlük bu yüzden yalnızca bir distopya romanı değil; bir uyarı metni gibi okunabilir. Doktorun karısının bize fısıldadığı gibi: Görüyorsan, susma!

    Doktorun karısının Körlük’te bir grup insana rehberlik görevi üstlenirken Görmek’te tüm bir sistem için tehdit unsuru olması boşuna değil elbette. Seçim günü ülke genelinde beyaz yani boş oy kullanılıyor diye devlet, otoritesini sarsan bu sessiz eylemi bir tehdit olarak algılıyor. Bunun yükü de doktorun karısına yükleniyor. 

    Saramago’nun bu karakteri, ikinci romanda tekrar merkeze alarak ona yalnızca etik değil, politik bir rol de yüklemesi boşuna olamaz. 

    Judith Butler’ın kırılganlık ve görünürlük üzerine söylediklerini bir kez daha hatırlatmak isterim. Öyle ya sessizlik de bir tür performans olarak görülebilir. Sessizlik direnişin bir biçimi de olabilir. Çünkü sessizlik, tahakkümün en sevmediği şeylerden biri: Anlaşılamaz, yönetilemez, manipüle edilemez.

    Doktorun karısı ikinci roman ile birlikte yalnızca ‘gören’ değil, artık ‘görülen’ kişi. Devletin hedefi, halkın gizli umudu. Arendt’in ‘kötülüğün sıradanlığı’ kavramını burada yeniden düşünebiliriz. Seçmenlerin boş oy kullanması, sıradanlaşmış kötülüğe karşı sıradan ama etkili bir başkaldırı olarak okunabilir. Ve yine, kadın karakter bu başkaldırının etik merkezinde duruyor.

    Doktorun karısı bizim bu gürültülü ama anlamsız çağımızda hâlâ bize fısıldayan kadın.  

    Saramago, bir kez daha bütün yükü bir kadının üzerine yıkmış, diyebilirim ama onu anlıyorum. Saramago’nun dispotik dünyasında ‘görmek’ sadece gözle değil vicdanın sesini dinlemek anlamına geliyor çünkü. 

    Doktorun karısı, ne kahraman ne de kurban. O, gören, bakan, fark eden, suskunluğunu eyleme dönüştüren bir bilge. Saramago üstad gitse de doktorun karısı aramızda bir yerlerde yaşıyor olabilir. Çünkü şehir hâlâ orada… Çünkü o hâlâ bir ses bize fısıldıyor: Görüyorsan, susamazsın!


    Henize Nilgün

    H. Nilgün Karataş, İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Henüz öğrenciyken çalışmaya başladı, Milliyet, Dünya, Akşam, Günaydın, Business Week Dergisi ve Hürriyet’te gazetecilik yaptı. İlk romanı Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar’ın yanı sıra birçok kolektif kitapta öyküleri yayımlandı. Bianet, Yeni Sinema Dergisi ve Suare Dergi’de yazıyor. İkinci üniversite olarak da felsefe okuyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    SuareMag – Temmuz 2025
    SuareMag – Haziran 2025
    SuareMag – Mayıs 2025
    SuareMag – Nisan 2025

    nilgün karataş suaremag temmuz yazar

    Related Posts

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026 Manşet

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026 Hakan Akdoğan
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    ‘Koleksiyonlarda Devrim Erbil’ sergisi

    Eylül 29, 2023 Sergi

    Bayram sofralarına dikkat; yeme bozukluğunuz tetiklenebilir! 

    Mayıs 2, 2022 Uncategorized

    FİLLER TEPİŞİR KARINCALAR EZİLİR

    Haziran 1, 2026 Melek Toksoy
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.