TUBA AYŞE ÖZGÜR İLE KURGU DÜNYADA MODA
Don Quixote’un paslı bedeni
Bazen bir kostüm, bir kıyafet yalnızca giyilen bir nesne değil, anlatılan hikâyenin omurgası olur: Don Kişot’un paslı zırhı gibi… Bu zırh; karakteri ne saklar ne süsler ama onun olduğu gibi görünür kılar, dünyayla kurduğu çatışmayı bedene taşır. Böyle anlarda kıyafet, hikâyenin arka planı değil, doğrudan bir parçası olur.
Don Quixote’da zırh sadece bir eşya değildir. Don Quixote’un dünyayla kurduğu ilişkinin en görünür hâlidir. Çünkü kostüm, burada sonradan eklenmiş bir süs değil, olma biçiminin kendisidir. Don Quixote, zırhı giydiği anda bir role bürünmez zaten içinde taşıdığı hâli dışarı çıkarır. Kostüm, içle dış arasındaki mesafeyi kapatır.
Kıyafet çoğu zaman saklamak için giyilir. Zayıflığı, yaşı, korkuyu örtmek için. Don Quixote’un zırhıysa tam tersini yapar. Saklamaz, açığa çıkarır. Onu gülünç kılar, hedef hâline getirir, savunmasız bırakır. Paslı metal, “ben buradayım” diye bağırır. Bu yüzden zırh bir koruma aracı değil, açık bir beyandır. Kim olduğunu saklamayan bir bedenin üstünde durur.
Zırhın eski olması önemlidir. Çizikler, pas, eğrilikler… Hepsi yaşanmışlıkla ilgilidir. Don Quixote geçmişten vazgeçmez, onu üstünde taşır. Kostüm, böylece zamana karşı bir tavır alır. “Güncel” olmayı reddeder. Moda dışıdır, çağ dışıdır. Ve tam da bu yüzden rahatsız edicidir. Çünkü dünya, uyum sağlayanı sever. Don Quixote’un kostümü uyumsuzluğu ilan eder.
Kostüm burada karakteri tamamlamaz, karakteri mümkün kılar. Zırh olmadan Don Quixote, yalnızca hayal kuran yaşlı bir adam olurdu. Zırhla birlikte, o hayalin bedeni olur. İnsan, bazen inandığı şeyi yaşayabilmek için ona uygun bir beden seçmek zorundadır. Don Quixote’un bedeni, zırhın içindeyken kendisi olur. Çıkarıldığında eksilir.

Kostüm bakışı değiştirir. Zırhı gören herkes Don Quixote’u “öyle biri” olarak görür. Alay eder, uzak durur, güler. Ama aynı zamanda durur ve bakar. Kostüm, görünürlüğü artırır. Don Quixote’un zırhı, onu toplumdan silmez aksine fazla görünür kılar. Fazla görünür olmak ise tehlikelidir. Çünkü görünür olan, yargılanır. Don Quixote bu yargıyı göze alır. Zırh, bu riski üstlenmenin şeklidir.
Kostümün ağırlığı da önemlidir. Hafif değildir. Taşımak zordur. Her adımda kendini hatırlatır. Bu ağırlık, bir bedel gibidir. Don Quixote’un seçiminin bedeli. Kolay olanı seçmediğini her hareketinde yeniden onaylar. Zırh, bu onayı sessizce tekrarlar. “Evet,” der gibi, “hâlâ buradayım.”
Belki de en çarpıcı olan, zırh çıkarılabilir bir şey değildir artık. Tenle karışmıştır. Pas, sadece metali değil, Don Quixote’un hikâyesini de tutar. Kostüm, karakterden ayrılmaz hâle gelmiştir. Bu yüzden Don Quixote’u zırhsız düşünemeyiz. Tıpkı bazı insanların, kendi inançlarını taşımadan yaşayamayacağı gibi.
Bu hikâyede kostüm bir detay değildir. Bir simge de değildir yalnızca. Kostüm, kalmanın, ısrar etmenin, geri çekilmemeyi seçmenin biçimidir. Don Quixote’un zırhı bize: Bazen insan, dünyaya uyum sağlamak için değil, kendini kaybetmemek için giyinir diye söyler.



