Close Menu
    Son Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Nisan 30
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » YADİGÂR
    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    YADİGÂR

    Ocak 1, 2026Yorum yapılmamış10 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Özlem Ural

    Çalan türkünün sesi, eski bir hatıranın içinden yükselir gibi minibüsün bozuk motorundan gelen sesi bastırıyor, daracık metal gövdeyi bir mezarlık sessizliğiyle dolduruyordu. Zeze, bu tükenmiş melodiyi bir süredir dinliyordu. Ne türkünün sözleri teselli veriyor ne de motorun iniltisi yolculuğu katlanılır hale getiriyordu. Kıpırdanınca, yanı başında pembe yemenisi yer yer sökülmüş yaşlı kadın, yılların yorgunluğunu hatırlatır gibi derinden bir homurtu saldı. Dört duvarı yoktu bu minibüsün, ama insanlar birbirine duvar olmuştu. On beş, yirmi beden, zamanın unuttuğu bu seksenlerden kalma tenekeye nasıl sığınmış, akıl almıyordu. Orada, titreşen koltukların arasında hem türkünün hem de hayatının orta yerinde derin bir yalnızlık içinde oturuyordu Zeze.

    İç çekti. Şoföre seslenmek için sesini yükselttiğinde kendi sesinin bile bu metal kalıbın içinde kayboluşuna şaştı, kaldı. Sanki nefesi, içinden geçip giden yılların ağırlığını taşıyamıyor, göğsünde bir yere takılıp kalıyordu. Bir kez daha denedi, bu kez sesindeki titrek isyan, motorun gürültüsüne bir an üstün geldi. Müzik sustu, gözler ona döndü, sonra dünya yeniden aynı keşmekeşe bıraktı kendini. Şoförün tam arkasında oturan çocuk, ona acımayla karışık bir merakla baktı. Bir şey söylemesine gerek görmeden, minicik avucuyla şoförün sırtına bir şaplak indirdi. “İnecek var!” diye bağırdı. O küçücük bedeninden çıkan o büyük ses, Zeze’nin içine dokunan bir utanç gibi yankılandı. Minibüs ani bir çığlıkla fren yapınca, Zeze bir anlığına geçmişine doğru savruluyormuş gibi hissetti.

    Minibüs uzaklaşırken, toprak yola çöken toz bulutunun içinde yalnızlığıyla baş başa kaldı. Çocukluğunun o eski günlerinden fırlamış gibi bir rüzgâr serinliği birden yüzüne vurdu. Dağın eteğinden süzülen nehir, sanki yıllardır beklediği bir selamı ona göndermek istercesine gürül gürül akıyordu.

    Tam o anda, geçmişin kapıları usulca aralandı. Yanında, hiçbir ayak sesi duymadığı halde bir çocuk belirdi. Parmakları Zeze’nin koluna dokunduğunda hafif bir ürperti hissetti. Çocuk uzaklaşırken geriye dönüp baktı, o al yanaklı yüz zamanın içinden kopup gelmiş bir hatıra gibi, Zeze’nin kalbine saplanan bir hüznü taşıyordu.

    Zeze hemen, o an anladı. Geçmiş, ona unuttuklarını hatırlatmaya geliyordu.

    Köyün dışındaki birkaç ev görünmeye başladığında adımlarının ağırlığı arttı. Nehir kıyısındaki büyük kaya, çocukken huzur bulduğu o eski tahta sandalyenin yerini tutuyor gibiydi. Kayaya oturduğunda, sanki yıllar boyunca susmuş bir iç ses yeniden nefes aldı. Anasının ona söylediği türkünün yarım kalmış ezgisi dudaklarına ilişti.

    Ve yine… Dizine değen o küçük el. Hüzünle bakan o çocuk tekrar yanı başındaydı. Geçmiş, bu kez kaçmasına izin vermeyecek kadar yakındı. Ona soran gözlerle bakıyordu. Küçük bedeninin gölgesi Zeze’nin üzerine düştüğünde, o hüzünlü gözlerin içindeki tanıdık ışığı daha çıplak görür oldu.

    “Ne işin var burada Zeze?” diye sordu çocuk, sesi kırık bir masalın başlangıcı gibiydi, hem de bir vedanın son cümlesi gibi.

    “Bir daha dönmeyeceğine yemin içmiştin?”

    Zeze, sanki kalbinin içinden bir kesik açar gibi geçen rüzgârı tutmak istermiş gibi derin bir nefes aldı. “Anam… Anam çok hasta…” diyebildi sadece. Sözleri suya düşen bir yaprak misali uzaklaştı sessizce. İkisinin de gözlerinde biriken yaşlar, yıllardır saklanmış acıların koynundan usulca çıkıyor gibi, akıyordu artık. Binlerce cümle, binlerce kırılmış anı, ikisinin arasında görünmez bir perde gibi amaçsızca salınıyordu. Artık nehir onların adına konuşuyor, deliler gibi taşlara vuran dalgalarıyla geçmişi yeniden hesap çağı için çağırıyordu. Bir süre öylece kaldılar; biri çocukluğunun hayaleti, diğeri erkenden büyümek zorunda kalmış yaralı bir beden. Böylece, zaman sustu, geçmişin sessiz çığlığı her yeri kapladı.

     “Anımsar mısın oğul?” diyen sesi yankılandı anasının sonra. Nehir sesinden, rüzgârın içinden, belki de yıllarca susmuş bir hatıranın derinliklerinden.

    O an sahne değişiverdi, bir öksürük tuttu kadını. Ayşe’ydi bu. Köyün delisi Ayşe. Ömrünü inadın ve sevdanın gölgesinde tüketmiş koca yürekli bir kadın. Kaderiyle inatlaşırken sevdiği adama bağlanan, sonra da o adama sığındığı için bir ömür yük taşıdığını sanan. Herkes ona deli derdi, kimse bilmezdi ki insanın gönlü kırıldığında aklı da peşinden yürürdü. Ayşe’nin gençliği rüzgâra tutulmuş bir ateş gibiydi. Dik başlı, hırçın ve bildiğini okuyan. Ve bir gün güzelliğine vurulan Beşir çıkagelmişti. Onu istemeye gelmiş, ama Ayşe’nin babasının “Yok!” diyen sert sesi duvar gibi örülmüştü karşılarında. Ayşe o gün kaderine değil, babasına resti çekmişti. “Sen misin yok diyen?” demiş ve Beşir’e kaçmıştı. Az kalsın kan davasına dönüşecekti bu sevda işi. Ailelerin büyükleri araya girmeseydi sevdanın toprağına kan karışacaktı Ayşe’nin deli inadından. Ayşe bir oğlan doğurmuştu sonra, Zeydan’dı adı; önce babası, sonra tüm dünya Zeze dedi ona. Ardından Ayşe’nin beş düşüğü oldu, gerisini saymayı bırakmıştı.

    Geçmişin izinden yürüyüp gelen çocuk yeniden seslendi Zeze’ye: “Ne işin var buralarda Zeze?” diye yeniden sordu. Sesinde hüzünle karışmış bir sitem vardı. Sonra devam etti: “Sana kendini kaç kurtar dememiş miydim? Niye döndün?” diye sordu.

    Çocuğun bu sözleri, bir zamanlar kendi dudaklarından dökülmüş cümleler gibi Zeze’nin paramparça olmuş camdan yüreğine çarptı, durdu. Zeze yutkundu. Sanki boğazından değil, bütün bir ömründen bir düğüm paramparça yüreğine iniyordu.

     “Benim adım…” dedi usulca, ama devamını getirmek çok zordu. Geçmişin ağırlığı, kelimelerin boynuna bağlanmış bir zincir gibiydi. “Benim adım Zeydan,” diyebildi sadece. Bu sözün ardından çocuk, bir rüzgârın savurduğu kâğıt parçaları gibi dağıldı önce, sonra beyaz kelebeklere dönüştü, göğe yükseldikçe geriye sadece maviliğin içinde kaybolan bir hatıra kaldı.

    Zeze dizlerinin titrediğini hissetti. İnsan bazen geçmişiyle yüzleştiğinde düşmezdi, ama olduğundan daha ağır birine dönüşürdü. Köyün içine doğru yürürken, toprak evlerin sessizliği tıpkı bir taziye evinin sessizliği gibiydi. Kahvenin önünde oturan birkaç yaşlı adam ona bakarken hafifçe başını eğdi. Merak mıydı bu, yoksa yıllar sonra geçmişten gelen kara bir gölgeyi görüşün utancı mı? Ayırt etmek zordu.

    Zeze, cebine attığı anahtarı yokladı. Anasının titreyen elleriyle ona verdiği o eski, ağır anahtar… Bir eşyanın ağırlığının bu kadar acıyı ifade edebiliyor olması gerçeği yüzüne çarpıp duruyordu. Anasının sesini duyar gibi oldu; “Emanetindir, oğul… Unutma… Babandan yadigârdır o.”

    Yadigâr…

    Hem bir eşya hem bir hikâye hem de yıllar boyunca kaçmak zorunda kaldığı o acı yüklü hakikat …

    Köy evinin önüne geldiğinde, göğsünde bir sıkışma hissetti. Sanki kapının ardında onu bekleyen yalnız bir oda değil, bütün hayatının düğümlendiği yerdi. Çatlak toprak duvarlar bir ağıdın son kuplesini seslendirmek için sabırsızlıkla onu bekliyor gibiydi. Babasıyla anasının son kavgası… “Hepsi senin yüzünden Zeze,” dedi içinden. O gün Zeze’nin canı çok süt çekmişti. Anası, davarlardan gelen tüm sütü Beşir’in sattığını duyuverince çılgına dönmüştü.

    “Hem inşaatta çalışırsın, bir kuruşun geçmez şuncacığın boğazından, hem de evin rızkını mı çalarsın?”

    Beşir sessizdi, bir iki kelam edecek oldu ama bilirdi ne deliydi karısı. Susmayı yeğledi. Ağlamaktan yüzü gözü şişmiş Zeze’ye baktı hüzünle, yutkundu. O gün o kapıdan çıkmış, kısa bir süre sonra ölüm haberi gelmişti. Aylarca köyün kadınları evin önünde ağıtlar yaktılar, dualar ettiler. Nafile … Zeze’nin baba acısı hiç dinmedi. O günden sonra bir daha ağzına acı süt değmedi.

    Adımlarını duyup irkilen yaşlı adam, oturduğu yerden doğruldu. Gözleri büyüdü, zamanın tozu, toprağı içinde kaybolmak üzere olan yüzü yeniden bulmuş gibi sevindi. Sevinçle koştu Zeze’ye, sarıldı sımsıkı. Sonra bir telaş kapladı yüzünü; “Hayırdır Zeydan? Anan… iyi mi?” Sesindeki ürkeklik, Zeze’nin başını sallamasıyla yeniden yerini sevince buladı.

    “Yoktur bir şey amca,” diyebildi sadece. İçeri girerlerken elindeki anahtara baktı yeniden, devam etti; “Tutturdu hastanede, evde emaneti varmış, onu almadan gözü açık gidermiş,” dedi, durdu.

    Yaşlı adam bir an durdu, “Deli Ayşe…” dedi kendi kendine, başını sallayarak. Ardından eli ayağı birbirine dolansa da misafirini içeri buyur etti.  Ocakta öten çaydanlığın sesi odayı doldururken, yaşlı adam masaya iki bardak koydu. “Ah be Beşir…” diye mırıldandı. “Ne çok severdin ona Zeze demeyi, en çok sen severdin onu be kardeşim.”

    Zeze bu sözleri duyduğunda, boğazından ince bir sızı geçip gitti. “Benim adım Zeydan…” diye fısıldadı kendi kendine. Ama bu kez, bir savunma değil, bir kabullenişti bu.

    Odanın köşesinde duran o Nuh Nebi’den kalma konsol, yıllardır açılmayı bekleyen çekmecesiyle tam karşısında usulca ona sesleniyor gibiydi. Zeze elindeki anahtara baktı bir süre. Demirin soğukluğu, avuç içindeki sıcak terin o rahatsız hissiyatını dindiriyor gibiydi. Geçmiş hatıraların gönül yaralarını dindireceğine dair bir iç ses beliriverdi birden. Umursamadı o sesi, kanmayacaktı ona. Büyük anlamlar yüklemek manasızdı. Alt tarafı babasının eski saatini veya dedesinden kalma silahı bulmayı umuyordu. Karşı odada onu bekleyen konsola doğru ağır adımlarla yaklaştı. Her adımda tahta zeminin gıcırtısı geçmişten gelen acı yüklü bir ağıt gibi tüm bedenini sarıyordu. Amcasının nefes alışlarını arkasında duyuyor, yaşlı adam her konuşmaya yeltendiğinde, attığı adımın sesi onu bölüyordu. Zeze dizlerinin titreyişine aldırmadan elindeki anahtarı konsolun zamanla kararmış kilidine yerleştirdi. Demir anahtar, yılların ardından yuvasına kavuşmuş gibi hafif bir tını çıkardı. Zeze’nin nefesi göğsünde sıkıştı. Anahtarı çevirdi. Çekmece, yıllardır kimse dokunmamış bir sırrı içinde barındırmanın mağrurluğuyla ağır biçimde açıldı. İçeriden çıkan hava, puslu bir kış sabahı gibi soğuk ve ağırdı. Zeze önce zarfı gördü, sonra sararmış köşeleriyle kalın bir dosya. Bir insanın, bir ömrün ve bir hakikatin ağırlığı sığmıştı bu küçücük alana. Eli titredi. Zarfı kenara koydu. Önce dosyayı aldı eline.

    “Erzurum Devlet Hastanesi Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezi” yazıyordu kapağın üzerinde. Bu cümle, Zeze’nin kalbinin tam ortasına saplanan bir bıçak gibiydi. Sanki biri geçmişin üzerindeki kalın siyah perdeyi yırtıvermişti.

    Dosyayı sabırsızlıkla açtı. İlk sayfada bir isim yazıyordu; Beşir Taşdemir, 1943 doğumlu – Hastalık Seyir Dosyası. Zeze’nin parmakları titredi. Sayfaları çevirdikçe kelimeler keskinleşiyor, cümleler soğuyordu. Her bir satır yeni bir yara açıyordu. “Travma sonrası yönelim bozukluğu”, “Dezorganize konuşma, paranoid davranış, yakın bellekte kayıp.”

    Babası kaybolmuştu, içinde. Kendi aklının karanlığında. O anda Zeze’nin yüzüne vuran tek gerçek buydu.

    Kapının eşiğinde duran yaşlı adam, boğazı düğümlü bir sesle konuştu: “Anan bilirdi, tüm köy bilirdi oğul. Ama diyemedi kimse sana oğul. Söyleseydik senin de aklın dağılır diye korktuk.”

    Zeze’nin dizleri çözülecek gibi oldu. Odada nefesi, duvarlara çarpıp onu boğan sessizliğe karıştı. Sessizliği dağıtan yaşlı adamın sesi oldu. “O zarfı açmadın mı daha Zeze?”

    Zeydan başını kaldırdı, gözlerindeki buğu henüz dağılmamıştı. Eli konsolun üzerinde duran zarfın kenarına uzanırken, parmaklarına sinen korku ve titremenin geçmesi için dua ediyordu. Zarf, hafifçe sararmıştı, kenarları zamana teslim olmuş gibiydi. Üzerinde hiçbir isim, açıklama yoktu. Derin bir nefes aldı, zarfı açtı. İçinden tek bir kâğıt çıktı. Üzerinde kocaman harflerle “Tapu Senedi” yazıyordu. Yaşlı adam devam etti. “Baban senin için kazandığı tüm parayı biriktirdi, ananla Erzurum’da oturduğunuz evi almak için biraz eksiği kaldığı için sütü satmak zorunda kalmıştı. Bunu size diyemeden de o hallere düştü,” dedi ve devam etti: “Anan tapuyu baban hastaneye yatırıldıktan kısa bir süre önce buldu, sana bir şey demeye gücü yoktu.”

    Zezenin gözleri doldu. Elindeki tapuya baktı. Bir kâğıttan fazlasıydı bu. Bir babanın eksik kalmış sevgisi, bir annenin yarım kalmış cesareti ve ezelden beri her şeyden sorumlu olduğunu düşünen küçük, masum bir çocuğun geleceğe olan hasreti… Odada hava ağırlaştı.

    Minibüs toprak yolda ilerlerken, Zeze başını arkaya çevirdi. Toz bulutu arasından, al yanaklı küçük çocuğu gördü tekrar. Koşuyordu. Ona yetişmeye çalışır gibiydi, el sallayıp duruyordu.  “Hatırladın değil mi beni Zeze? Bir daha unutma emi?” diye sesleniyordu çocuk. Koşarken ardında beliren beyaz kelebeklerle beraber gökyüzüne doğru havalandı. Yüzündeki kocaman gülümseme maviliğe karışırken ona son kez el salladı.

    Zeze, ilk defa gerçekten nefes aldığını hissetti. Ve içinden bir ses usulca yükseldi; “Sen hep sevildin Zeze… Seni sevenlere hiç ihanet etmedin.” Tam o anda, ceketinin iç cebindeki telefon titredi. Dünya yeniden gerçeğe büründü. Telefondaki ses, ağıt gibi çöktü üzerine: “Ayşe öldü.”

    Zeze gözlerini kapattı. Al yanakları, sicim gibi akan yaşlarına karıştı. Elinde tuttuğu dosyayı yeniden açtı. Son sayfayı buldu ve yeniden okudu: “Hasta, 72 yaşındaki Beşir Taşdemir 2025 yılı itibarıyla normal koğuşa alınmıştır. Geçmişe dair tüm hatıraları geri gelmiş, ailesine teslim edilmek istense de kendisi bunu reddetmektedir. ‘Zeze’ diye çağırdığı oğlunu burada bekleyeceğini beyan etmektedir.”


    çekmece öykü Özlem Ural suare öykü

    Related Posts

    İsmi olmayan hikayeler – lV

    Nisan 12, 2026 Edebiyat

    SuareMag Nisan 2026

    Nisan 7, 2026 Manşet

    Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

    Mart 16, 2026 Öykü

    İsmi olmayan hikayeler – lll

    Mart 16, 2026 Edebiyat
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Dolunay Kocabağ, New York’taki oyunculuk kariyerine yeni başarılar eklemeye devam ediyor. Sahne adıyla Luna Vintner…

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Magarsus dizisi zleyici ile buluşuyor

    Ağustos 1, 2023 Video

    Maçkalı: Otizmin tedavisinde çocuğu anlamak öncelikli olmalı

    Nisan 4, 2022 Uncategorized

    Ünlü Mariinsky Orkestrası Şef Valery Gergiev yönetiminde Türkiye’ye geliyor 

    Eylül 24, 2023 Konser
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.