Close Menu
    Son Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Nisan 30
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » ÇİFTER ÇİFTER
    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    ÇİFTER ÇİFTER

    Kasım 1, 2025Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Burak Turgut

    “En yükseklere ulaşmaya çalışmak, yolunu kaybetmişlerin en son durağıdır,” demişti Bay Sorvelis, birkaç gün evvel. Bleaktown’un kasvetli ve gri sokaklarında yürürken bu bilge ihtiyarın söylediği gelişigüzel cümlelerin pası hâlâ üzerimdeydi. Bana karşı söylenen bu cümleler, muhtemelen daha öncelerde oldukça derin bir şekilde düşünülmüştü. Bleaktown akşamı her zamanki gibi puslu ve soğuktu. Kendi kendimden kaçmak için atıldığım sokaklarda yavaş ve temkinli adımlarla yürürken, bir yandan da geçen gün yaptığımız konuşmayı düşünüyordum. Öte yandan, etrafı kaplayan yoğun sisli hava her şeyi silikleştiriyor, adımlarımın sınırını birer birer yutuyordu. Ben ise her zamanki gibi daralan nefesimle birlikte derin bir iç çekiyor ve önümü göremediğim bu hava koşuluna hayıflanıyordum. Ancak gereksiz bir hayıflanmaydı bu; zira ben zaten uzun zamandır önümü göremiyordum. Kaçınılması güç bir durumdur bu, ya kendi karanlığınızı aydınlatmak için bir mum ararsınız ya da karanlık sizi yuttuğu için kendinizi mumla ararsınız. Seçmek ve yönetmek sizin elinizdedir. Sağ dizimin bir parmak altındaki yara, bugün normalden daha az acıtıyordu canımı. Hemen yanı başımda duran, harabeden hâlliceye dönmüş yıkık dökük binanın merdivenlerine oturup dizimi sıyırdım. Dokunduğumda hissedilen hafif ısının nedeni belliydi: Yara, kabuk tutarak örtülmeye başlıyordu. Klasik yaşam döngüsü… Hayatta kalma işleri, çoğu kez bu olay gerçekleşerek tesadüfi bir ritüele indirgeniyordu ne de olsa. Derin birkaç nefesi içime çekerken, ciğerime giren oksijeni ve havadan içime giren minik toz zerrelerini hissediyordum. Bir yandan da dizimdeki bu yaranın nasıl oluştuğunu anımsamaya çalışıyordum. Bay Sorvelis ile olan konuşmamızın üstünden dört gün geçmişti. Onun yanından ayrıldığım o gece, bir balçık kıvamına gelen zihnimin çok da sağlıklı çalıştığı söylenemez. Yaranın nasıl açıldığını hatırlamıyorum. Sisli bir sokakta mı düştüm, yoksa düşmek için mi o sokağa girdim, bilmiyorum. Belki de kimse dokunmadı bana; yalnızca kendi bacaklarımdan intikam almak için ben sürttüm taşlara. İnsan bazen kendi tenini yaralayarak içindeki kırıkları dışarı taşırır. Hangisi doğru, emin değilim. Emin olduğum tek şey, insanoğlunun kabuk tutacağından emin olduğunu sanarak kendine yeni yaralar açtığı. Bunu da o ihtiyardan öğrenmiştim. Yorgunluktan ve uykusuzluktan bitap düşen bedenimi zor da olsa kaldırıp yürümeye devam ettim. Gökyüzündeki siyahlık, göz kapaklarımın altındaki siyahlıkla eşsiz bir uyum yakalamıştı. Uykuya olan direncim ve zihnimi ele geçiren tonla soru, beni Bleaktown sokaklarında bir flanör edasıyla yürümeye zorluyordu. Bu gece hem bu küçük kasaba hem de benim âciz ruhum gereğinden fazla soğuktu. Antik mitlerdeki veya dinî ögelerdeki o kutsal ateş belki de bu yüzden bu kadar ilgimi çekiyordu. Buzdan yontma ruhlardan ılımanlık beklenemezdi. Aşırı ve aykırı olmak, bir faninin giyebileceği en sıcak ve en kaliteli giysidir belki de. Günün her altmış dakikalık dilimi ilerlerken, gökyüzü de siyah yorganını daha çok üstüne çekmeye başlıyordu. Karanlığın içine hapsolan tek şeyin ben olmadığımı fark ettiğimde ay gökyüzünde çoktan silikleşmişti. O an, artık beni aydınlatacak herhangi bir şeyin kalmadığını düşünmeye başlamıştım. İçimden bir ses, bu gece aydınlığa kavuşmazsam, en azından ufacık bir ışık huzmesi görmezsem her şey için çok geç olabileceğini söylüyordu. Belki de yürümeye bu yüzden devam etmem gerektiğini düşündüm. Yürümeye devam ederken, içimden gelen güçlü bir dürtüyle Bay Sorvelis’in tavernasının olduğu sokağa saptım. Adımlarım sıklaşmış, nefes alışverişlerim hızlanmıştı. Âdeta içimde hapsolmuş tüm potansiyeli, içimdeki kabuk tutmuş her şeyden sıyrılmak için var gücümle kinetik bir enerjiye çevirmek için kullanıyordum. Bu yürüyüş bugün bir kaçış veya bir çukura düşüşün cılız omurgasını taşımıyordu. Bu gece, varlığın ve yokluğun savaşında iki düşman safının tüm günahlarını gün yüzüne çıkartarak yüzleşme hâli gözlemleniyordu. Bu eşsiz felsefi savaş, yüzyıllarca yazılmış binlerce usta ezgi gibi muazzam bir kaos hâlinde, benzersiz bir orkestra gibi duyanı mest eden cinsten kaotik bir ezgi çalıyordu. Üç sokak ötesi. Saptığım konumun adı Nyx Alley. Kabukların ya tekrar kanayacağı ya da iyileşmek için zaman bulacağı cevaplar için tavernaya yürümeye devam ettim. Bu sokak, hiç şaşırtmıyordu beni. Kuytu köşedeki ücra konumu, kuytu köşelerde kalmış, kendini unutmaya çalışan, belki de çoktan unutmuş olan insanlara birkaç bardak bir şeyler karşılığında acıyan yaraları hafifletme fırsatı sunuyordu. Birkaç dakika durup etrafta kendinden geçmiş olanları seyrettim. Aramızdaki tek fark, benim fiziksel olarak daha dengede duruşumdu. Gerisi aynı. Ruhsal hastalıkların en büyüğüne sahip insan kimdir sorusunun cevabı, yaşadığı kötü şeylerin yalnızca kendi başına geldiğini düşünen budalalardır. İçeriye, Bay Sorvelis’in yanına geçmeden önce birkaç dakikayı tekrar düşünmeye harcamak istedim. Bu sonsuz ve anlamsız tekilliğin içindeki kozmolojik detaylar, insan ruhunu her zaman garip bir ruh hâline büründürmüştür. Her ne kadar pek iç açıcı bir manzaraya ve güzelliğe sahip olmasa da Bleaktown, bu kötü koku ve görüntüsüyle insana biraz da olsa aidiyet hissi veriyor diye düşündüm. Yaşadığı hayatın tamamını bir maske ardında, sosyal hayata adapte olabilmek ve kabul görebilmek için bir persona biçiminde yaşamaya devam eden canlı elbette ki kurnaz insanoğlu olacaktı. Bu yüzden bu şehir, ilk defa ev gibi hissettiriyordu. Tüm o formaliteden arındırılmış, yapmacık ve sinir bozucu o şehirlerin aksine, bu şehir bir insanın içinde sakladıklarını görmeye yarıyordu. Kimya denen bilim gariptir. Dünyadaki tüm lekeleri temizlemeyi amaçlasanız bile, ruhunuzdaki karanlık ve pis taraf her zaman var olacaktır. Çünkü fıtrat budur, yaradılış budur. Sözgelimi, kafanızı çevirin ve dünyayı gözlemleyin. Milyonlarca insanın yaşadığı bu yeryüzü, eşi benzeri olmayan bir tiyatro sahnesi gibidir; içinde de rolünü eksiksiz yerine getiren milyonlarca insan. Hangi birine yarası yok diyebilirsiniz? Hangi birine gerçekten iyi diyebilirsiniz? Bir insanın iyi olup olmadığı, yalnızca kabuk tutmuş yaralarına naif bir çizik atana kadar anlaşılmaz. Gerisi, içe atılan her şeyin mucizevi dışavurumudur. O an çizik attığınız yaraya asit dökülmüşçesine tepki alacağınızı anımsayın. Kendi kendimle yaptığım bu konuşmadan sonra, tahammül sınırımın sonuna ulaştığımı fark ederek karanlıkta, sadece ömrünü tamamlamaya yakın gaz lambasının sönmeye direnen alevi ile belirginleşen tavernaya yürüdüm. Ah, ne kadar da bana benziyordu. Bu şehirde bu tavernanın adı bile bir şeyler anlatıyor gibiydi. Bay Sorvelis’in “Son Durak” ismini özellikle seçmiş olma olasılığı elbette vardı. “Yolunu kaybetmişlerin son durağı” derken burayı kastediyordu belki de. Buraya gelişim, yolumu kaybedişimin kanıtı niteliğinde olabilir miydi? Ve evet, biliyorum. Bazı limanlardan kalkan gemiler yoktur, yalnızca batanlar vardır. Tabelası yarı silinmiş, çivileri paslanmış ahşap kapının gıcırdamasıyla beraber içeri girdim. İçerisi, Bleaktown’un tüm pisliğini, yorgunluğunu ve çaresizliğini soluyordu. Hava bayat bira, ter, tütün ve bilinmeyen bir küflü kokunun ağır, boğucu karışımıydı. Burası bir tavernadan çok, insan ruhunun tüm gürültüsünü, çürümüşlüğünü ve acısını barındıran bir hapishane gibiydi. Yüksek sesli, acıdan ince işçilikle damıtılmış kahkahalar; kadehlerin birbirine çarpışıp kırıldığı o keskin anlar; masalarda boğuk ve ayyaş seslerle söylenen şarkılar… Her ses, içlerinde yüzlerce iyileşmeyi bekleyen, kabuk tutmamış, belki de tutamamış bu insanların bir porselen gibi çatlamasının yansımasıydı. Her yüzde birkaç onluk yılın yorgunluğu, her yüzde kabuk bağlayamamış saf melankoli. Bay Sorvelis, kalabalığın gürültüsünde bile kendi yalnızlığını koruyan dipsiz bir kuyu gibi olmuştur her zaman. İçeri girdiğimde, elindeki şarap kadehini ağır ağır çeviriyor, sıvının bardağın kenarına bıraktığı izleri izliyordu. Gözleri beni fark ettiğini haykırırcasına bana bakıyordu. 

    — Geleceğini biliyordum ne de olsa kabuklarımız ve kanayan yaralarımızla çifter çifter aynı yere kaçarız.

    — “Anlamıyorum,” dedim. Sesimdeki cılızlık ve ürkeklik, dışarı çıkan fısıltıdan anlaşılıyordu. Kendi kendimden kaçmak için bir yola çıktım, şimdi dönüp dolaşıp aynı kabukların arasına geldim. Kozasına sıkışıp kalan, hayatta kalma şansını yitirmiş bir kelebek gibi. “Kabuk tutacağını sanarak kendime yeni yaralar açtığımı söylüyorsun. O hâlde cevapla, hangi yarayı iyileştirmeye çalışıyorum ben?”

    Bay Sorvelis kadehinden son yudumu içti.

    — “İnsanların en büyük yanılgısı evlat, bir yarayı iyileştirmenin o yaranın varlığını yok etmek olduğunu sanmalarıdır. Oysa kabuklar bir örtü değil, bir köprüdür. Ne yazık ki çoğu insan bu köprüden geçerken köprünün kendisini unutur ve köprü onlara yalnızca yük olur. Bizi asıl ağırlaştıran şey yaralarımız değil, o yaraları saklamak için ördüğümüz sahte, kalın kabuklardır. Çünkü en büyük kırılganlık tam da onların altında saklıdır. Varlık sadece kendi zıddına tutunarak ayakta durabilir. Işığın sınırını karanlık çizer. Huzurun anlamını acılar verir. İnsan ne tam yaşar ne tam ölür; iki ucun arasında asılı kalır. Unutma, ayın ışığı ne kadar parlaksa gölgesi o kadar koyudur. Bu ikilikten kaçamayız. Bu yüzden çifter çifter kaçarız; beden ve ruhumuzdan.”

    — “Peki ya hiç kabuk tutmayan yaralar?” diye sordum, dizimdeki yaranın üstünü sıyırırken. Kan akışım yavaşlamış ama durmamıştı.

    — “O yaralar bizi insan yapan yegâne şeydir. Çünkü onlar bizi sürekli uyanık tutar. Bir zırhın içinde tamamen güvende olduğunu, dokunulmaz olduğunu düşündüğün an bitersin. Kalbindeki işte o zırh, seni sadece acıdan değil, hayattan da korur. Çünkü hayat daima çifter çifter gelir. Mutluluk ve acı, varlık ve yokluk, kabuk ve kanama gibi.”

    O an dizimde hissettiğim acı tanıdık ve soğuktu. Bu kez kaçmayı planlamıyordum. Hissettiğim şeyin kendisini hissetmeliydim. Dizimdeki kanın soğukluğu, Bleaktown ve ruhumun soğukluğuna tezat bir yaşam belirtisiydi. Anlamaya başlıyordum.

    Bay Sorvelis haklıydı belki de. Asıl iyileşme, yaranın varlığını kabullenmekle başlıyordu. İyileşme dediğimiz süreç, kabuk bağlamak değil, kanamaya devam etme cesaretini bulmak olabilirdi yalnızca. Sessizlik, tavernadaki kaosa rağmen masamızı doldurmuştu. İçimdeki fırtına yerini garip ve alışık olmadığım bir durgunluğa bırakmaya başlıyordu. Dışarıdaki sis o an gözüme bir engel değil, yalnızca bir fon gibi gelmeye başlamıştı. Hâlâ önümü göremiyordum, evet ama ilk kez nereye gideceğimi biliyordum: Hiçbir yere. Sadece durmak bilmeden direnmeye.

    — “Peki, yaraları açık bırakmanın bir bedeli yok mu?” diye fısıldadım.

    Bay Sorvelis, masanın üzerine eğildi. Gözleri, tüm yorgunluğuna rağmen keskin bir parlaklıkla parlıyordu.

    — “Işığın bedeli, fitilin yanmasıdır. Varlığın bedeli, hissetmektir. Acı, seni kendinden ayıran bir kabuk değil, sana kendini hatırlatan bir sestir. Duymaya cesaretin varsa, en yüksek sese sahip olan da odur. Tıpkı zıt ikizler gibi, acı ve huzur birbirinin varlığının kanıtıdır. Yaşam, tıpkı bir çift sarmal gibi, iki karşıt yönün birleşimidir.”

    Sandalyemden kalktım. Dizimden akan kan, ayakkabımın üzerine damlıyordu. Her damla, Bleaktown’un gri kaldırımında kırmızı bir leke bırakıyordu. Artık kendi kendimden kaçmıyordum. Kendi kanımı takip ediyordum. Belki de yol, tam da bu kırmızı izdi. Ve ben, bu yolun sonunda kendimi değil, kendi gerçeğimi arıyordum.


    burak turgut kabuk öykü suare öyküler

    Related Posts

    İsmi olmayan hikayeler – lV

    Nisan 12, 2026 Edebiyat

    SuareMag Nisan 2026

    Nisan 7, 2026 Manşet

    SÜSÜ AKMIŞ

    Nisan 1, 2026 Hakan Akdoğan

    HAKİKAT SANDIĞIN BİR DÜŞSE

    Nisan 1, 2026 Arzu Kurt
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Dolunay Kocabağ, New York’taki oyunculuk kariyerine yeni başarılar eklemeye devam ediyor. Sahne adıyla Luna Vintner…

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Bipolar duygudurum bozukluğu nedir? Kimlerde görülür? Tedavisi nelerdir?

    Mart 30, 2022 Uncategorized

    Bir Ülke, Bir Kitaplık – FRANSA

    Temmuz 30, 2025 Kitap

    ÇALKANTI

    Aralık 1, 2025 Gaye Aybar
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.