“Mitolojiden Edebiyata Yazı Atölyesi” Üzerine H. Nilgün Karataş ile Söyleşi
Melis Melek
Peki ya Athena, Sisifos ya da Persephone bugün de aramızda yaşıyorsa? Ya okuduğumuz romanların, izlediğimiz filmlerin ve yazmaya çalıştığımız hikâyelerin görünmeyen omurgasını hâlâ bu kadim anlatılar oluşturuyorsa? Çağdaş karakterler olarak tanıdığımız pek çok kahramanın özünde mitsel bir arketip mi yatıyor? Mitolojiden Edebiyata Yazı Atölyesi, bu sorularımıza yanıt bulabileceğimiz bir atölye.
Atölyenin yürütücüsü H. Nilgün Karataş ile bu programın nasıl ortaya çıktığını, kimlere hitap ettiğini ve mitolojinin yazarlara gerçekten ne kazandırabileceğini konuştuk. Sekiz haftalık “Mitolojiden Edebiyata Yazı Atölyesi”, mitolojiyi bir tarih bilgisi olarak değil; karakter yaratmanın, çatışma kurmanın ve çağdaş kurmaca üretmenin yaratıcı bir aracı olarak ele alıyor.
“Tanrılar, tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi” diyen Karataş, “Mitoloji geçmişte kalmış bir bilgi alanı değil; bugün de hikâyeler yazmaya devam eden yaşayan bir anlatı hafızası” diyor. Karataş, sorularımızı şöyle yanıtladı.

- Bu atölyeyi hazırlama fikri nasıl ortaya çıktı?
Yıllardır öykü ve roman yazıyor, aynı zamanda editör olarak çok sayıda dosya okuyorum. Fark ettim ki birçok yazar karakter yaratırken aslında farkında olmadan aynı kalıplara dönüyor. Oysa insanlığın binlerce yıldır anlattığı hikâyeler bize çok daha geniş bir karakter atlası sunuyor. Mitolojiyi yalnızca eski tanrıların hikâyeleri olarak değil; bugünün insanını anlamanın ve daha güçlü hikâyeler kurmanın bir yolu olarak görmeye başladım. Suare Dergi’de uzun süredir yürüttüğüm “Mitolojiden Edebiyata” serisi de bu atölyenin çıkış noktası oldu.
- 2. Bu atölye mitoloji anlatan bir eğitim mi, yoksa yaratıcı yazarlık atölyesi mi?
Aslında ikisi de değil; ya da ikisinin kesişiminde duran bir çalışma. Amacımız mitolojiyi ezberlemek değil. Mitolojiyi, karakter yaratmanın, çatışma kurmanın ve hikâye üretmenin yaratıcı bir aracı olarak kullanıyoruz. Her dersin sonunda dönüp şu soruyu soruyoruz: “Bu bilgi yazdığım öyküye nasıl dönüşebilir?”
- Mitolojiye pek aşina değilim. En fazla izlediğim filmlerden birkaç karakter tanıyorum. Bu atölye bana ağır gelir mi?
Tam tersine. Bu program, mitoloji bilgisi olanlar kadar hiç bilmeyenler düşünülerek tasarlandı. İlk modülde mitolojinin temel kavramlarından başlıyoruz. Mit nedir, neden hâlâ yaşıyor, arketip nedir, bunları birlikte keşfediyoruz. Kimsenin Homeros okumuş ya da bütün tanrıları ezberlemiş olması beklenmiyor. Merak etmek yeterli.
- 4. Peki mitoloji gerçekten yazarlara ne kazandırır?
Bir karaktere yalnızca biyografi vermekle, ona binlerce yıllık bir hafıza kazandırmak arasında büyük bir fark var. Medusa’yı düşündüğünüzde yalnızca yılana dönüşmüş bir kadın görmezsiniz; dışlanmayı, öfkeyi, adaletsizliği de görürsünüz. Sisifos yalnızca taşı yukarı iten adam değildir; vazgeçmeyen insanın simgesidir. İşte bu katmanlar, karakterlerimizi daha derin ve daha unutulmaz hâle getirir.
- Mitolojiden beslenen yazarlar ve eserlere örnekler verebilir misiniz?
Elbette, pek çoğunu sizde biliyorsunuz aslında. Bu örnekleri ikiye ayırabiliriz aslında. Birincisi; doğrudan bir mitolojik karakteri yeniden yazımı. Mesela, Margaret Atwood’un Penelope’si (The Penelopiad) ya da Madeline Miller’ın Kirke’si. Diğer türe en iyi örnek ise James Joyce’un Ulysses romanıdır. Ulysses Homeros’un Odysseia destanının modern bir yeniden yorumudur. Romanın kahramanı Leopold Bloom’u okurken çoğu okur ilk anda onun Odysseus’un modern karşılığı olduğunu fark etmez. Ama romanın bütün yapısı, hatta bölümlerinin şeması bile Odysseia üzerine kuruludur. Yani Leopold Bloom yalnızca Leopold Bloom değildir. Alt katmanda Odysseus vardır. Stephen Dedalus yalnızca Stephen değildir. Alt katmanda Telemakhos vardır. Molly Bloom yalnızca Molly değildir. Alt katmanda Penelope vardır. İşte mitolojinin yaratıcı yazarlara sunduğu imkân tam da budur: Aynı hikâyeyi tekrar anlatmak değil; onun görünmeyen omurgasını alıp bambaşka bir dünyada yeniden kurabilmek. Benim asıl ilham noktam da bu aslında; ilk bakışta sıradan görünen bir karakterin altındaki arketipi, miti, anlatı omurgasını keşfetmek, işte bu da edebiyatın büyüsü.
- Bu haliyle ilgimi çekti, ancak yazabilir miyim emin değilim. Bu atölye sadece roman ve öykü yazanlara mı hitap ediyor?
Hayır. Elbette bu atölye öykü ve roman yazarları için tasarlandı ama senaryo yazanlar, içerik üretenler, yaratıcı yazarlığa ilgi duyanlar ve nitelikli okurlar da çok şey bulacaktır. Çünkü burada yalnızca yazmayı değil, metin okumayı da öğreniyoruz.
- Derslerde teori mi ağırlıklı olacak, uygulama mı?
İkisi birbirinden ayrılmayacak. Kuramsal çerçeveyi oluşturacağız ama her başlığı yazma pratiğiyle sınayacağız. Her modülün sonunda metinlerimizi birlikte okuyacak, editoryal değerlendirmeler yapacağız. Amaç hem bilgi edinmek hem de onu metne dönüştürmek.
- Dikkatimi çeken bir nokta oldu. Özellikle görsellerde neden kadın mitolojik figürlerine yer verdiniz?
Burası sanırım benim odak noktam. Çünkü mitolojide susturulan, canavarlaştırılan ya da tek bir özelliğe indirgenen birçok kadın figürünün bugün hâlâ bizimle yaşadığını düşünüyorum. Romanımın adının Defne oluşu da bir tesadüf değil, bir miti yeniden okumaya çalıştım orada. Medusa’da, Phaedra’da, Persephone’de, Penelope’de ya da Athena’da yalnızca eski hikâyeleri değil; çağdaş edebiyatın kadın karakterlerini de görüyorum. Bu figürler bize yeni hikâyeler kurmak için güçlü bir alan açıyor. Belki ileride sadece kadın karakterler üzerine yoğunluşan bir çalışma yapar, bilinen anlatıları tersine çeviririz. Tam da bu nedenle “Tanrıçalar ölmedi, sadece kılık değiştirdiler ve aramızda yaşamaya devam ediyorlar” diyebiliyorum. Sadece roman ya da film dünyasının kurgu karakterlerine değil, çevremize de dikkatli bir gözle baktığımızda mitolojide karşılığı olan pek çok insan görebiliriz.
- Buradan şunu anlıyorum, bu atölye dileyen katılımcısına uzun bir yolculuk vadediyor. Peki şu aşamada katılımcılar atölyeden nasıl bir kazanımla ayrılacak?
Evet, bu atölye okuma ve yazma yolculuğumuzun bir parçası aslında. Katılımcıların buradan mitolojiyi daha iyi bilen biri olarak değil; daha güçlü karakterler kurabilen, hikâyesini farklı katmanlarla besleyebilen ve okuduğu metinleri başka bir gözle değerlendirebilen bir yazar olarak ayrılmalarını isterim. Eğer bir katılımcı, atölyenin sonunda “Artık karakterlerime başka türlü bakıyorum” diyorsa, amacımıza ulaşmışız demektir.
- Yazmaya yeni başlayan biri bu atölyeye katılabilir mi?
Kesinlikle. Hatta bazen yazmaya yeni başlayanlar, hiçbir kalıba bağlı olmadıkları için çok daha cesur metinler üretebiliyor. Bu atölye “iyi yazanları” seçmek için değil; birlikte öğrenmek, denemek ve gelişmek isteyen insanlar için tasarlandı. Yazmaya başlamak için mükemmel olmayı beklemek gerekmiyor.
- Son olarak, bu atölyeye katılmayı düşünen ama hâlâ tereddüt eden birine ne söylemek istersiniz?
Şunu söylemek isterim: İyi hikâyeler, her şeyi bildiğimiz yerde değil; soru sormaya cesaret ettiğimiz yerde doğar. Mitoloji de bu soruları sormanın en eski yollarından biri. Eğer içinizde uzun zamandır anlatmak istediğiniz bir hikâye varsa ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, belki de aradığınız ilk kıvılcım bu atölyededir. Tanrıları tanımak zorunda değilsiniz; merak etmeye, okumaya ve yazmaya istekli olmanız yeterli. Gerisini birlikte keşfederiz.


