Alperhan Benlioğlu
Düşük bütçesiyle gişede büyük başarı yakalayan Obsession, son dönemin en çok konuşulan psikolojik korku filmlerinden biri olmayı başardı. Yönetmen ve senarist Curry Barker, korkuyu yalnızca kanlı sahnelerle değil; sevgi, irade ve takıntı arasındaki ince çizgiyi sorgulayan bir hikâyeyle kuruyor. Film, “Birinin bizi sevmesini istemekle, onu kendimize mahkûm etmek arasındaki sınır nerede başlar?” sorusunu tartışmaya açıyor.

Yönetmen ve senaristliğini Curry Barker’ın yaptığı, başrollerinde ise Michael Johnston, Inde Navarrette’in oynadığı son dönemin en çok konuşulan filmlerinden biri olan Obsession hakkında yazmak istiyorum bu hafta. Psikolojik korku türündeki bu film düşük bütçe ile yaptığı yüksek hasılat ile de adından oldukça söz ettirdi.
Bear, bir müzik mağazasında çalışan, içine kapanık ve duygularını açıklamakta zorlanan genç bir adamdır. Uzun zamandır çocukluk arkadaşı Nikki’ye âşıktır. Fakat Nikki onu yalnızca yakın bir arkadaş olarak görmektedir.
Bear bir gün “One Wish Willow” isimli, sahibine tek bir dilek hakkı verdiği söylenen gizemli bir nesne satın alır. Başlangıçta bunun sıradan bir oyuncak olduğunu düşünür. Yine de onu kırarak bir dilek tutar. Dilek olarak Nikki’nin kendisini dünyadaki herkesten ve her şeyden daha fazla sevmesini ister.Birdenbire Nikki gerçekten ona âşık olur. Fakat Bear’ın elde ettiği şey sevgi değil; Nikki’nin bütün kişiliğini, iradesini ve dünyayla ilişkisini yutan sınırsız bir bağımlılıktır.

Film şiddet dolu sahneleriyle birlikte psikolojik olarak da insanı germeyi başarıyor. Ben yine de kanlı sahnelerden çok Nikki’nin tepkileriyle seyircinin gerilmesini tercih ederdim. Ancak bence maddi kaygılar nedeniyle film kanlı sahne severleri de kapsamak için bundan vazgeçmemiş. Asalak karakterimiz Bear elinde fırsat olmasına rağmen Nikki’ye açılamayan zavallı biri olarak karşımızda. Bu zavallılığa, Nikki’nin durumunu bilmesine rağmen rızası dışında onla birlikte olamaya devam ederek bir de kötülük ekleyerek sevilmeyecek bir karaktere dönüştürüyor.
Filmde easter egg var mı konusu oldukça tartışılmış. Filmin başında ölen kedinin kızla eşleştirilmesiyle ilgili yorumlar bence sadece metaforik bir benzetme. Pek çok yorumcuda bu konuda benimle hem fikir olarak filmin düz bir film olduğuna ve gizli, derin mesajlar vermediğini düşünüyor.
Filmle ilgili çok fazla spoiler vermeden kısaca etik olarak kendimizi sorgulayacağımız şu soruları sizler adına sormak istiyorum.
İlk olarak bir dilek hakkınız olsa ne dilerdiniz?
İkinci olarak ise bu dilek başkalarının sınırlarıyla kesişiyorsa da istemeye devam eder miydiniz?

Alperhan Benlioğlu
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümleri mezun olduktan sonra kariyerime Hacettepe Üniversitesi’nde MBA ile devam ettim. Aselsan’da 12 yıl Proje Yöneticisi olarak görev yaptıktan sonra, kariyerini Prowin Danışmanlık’ta Genel Müdür Yardımcısı olarak sürdürüyorum. Sinema ve edebiyat ile yakından ilgileniyorum. “Sihirli Maceralar Kitabı”, “Bal Porsuğu Uzaylılara Karşı” ve “Hindistan Cevizine Ne Oldu?” isimli üç çocuk kitabım bulunuyor. Bugüne kadar şiir ve hikayelerim 10’un üzerinde farklı kolektif kitapta yer alırken, yazmaya devam ediyorum.


