ÜLKER İNCE
Korkunç bir adamın (Jeffrey Epstein) korkunç adasından görüntüler, e-postalar, çarpık ilişkiler fışkırırken aklımıza depremlerin veya başka korkunç hadiselerin kayıp çocukları geliyor. Demet Cengiz’in Göl Kıyısın’da Leylâ romanını okurken korkunç insanlara sunulan masumları, kayıp çocukları ve kayıp çocuklar için kahırlanan(!) insanları düşünmeden edemiyor insan.

Arkadaşlarım herhangi bir sosyal medya ortamı üyeliğimin bulunmadığını öğrenince şaşırıyorlar. Çok değişik tepkiler veriyorlar ama bana sıklıkla söyledikleri şu: “Çok şey kaçırıyorsun.”
Ben de “Çok şey kaçırmamanın tek yolunun kitap okumak olduğunu, bir konuyu enlemesine, boylamasına ancak kitaplardan öğrenilebileceğimi düşünüyor ve onlara gösterecek iyi bir örnek bulmaya çalışıyorum.
O güne kadar nedense hiç bilmediğim bir konuda yazılmış bir kitap okuyup bitirdiğim geldi aklıma, o kitabı okuyunca, kitaptan öğrendiğim pek çok şeye şaşırmıştım. Konuyu söyleyince bu kez arkadaşım yerinden fırladı, “Bu konuda Facebook’ta bir yazı var bugün” dedi.
Yazıyı bana verdi. Yazı bir buçuk sayfa… Ben okumuşum 190 sayfalık bir kitabın o bir buçuk sayfalık özetini, adı sanı bilinen bir bilim insanının yazdığı kitapta yazdıklarına üstün tutacak halim yok ama arkadaşım da inat eder bilim insanının yazdıklarına o bir buçuk sayfadan öğrendiklerini üstün tutarsa… Tuttu. Söyleyecek lafım kalmadı.
Hepimiz 6 Şubat depremlerinin haberlerini televizyona yapışmış gibi seyrettik. Çocuklarının enkazdan canlı olarak çıkarıldığı ve hastaneye götürüldüğünü gözleriyle görmüşanneler çırpınıp duruyorlardı çocuklarını bulmaya çalışıyor ama çocukların nereye götürüldüğü konusunda bir şey öğrenemiyorlardı. Korkunç ötesi bir durum! Hepimiz kayıp çocuklarını arayanları seyrettik. Sonra da başka haberlere dalıp onları unuttuk.
Oysa o kimsesiz kayıp çocukların başlarına daha sonra neler geldi? Bilmiyoruz. Televizyonda seyrettiklerimizin ötesi bizi ilgilendirmedi. “Bulunmuşlardır, ailelerine kavuşmuşlardır” falan dedik.
Hayır, pek çoğu bulunmadı! Pekiyi ne oldular?
Demet Cengiz’in Göl Kıyısında Leylâ romanında bunlardan birinin öyküsünü okuyoruz. İnsanın soluğunu kesecek, bizi kendimizden utandıracak kadar etkileyici bir öykü.
Hepsinin öyküsünü bilmesek de Demet Cengiz bize bir tanesinin hikayesini anlattı. Utanmadan okuyabilir misiniz?
Genç bir kız elinizden tutup sizi insan kalmanın imkânsız olduğu bir eve götürüyor. Sadece bedenlerin değil, ruhların da rehin tutulduğu bir eve… Pencerelerin demir parmaklıklı, perdelerin kapalı, gün ışığının yasak olduğu bir geneleve… Bu evin Epstein adasında olması şart mı? Başka yerlerde hırpalanıyorsa çocuklar, onların kayboluşları yeterince önemli değil mi? Yeni haberlere, yeni gündemlere dalmadan önce bir kerecik olsun o gölün kıyısında durmalı ve Demet Cengiz’in Leylâ’sına saygı duruşunda bulunmalıyız.

ÜLKER İNCE
1974-1989 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu ile Mütercim Tercümanlık Bölümü’nde çalıştı. 1985’te Lawrence Durrell’in İskenderiye Dörtlüsü (Justine, Balthazar, Mountolive, Clea) çevirisiyle Yazko Çeviri Dergisi’nin Azra Erhat Çeviri Ödülü’nü kazandı. Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Çeviribilim Bölümü’nde kuram ve uygulama dersleri verirken (1989-2000) Can Yayınları’nda ve Telos Yayıncılık’ta çeviri yayın editörlüğü yaptı. 2010’da Çeviri Derneği’nin onur ödülüne değer görüldü. Dorian Gray’in Portresi (Oscar Wilde) çevirisi 2014’te Dünya Kitap dergisince “Yılın Çeviri Kitabı” seçildi. Çevirileri arasında Başka Sesler Başka Odalar (Truman Capote); Constance Constance ve Yalnızlıklar, Sebastian ya da Güçlü Duygular, Mekân Ruhu, Kıbrıs’ın Acı Limonları (Lawrence Durrell); Tüfek, Mikrop ve Çelik (Jared Diamond); Parayı Verdi Düdüğü Çaldı: CIA ve Kültürel Soğuk Savaş (Francis Stonor-Saunders); Uçarı Kızlar ve Filozoflar, Caz Çağı Öyküleri (F. Scott Fitzgerald); Bülbülü Öldürmek (Harper Lee); Dostoyevski (Joseph Frank) bulunmaktadır.


