Fatma Maksude Kılınç
Önce kestane kebap kokusu geldi burnuma, şaşırdım. Yaz günü kim kestane bulur da pişirir ki. Şimdi başka kokular da geliyor. Sanki kumaş ve biraz da lastik yanığı gibi bir şey. Balkona çıkıp havayı kokladım, o zaman aşağı kattaki alevleri fark ettim. Panik beni ele geçirmeden telefonu ele geçirdim, o anda siren sesleri duyuldu. İyi de benim evim de tehlikede. Yapayalnız yaşamak hem iyi hem kötü. Yalnızsın ne güzel, kimse için endişelenmek zorunda değilsin, yalnızsın ne kötü, yardım edecek kimse yok, kendinle baş başasın. Bu apartman da yalnız, eski bir bina. Aşağıda bir yalnız teyze var, ben yalnızım bir de zeminde iki delikanlı yaşıyor galiba, varlıklarını biliyorum da hiç görmedim onları. Ne zaman gelirler ne zaman giderler belli değil. Aşağıdaki teyze onlar için anarşikler diyor. Komik gerçekten. Çıkma zamanı artık, yoksa yanacağım. Çantamı kapıp merdivenlerden inerken alttaki teyzenin kapıdaki çırpınmasını, yardım dilenmesini görünce fena oldum. Annem aklıma geldi. Güzelyalı’daki evimizde böyle bir yangında o da kendini sokağa atmış, çok korkmuştu. Neyse şimdi bu hikâyeyi geçeyim, teyzeye yardım etmek gerek. Bir evin yanması ne acıklı bir şey. Pamuk yataklardan, tül perdelerden, metal eşyalardan imdat iniltileri, çıtırtılar çıkarken koku ve ısı da çevreye yayılmaya başlıyordu. Teyzeyi çekiştirerek aşağı indirmeye çalıştım ama içeriyi işaret ederek direniyordu.
“İçeride biri mi var?” diye sordum.
“Nezaket… Nezaket…” dedi. Hay Allah yaşlı bir kadın daha var demek, hiç bilmiyordum, yanacak yazık. İçeri girmeye çalıştım ama teyze kolumu kıskaç gibi yakalayarak durdurdu.
“Gitme, sen de yanacan çocum,” dedi.
Tam o anda iki itfaiyeci ellerinde kalın bir boruyla yetiştiler. Teyzeyle birlikte bir ağız içeride birinin daha olduğunu, alevlerin içinde kaldığını anlatmaya çalıştık. İtfaiyeciler ikimize de şaşkın şaşkın baktı, çünkü ben yaşlı bir kadından bahsederken, teyze de tekir kedisinden bahsediyordu ki adamlardan biri hızla içeri girdi.
O telaşın içinde Nezaket’i yaşlı bir kadın sanmam da çok komik oldu. İnsanlar anneanne adlarını bir kediye nasıl koyar ki? Hem de Nezaket, yuh yani. Adam içeriden eli boş çıkınca teyze çığlığı bastı.
“Ay noldu Nezaketime, ay öldü mü, yandı mı? Ay ben de öleyim.” Yaşlı teyze kedisinin ardından feryat edip kendisini içeri atmaya çalışırken itfaiyeci onu tuttu.
“Teyze korkma, kedin balkondan ağaca atlamış, oradan da bizimkiler almışlar, merak etme, aşağıda kedin, arkadaşların kucağında. Hadi in de bak ona…”
Yaşlı kadının yüzündeki ifadeyi görmeliydiniz. Evladının ölmeyip sağ olduğunu öğrenen annelerin sevinçli telaşıyla aşağıya koştu.
İtfaiyeciler yangını söndürüp gittiklerinde akşam olmuştu. Evim hasar almamış, sadece kesif bir yanık kokusuyla donanmıştı. Eski evlerin o tatsız yaşanmışlık kokusuna şimdi bir de yanık kokusu eklenmişti.
Teyze dışarıda bahçede, tüm mahallenin kalabalığı içinde geç vakte kadar oturdu. Komşular ona yemek, çay ve su getirdi ama beni düşünen olmadı. Çok garip biri olarak görünüyorum galiba bu insanlara. Olsun, bakkaldan aldığım su ve çubuk krakerlerle idare ettim ben. Kimseye eyvallahım yok.
“Tek şifası budur,” demiş kurşuncu kadınlar, başka türlü temizlenmez bu ev. Dinleyen komşu kadınlar bu lafa nasıl da ürktüler.
– Pis, iğrenç bir şey bu.
– Ay bize de sarar mı?
– Yok yok temizlendi artık her şey.
– İyi de teyze, kadınlar kurşunu döküp gitmişler sen bir daha niye ısıtıyorsun ki kurşunu?
– Hem insan ocağa kurşun cezvesini kor da uyur mu?
– Ne bilem kızım, içim geçmiş işte. Her yer açık, ceryan yapınca ocak harlanmış. E tüllerden başlamış dedi adamlar zati.
Hep bir ağızdan yaptıkları konuşmalardan evdeki fareler için kedinin alındığını, aksilikler ve göz için de kurşun döküldüğünü anladım. Teyze her işe burnunu sokan, bir de üstüne alınan teyzelerden belli ki. Ah bu yaşlı kadınlar. Allahım ne olur bunlar gibi olmayayım. Norveçliler gibi olabilirim bak. Teyze habire anlatmaya devam ediyordu bu nemli sıcağın ortasında ben Norveçli yaşlı olma hayali kurarken.
“Baktım her gece patır patır sesler. Bir dolu farenin şarkısı, hep bir ağızdan. Yahu bi avaz fare şarkısı duydunuz mu siz hiç? Ama fare gibi de değil sanki. İyi saatte olsunlar olur mu bakam? Her gece aynı, her gece aynı. Benim Nezaket de bi prenses hanım. Baş köşede oturup duruyo da farelere baktığı yok. Kız bi kalkıp baksan ya. Önceki gece çok korktum. Gece vakti küçük bir çırpınma duydum. Yine fareler cirit atıyordu ama bu çırpınma neyin nesi? Bir şeyi sürüklüyorlar ama ne sürümek. Sanki bi ordu fetihe çıkmış, yakaladıkları esirleri kalelerine sokuyorlar. Öteki de neyse artık bi çırpınma, acırsın.”
Vay be teyzeye bak, bir sürü dinleyici bulunca kendine, anlatıyor da anlatıyor. Ama iyi de anlatıyor canım. Dili hafif çalıyor ama beğendim vallahi.
“Neyse baktım olacak gibi değil. Kalktım, her yanlara baktım. Aaaa ne göreyim, ölü bir karga sürüklüyo bunnar. Aman bi kalabalıklar bi kalabalıklar ki sorma gitsin. Bizim çatıda bir sürü karga var komşu, sizin çatıya da geliyodur bunnar. Aha şu kızcaaz benim üstümde oturuyo, asıl gürültüyü o çekiyo herhal.”
Yaşlı kadın yanı başındaki defne ağacından kopardığı yaprağı avucunda ezdi, sonra da çiğnemeye başladı. Acı bir yeşillik sardı dilini. Bizi de mis gibi defne kokusu. Çok severim defneyi. E yangın kokusundan iyidir. Nasıl yok edeceğiz bu kokuyu bakalım.
Dayanamadım konuya girdim.
“E teyze kurşun dökmek ne farelere ne de kargalara çözümdür. Nerden çıktı ki bu kurşun dökme işi?”
Teyze bana ‘sen ne anlarsın ki bunlardan’ bakışıyla bakıp anlatmasını sürdürdü.
“İnsanı ne öldürür? Durduk yerde, kazasız falan? E bi düşman. Üzüntünü iyi tanıyan biri, çektirmeyi bilen biri, aha tam da böyleydi benim adam… Beni öldürsün deye neler yaptı amma kalktı o gitti, yüce Allaan işi işte. Adamı defnedip eve geldim. İşte tıkırtılar o zaman başladı. Nezaket’in işini benim herif mi yaparmış bilmem, o varkene bi tane görmedim fare felan. Adam gitti, fareler geldi. İş mi bu?”
Ooo teyzem şahlandı. Müthiş bir anlatıcı bu kadın. Hayal gücü de müthiş.
“Eee kaç tane fare vardı ki koskoca kargayı sürüklemişler?”
“Du bi anlatıyom her şeyleri. İşte o kargalı, sessiz, karanlıklı gecede sanki bi el gelmiş, balkondan kargayı boynundan zalimce yakalamış, çıt diye kırmış. Pat diye gitmiş işte karga, sonra sürü sepet taşımışlar, ne bilem ben nasıl sürüklemişler? Bi ordu gibiler, yapyalnızken yakalamışlar belli ki kargayı. Ee yannız olmucan, ham ederler seni. Sonra haber aldım köyden, hepsi hastalanmış kovitten. Aman ne nalet bu hastalık demi? Nazardan diyolar, cemi cümleye kurşun dökelim dedik de az geldi gözüme, kurşuncu kadınlar gidince bi tane de ben dökeyim dedim. N’olcak canım, kopkolay şey. İki de dua okuyon bitiyo.”
Eee iyi bitti bu hikâyenin sonu teyzecim, güzel bağladın valla. Dayanamadım, uykum geldi, herkesi selamlayıp eve yöneldim. Teyze ardımdan telaşla bağırdı.
“Gitmeee, girme o eve, benim ev yanınca onca fare sana doluşmuştur. Yerler valla seni, bi keresinde bi komşu anlattıydı, kadının parmaklarını yemişler. Bunu duyduğumdan beri, yatarken ellerimi aşağı sallamıyom.”
Teyzenin bıdır bıdır sesi benden uzaklaşırken, içime bir huzur doldu. Kokuya dayanacağız artık. Pencereler açık nasılsa, güzel bir uyku çekeyim.
Eve girdim, kapalı kalmış pencereleri de açtım. Balkona çıktım. Nefis mavi geceye baktım. O anda çatıdan bir dolu karga uçuştu. Ölüm döşeğindeki birinin ruhunu alıp götürmek üzere gelir derler doğru mu acaba? Erken ölümler, bulaşıcı hastalıklar, hepatitler, kovitler, felçler kadar tanıdık, kara bir sürü! Onlar uçup gitti, arkalarından baktım kaldım.

Fatma Maksude Kılınç, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Ana Sanat Dalı mezunudur. Daha çok senarist olma hedefiyle okurken, on iki eylül karanlığında, reklam yazarlığına mecbur kaldı. İzmir Reklamcılar Derneği’nin ilk ve tek kadın başkanı oldu. Kitvak kurucularındandır. İlk yazarlık yıllarında iki çocuk radyo oyunu TRT’de yayımlandı. Atilla İlhan’ın şiirlerini beğenmesiyle Sanat Olayı’nda şiirleri yayımlandı. İki şiir dosyası var ama yayınlatmaya korkuyor. İzmir’de çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Son dönemde kadın yazarlardan oluşan bir grupla üç öykü seçkisinde yer aldı. Distopya dergisi editörlerinden. Bir kızı ve iki minik oğlan torunu var.


